YA BİZİM KANIMIZ AKMADAN FİLİSTİN DEVLETİ KURULSA İDİ/YAKIŞIRMIYDI
Bir yanlış algılama oldu. Türkiye’nin maruz kaldığı meş’um olay sebebiyle toplantıya çağırdığı BM Güvenlik Konseyinin 10 saatlik toplantı sonrasında, İsrail’in kınanmasına yönelik bir karar alındığı söylendi.
Aslında bu karar ile ilgili olarak bundan üç gün önce yazdığım yazıda, BM Güvenlik Konseyinin bütün yetki ve sıfatları ile almış olduğu bir karar bulunmadığını belirtmiştim.Çünkü BM Güvenlik Konseyi bir kınama kararı alacaksa, kınanan ülkeye neleri yapması gerektiğini de dikte ettirir.
Ben kararda böyle bir yön görmeyince, Konseyin farklı bir çalışma biçimine atıf yapmış ve bu kararın SADRA ŞİFA OLMADIĞINI çok açık ve net bir şekilde belirtmiştim.
Konu ile ilgili olarak ABD lerinin Beyaz Saray Basın sözcüsü sorular üzerine "alınan karar ile İsrail’in doğrudan doğruya kınandığını söyleyemeyeceğini, gemideki olayların kınandığını" açıklayınca bu kınama işinden Türkiye’ye de bir parça düşürdüklerini anlamış olduk.
Yani ABD tarafı BM Güvenlik Koneyinin,İsrail’in doğrudan doğruya kınanması yönünde bir karar alınmasına imkan vermemiştir.
Mavi Marmara gemisinden meydana gelen her olay kınanmıştır.
Uluslar arası sularda seyahat eden, mağdur, mazlum insanlara yardım götüren gemilere,tam techizatlı silahlarla donatılmış İsrail Komandolarının Denizden ve Havadan yaptıkları saldırı ile,ellerinde sopalarla kendilerini korumaya çalışan insanların durumu bir tutulmuş ve her iki eylem de başkanlık divanı açıklaması biçiminde kınanmıştır.
Demek oluyor ki, ABD hiçbir hal ve şartta İsrail’i feda etmeyi, onun dünya ulusları arasında küçük düşürülmesine müncer olacak bir karara muhattap kalmasını istememiştir.
İsrail bunu yaptı ama, kendisini koruma amaçlı olarak hareket etti, gemidekiler böyle hareket etmese idi, onlar da bu yola başvurmayacaktı, İsrail’liler bu bağlamda kendilerini korudular, fakat keşke eylem bu boyutta gerçekleşmese idi, üzüntümüz bunadır denilmiştir.
Türk tarafının diplomatik sevincinin sebebi, BM Başkanlık Divanı açıklaması biçiminde de olsa, Mavi Marmara gemisindeki olayların kınanmasıdır. Türkiye pek haklı olarak, ya biz gemide kınanacak ne yaptık ki, silahlı, tam techizatlı İsrail askerlerinin katliamıdır kınanan.Hem bakın 1500 insanın öldüğü, 4500 kişinin yaralandığı İsrail’in Gazze saldırısında bile ABD, BM Güvenlik Konseyinden İsrail’in kınanmasını sağlayan bir kararın çıkmasına imkan vremedi. Oysa bizim olayımızda ABD temsilcisinin imzasının da olduğu Başkanlık divanının bir kınama kararı vardır, düşüncesidir. Bu düşünceye saygı duyuyorum ve önemsiyorum.
ABD nin bu başkanlık divanı bildirisine imza atması, aslında BM Güvenlik Konseyi toplantısında ABD temsilcisinin yaptığı konuşmanın sonucudur. Onu dün yazdım. Fakat önemli "siyasi temsil kabiliyetini"elinde bulunduran bir kısım arkadaş ile yaptığımız bir toplantı esnasında, hiç kimsenin ABD nin bu yöndeki açıklamasının farkında olmadığını görmüş oldum.
