Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

“DEF-İ MEFÂSİD, CELB-İ MENÂFİDEN EVLÂDIR” (IV)

Evet, sevgili okurlar.

Def-i Mefâsid, Celb-i Menâfiden Evlâdır” başlık altındaki yazı serimize bugün de devam ediyoruz...

Usulü fıkha göre...

Yani fıkhın temel esaslarına göre, öncelik iyiliklerden, yarar getirilen olaylardan daha fazlasıyla, kötülükleri ortadan kaldırmak gerekir...

Ana felsefe bu…

Hukuksal gerçek de budur...

Dünya hukuk literatürüne yerleşmiş hukuki bir gerçektir bu felsefe!.

Ama hey hat!...

Tüm bunlara rağmen, Türkiye’mizde yıllardan beri olup bitenler, özellikle siyasetin makyajlı nutukları, her tarafı güllük gülistanlık gösteriyor ise de,  “hiç de öyle değildir?”

Zira hali alem meydanda!

Zaman ve zeminin gösterdikleri olaylar, özellikle bu coğrafyamızda, özellikle de ilimizde öylesine antidemokratik hukuk dışı kötülükler yaşanıyor ki, “akla ziyan” bir hal içeriyor..

Çünkü, bu kötülükler siyasetin ve bürokrasinin gölgesinde yaşanmaktadır veya yaşatılmaktadır!…

Kötülüklerin, haddi hesabı yok.

Gazete manşetlerine bakıldığında tüyler ürperten nice olaylar insanların yüzüne tokat gibi inmektedir...

Bazı “resmi sıfatlı” olarak geçinenlerin yaptıklarına baktığınızda; “mideniz” bulanmaktadır…

Nitekim mevcut tablo, yaşanan olaylar Türkiye’nin bir hukuk devleti olması ya da demokratik bir hukuk devleti olma gerçeğini ne yazık ki, “inandırıcı” kılmamaktadır...

Ki, insanlar  da zaten inanmıyor...

Bakınız bir önceki günkü Söz Gazetesinin manşet haberi..

Yani 18 Eylül 2021 tarihli Gazete...

Birinci sayfasının göbeğinde büyük puntolarla yazılan haber...

 “SEVKİYATTA KADIN POLİSE TUZAK MI?”

Haberin ara başlıklı spotu şöyle..

Diyarbakır’da polisin otomobilinde uyuşturucu çıktı. Kadın polis, ‘Cinsel içerikli video ile tehdit edildim’ iddiasıyla kendini savundu.

Haberin devamı;

"3 KİŞİNİN SORGULANMASI SÜRÜYOR"

Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polis memuru Emine E.’nin kullandığı otomobil, önceki akşam Kocaköy ilçesi yakınlarında şüphe üzerine durdurularak arama yapıldı. Aranan araçta 5 kilo uyuşturucu yakalandı. Emine E.’yi takip eden Serdar K. ile Mazlum Y.’nin içinde bulunduğu ikinci araçta ise yüklü miktarda para bulundu.”

Haberin ara başlığı..

 “CİNSEL İÇERİKLİ VİDEO”

Güvenlik güçleri, Emine E. ile Serdar K. ve Mazlum Y.’yi uyuşturucu madde imal veya ticareti veya sağlama suçundan gözaltına alarak sorgulamaya başladı. Emine E.’nin ilk ifadesinde ‘ellerinde cinsel içerikli videom olduğundan dolayı bankadan tehditle kredi çektirdiler. Uyuşturucu madde getireceklerini bilmediğimden dolayı gitmek zorunda kaldım’ dediği öğrenildi."

Evet sevgili okurlar!

Halk deyimiyle, buyrun burdan yakın!...

Skandal bir vaka...

Bir hukuk devleti olan, insan temel hak ve özgürlüğünü demokrasi felsefesiyle savunulan Türkiye’de nasıl olur da Emniyet teşkilatının bünyesinde görevli bir polis memuru bayan, kendi “cinsel ilişkilerini” itiraf ediyor..

Ki bu ilişki itirafı “zina ve fuhuşu” gündeme getirdiği gibi, videosunun söz konusu iki kişide, bulunduğunu söylemesi..

Ve bu kişilerin, “şantaj ve tehditlerine” boyun eğerek, sözde “aracında bulunan uyuşturucuya” kuryelik yaptığını savunuyor..

Yani neresinden tutarsanız, tutun büyük ve vahim bir tutarsızlık; söz konusu..

İğrençlik, rezillik, çirkeflik, ahlaki çöküşün her yönü var!...

Buna imza atan, ya da vakıanın içerisinde rol alan kişi, Devletin can damarı durumunda olan Emniyet teşkilatında yıllardan beri görev yapan bir kadın…

Peki buna ağlayalım mı, gülelim mi?…

Eyyy devlet!

Ey İçişleri Bakanı Sayın Soylu..

Emniyet teşkilatı gibi, suçluyu suçlu olarak görüp yargıya teslim eden bir kurum olması gerekirken, kendi bünyesinde suçluları yetiştirip, milletin vergisinden bütçe temini ile maaş bağlayan böylesi kişilerin varlığıyla kurumun neresine güven sağlanabilir acaba?

Hele hele bölgemizde, hele hele de Diyarbakır’ımızda…

Yukarda belirttiğimiz gibi hani bu kurumun görevi hakkı hak olarak tatbik edip, mazlumun hakkını zalimden alıp yargıya teslim etmekti.

