YA YENİ DEMOKRASİ YADA TÜKENMEYEN PARAMİLİTARİZM

"Para" Yunanca harici, "Militarizm" askeri anlamlarına geliyor. Yani ilk bakışta yönetiminizin ismi Demokrasi de olsa, eğer attığınız her adımda ya askerlere danışıyor veya acaba askerler bu konuda ne derler diye düşünüyor iseniz, istediğiniz kadar yönetim biçiminiz demokrasi olarak adlandırılsın, bu sarmaldan kurtulmanızın imkânı yoktur.

Demokrasi hiç kuşkusuz katıksız bir halk idaresinin ifadesidir. Halkın çoğunluğunun verdiği kararlara, yaptığı seçime uymanın adıdır demokrasi.

Türkiye özellikle son 8 yıldan beri Paramiliter demokrasiden, halkın temsilcileri eliyle oluşan Parlamenter Demokrasiye geçmenin mücadelesini veriyor.

Bu mücadelede hiç kuşkusuz AB liği uyum süreci konusunda atılan adımlar çok etkili oldu.

Ak Partinin özellikle birinci iktidar döneminde attığı adımlar, aldığı kararlar ile demokrasisini güçlendirmesi batı dünyasının ciddi biçimde dikkatini çekti ve AB liğine katılım için müzakereler başlamış oldu.

Türkiye bu süreçte, idamı kaldırdı, olağanüstü hali sona erdirdi,DGM lerinin görevine son verdi, işkenceye sıfır tolerans için kanunlarında gerekli düzenlemeleri yaptı,işkence suçundan ötürü devletin mahkumiyeti halinde, bunu yapanlara dönme imkanı getirildi, böylece güzü yare dokunulmasından korkan insanlar ellerindeki sopaları bırakmak zorunda kaldılar, insanları canından bezdiren lüzumsuz yol kontrolleri kaldırıldı, anadil üzerindeki baskılar önemli ölçüde hafifletildi, Kürtçe yayın yapma, gazete çıkarma, televizyon kurma hakkı getirildi, Devlet TRT nin bir kanalını 24 saat Kürtçe yayın yapmaya ayırdı, kadastro kanununda cami yeri ibaresi, ibadet yeri olarak değiştirildi, ihtiyaç duyulması halinde gayrı Müslim vatandaşların kilise yapmalarına imkan verildi, bu vatandaşların el konulan vakıf malları iade edildi, Üniversitelerde KÜRDOLOJİ ENSTİTÜLERİ KURULMAYA başlandı, Anayasada önemli değişiklikler oldu, 145.maddedeki değişiklik ile Askeri zevatın "çizginin dışına" çıkmaları halinde yargı yerinin sivil mahkemeler olması karara bağlandı.

Yani hiçbir şey geçmiş ile mukayese edilmeyecek kadar ehlileştirildi. Üniversitelerde başörtüsü zulmü, yasal bir güvenceye kavuşturulmamış olsa bile fiilen sona erdirildi.

Kürtçe’nin en azından öğretim dili olarak yasal bir güvenceye kavuşturulmasının bugünün işi olmadığını herkes biliyor.

Önümüzdeki seçim döneminde siyaset kurumu bu sorunu nasıl halledeceğini elbette kamuoyuna deklare edecektir.

Zaten bu sorunun istenilen manada çözüme kavuşturulması için, yeni bir Anayasa yapmaya ihtiyaç bulunduğunu herkes görüyor.

Bütün bunlar olur iken ülkenin iktidar alternatifi olan ana muhalefet partisinden çok garip açıklamalar geliyor.

Ana muhalefet partisi  CHP nin eski genel başkanı Baykal, maalesef paramiliter bir anlayış ile Ergenekonun Avukatlığına soyunmuştu. Onun bu tavrı, önemli toplum kesimleri tarafından yadırganmıştı.