Mavi Marmara gemisine yapılan saldırı ile ilgili olarak Türk Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu’nun çağrısı üzerine BM Güvenlik Konseyinin toplantısında ABD temsilcisi "FİLİSTİN SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ İÇİN İSRAİL’İN 1947 YILINDA İŞGAL ETMİŞ OLDUĞU TOPRAKLARDAN ÇEKİLMESİ, 3 MİLYONA YAKIN FİLİSTİNLİ GÖÇMENİN YURTLARINA DÖNMESİ GEREKTİĞİ"ne değinmesi ÇOK AMA ÇOK önemlidir.
Dün de belirttim, bir musibet ,bin nasihattan yeğdir söylemi belki bu defa da gerçek olabilir. Evet vatandaşlarımızın hele İsrail kurşunlarına hedef olarak hayatlarını kaybetmesini hiçbir şekilde içimize sindiremiyoruz. Ancak eğer bu musibet, ABD nin bu söyleminin devamı ile Filistin sorununun bütüncü biçimde çözümünü beraberinde getirecek ise, bin nasihattan yeğ hale gelmiş olur VE FİLİSTİN DEVLETİNİN KURULMASINDA,TÜRKİYE ŞEHİTLERİ BİR KEZ DAHA O MUAZZEZ YERLERİNİ ALMIŞ OLURLAR.
FİLİSTİN TOPRAKLARI İŞGAL EDİLİR İKEN TÜRK İNSANININ KANI AKMIŞTI. ŞİMDİ DE FİLİSTİN DEVLETİ KURULUR İKEN TÜRKİYE İNSANININ KANI BİR KEZ DAHA AKTI.
Şehitlere Allah’tan rahmet diliyorum. Filistinin/yani ki KUDÜSÜN/ tarihindeki saygın yerinizi aldınız. Ecrinizin elbette büyük olması umulur.
Zalimin tek şe’ni sahip olduğu kuvvetidir. Haklı, haksız demeden veya kendi hakkı hayatını korumanın korkusundan elindeki kuvvetini sonsuz biçimde kullanma onun en bariz vasfıdır. O sebepten sürekli saldırganlık içerisindedir.
Oysa İslam Medeniyetinin şe’ni adalettir, elindeki kuvveti hakkın emrine vermektir. Ve o yüzdendir ki, sürekli müdafaa halindedir. Durduk yere ona buna saldırmayı İnsanlığa karşı işlenmiş olan en büyük suç olarak görmektedir.
Şimdi hiç kimsenin şüphesi olmasın ki, İsrail’li yetkililer,sınır tanımazlıklarının, Sayın Başbakanın da dediği gibi insan kanı akıtmaktaki pervasızlıklarının karşılığını elbette göreceklerdir.
Bu hayali ve vehmi bir şey değildir. Hele Türkiye gibi bir ülkeyi düşman safına almaları telafisi imkansız hata oldu.
Umarız ve dileriz yatıklarına pişman olur da tüm dünya ile barış yaparlar.
Sonrası
…………
NOT: Geçen hafta YA ÇÖZERİZ VEYA ÇÖZÜLÜRÜZ başlığı ile çıkan yazımda, Anayasa Mahkemesinin Anayasa değişikliğini esastan görüşmesinin büyük ihtimal dahilinde olduğunu, bunun Türk Siyasi hayatı bakımından tam bir kaos olacağını yazmıştım. Öyle de oldu. Anayasa Mahkemesi önümüzdeki Salı günü değişiklik kanunu esastan görüşmeye başlayacak.
SONUÇ ARTIK BELLİDİR. YAPACAK TEK BİR ŞEY KALDI.
Anayasa değişiklik teklifinde imzası olan Milletvekillerinin konuyu AİHM sine taşıması ve Fevri bir manaya çekilecek açıklamalardan kaçınılmasıdır. Çünkü bütün gayretler Ak Partinin Kapatılması üzerine kurulu.