Partide yönetim tümden değişti. Fakat hala "harici askeri" bir yönetim biçiminden ülkenin kurtuluşuna yardımcı olacak bir ses gelmedi, gelmiyor.

Süheyl Batum bu bağlamda yaptığı açıklamalarda Ergenekon sanıklarından Mustafa Balbay, Yalçın Küçük, Mehmet Haberal, Tuncay Özkan gibi kişileri aday gösterip Parlamentoya taşıyacakmış.
Eğer bu kişilerin yargılandığı Silivriye 50 bin kişi ile gitselermiş, Mahkeme ne yapacağını şaşırırmış, bunu şimdiye kadar yapmamışlar, ama yapmaya niyetlilermiş.

Süheyl Batuma göre daha önce aydınlar ya işkenceye tabi tutulurlarmış yahut öldürülürlermiş, ama şimdi Silivri’ye gönderiliyorlarmış.

Ergenekon davası kapsamında çuvallar dolusu belgeler hala Süheyl Batum gibilere bir şey anlatmış değil. Bir Üniversite hocasının, hem de hukukçu birisinin bunlara karşı kayıtsız kalması, 50 bin kişi ile Silivri’ye yürüme, olmaz ise SİLİVRİZADELERİ bir yolunu bulup parlamentoya taşıma anlayışı, ülkenin içerisinde bulunduğu sakat durumu çok güzel izah ediyor.

Ana muhalefet partisinin dünyasında yeni bir durum yok. Onlar yine askeri vesayet yöntemleri ile bu milletin özgürlük, hak ve eşitlik taleplerinin önünün kesilmesini istiyorlar. Kendi bildikleri dille bu millete eziyet çektirilmesine aracılık etmek istiyorlar.

Allah aşkına söyler misiniz Ziverbey köşkünde işkence yapanlar kimlerdi?

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Ömer Ayna’yı ölüme kimler gönderdi?

Bu ülkeye aralıksız 10 yıl süreyle Başbakanlık yapan Adnan Menderes , Dış işleri Bakanı Fatih Rüştü Zorlu, Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ı kimler ipe yolladı.

Diyarbakır Cezaevini kimler yönetti, kimler bu cezaevinde guruplar halinde kendini yaktı, kimlerin logarlara cesetleri atıldı?
Öldürülecek olan aydınların, adalara sürülecek olan kendi komutanlarının listelerini, operasyon amaçlı cami minarelerinden yapılacak provoke olayların planlarını görmezden mi gelelim? CHP si gerçekten bu olan bitenin hala farkında değil mi?

Bugün taraf gazetesinin sür manşetinde komutanlar İmralıya giderek, "eğer ciddiye alınmak istiyor isen, terörü biraz daha tırmandır, yoksa kimse senin sesini duymaz" demelerini gerçekten nasıl değerlendireceğiz?

Apo olayları tırmandıracak, asker daha da sertleşecek, ortam gerilecek ve Askeri vesayet döneminin kökleşmesi için yeni adımların atılmasını bizzat milletin kendisi isteyecek!!! Yapılan hep bu değil mi? O da şimdi Mart ayına kadar yeni bir gelişme olmaz ise aradan çekilirim diyor. Adam bir ekmek uzat bana diyor, yağlımı olsun diye cevap alıyor.

Çarşaflar, Sugalar, Orajlar, Ay ışıkları, Yakamozlar plan semineriymiş?

Bunlar askerlerin çalışması ve plan semineri diyelim… Peki sivillerin bu palanların hazırlanmasında ne işleri var. Askerlerin hazırladıkları plan seminerlerinde siviller de görevli mi?

Geçin bunları beyim geçin.

"Bay" lar "Bal" gibi işbirliği içerisinde milletin başına balyoz indirmek istemişler.

CHP si bunları aydın olarak görüyor ve bu kişilerin sesi daha çok çıksın diye Parlamentoya taşıma kararı veriyor.

Çok iyi olur. Millet de hesabını ona göre yapar.