Daha neler var…

Hepsini burada dile getirirsem, bildiklerimizi, öğrendiklerimizi burada kaleme alırsak, yer yerinden oynar…

Kamuoyu ve kamu vicdanı isyan eder.

Çünkü, Demokratik, hukukun üstünlüğüne inanan bir devletin bünyesinde böylesine gayri meşru silsileli suçların ve suçluların oluşması bize göre utanç vericidir...

İnanıyoruz ki, kamuoyu da tepkili!

Hele hele 13 Ağustos’u 14’e bağlayan akşam, gece karanlığında Diyarbakır’ın göbeğinde bulunan AVM iş merkezinin önünde, iş insanı Süleyman Kürkçüoğlu’nun silahlı saldırıya uğraması...

Saldırı sonrası kaçmaya çalışan Y. Lale isimli failin olay yerinin hemen bitişiğinde bulunun AK Parti İl Başkanlığı’na kaçıp sığınmak istemesi...

Suçüstü yakalanan bu kişinin, orda açık ve net olarak polisin bu işi neden yaptın sorgulamasında “Arazi ihalesi yüzünden yaptım” diyerek, hazırlanan tutanak...

Tutanakta, yasal olarak bir yakınına haber verilmesi yönündeki işlemde, “Benim en yakınım N. Lale’dir” deyip, cep telefonunu numarasını vermesi...

 “Nihat Lale’yi çağırın, numarası şudur ....” demesi..

Polisin ilk tutanağına tüm bunların geçmesine rağmen, mağdur tarafın avukatlarının araştırmasına göre ne yazık ki o tutanak bugün cinayet masasındaki dosyada yok…

Oysa ki aynı avukatlar olay anındaki tutanağın görüntülerini elde etmişler.

Akla gelen ilk soru?

Acaba burada da silsileli olarak suçluyu koruma oyunları mı oynanıyor?

O an için olay yerindeki mağdur tarafın avukatları tarafından görüntü alınarak kendi kayıtlarına geçirmelerine rağmen, bugün o  tutanak ne yazık ki alınan bilgilere göre “sırra kadem” basmış...

Ortada yok!..

Bunun temelinde yatan amaç olayın münferit bir olaya sokmak…

Oysa ki olay, anılan ailenin büyük bir organizesidir...

İşte buyurun sevgili dostlar!

Bu memleket nereye gidiyor sorusuna gel de yanıt bul?...

Hani diyorlar ya!

Et kokarsa tuz var..

Peki ya “tuz kokarsa!...”

İşte orada, gel de çık işin içinden!...

Bu örnekle yola çıkarsak, devletin kutsal bazı kurumları, yanlış kişilerin eline geçtiği zaman, nasıl da “tahribatlara” yol açabiliyor...

Bunu buradan bir dost eleştirisi olarak sayın İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu beyefendiye seslenerek diyoruz ki...

Vaziyet; “evlere şenlik?”...

Maşallah diyelim...

Devletin temel felsefesi mağdurun hakkını koruyup, zalimi, edepsizi yakalayıp suçüstü etmektir...

Özellikle silahlı saldırı olayını, bir kişiye mal etmek, yani münferit bir suçmuş gibi göstermeye çalışmak, “hakkın ve hukukun” katliamı olur...

Böylesi bir “hukuk ihlali” nereye sığdırılabilir?..

Yani diyeceğimiz şu:

Birinci saldırgan Y. Lale yakalanmış içerde, ama müteşebbisleri ve organizatörleri nerede?

Sanki bu olayın azmettiricisi, bu olayın organizatörü, bu olayın öncesi ve sonrası yokmuş gibi;  failin arkasındakiler elini kolunu sallayarak dolaşıyor..

Acaba siyasetin veya bürokrasinin müdahalesi mi var?

Kamuoyu bilmesine, devletin bir çok kurumu, işe vakıf olmasına rağmen...

Neden?..

Yeni gelmiş bir Emniyet Müdürümüz var...

Olayları nasıl irdeliyor bilmiyorum!

Ama hep ifade ediyorum...

Halkın içine girip halkın derdini arayıp soran şehit Gaffar Okkan gibi emniyet müdürleri lazım…

Evet!

Memleket meselelerimiz bundan ibarettir.

32 yıldan beri biz bunları yazıp, çiziyoruz, bu memleketle paylaşıyoruz.

Devlete, ülkeye kim dost, kim düşman, kim dürüst, kim dürüst değildir diye de, notlarımızı düşüyoruz!.

Yıllardan beri bu mücadeleyi vermiş bir medya kurumuyuz.

Bu sayede muhterem Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan daha bir hafta önce, yani 15 Eylül akşamı UZAY HABER’in ve Diyarbakır Söz Gazetesi’nin yıllardan beri Genel Yayın Yönetmeni olan Ömer Büyüktimur’a vermiş olduğu ödül de bize göre sıradan bir ödül değildir.

Böyle ciddi çalışmalarımızın bir ödülüdür, bir mükafatıdır.

Buradan tüm kamuoyu nezdinde Cumhurbaşkanımıza sonsuz şükranlarımızı arz etmeyi de kendimize borç biliyoruz.

Kamuoyunu temsilen çalışıyoruz, bildiklerimizden zerre kadar taviz vermiyoruz.

Nereye kadar gidiyorsa gitsin, nereye dayanırsa dayansın, yasaların bize vermiş olduğu düşünce ve kamuoyunu aydınlatma özgürlüğü çerçevesinde gerçekleri, hakikatleri haykırarak yazıyoruz, çiziyoruz ve deşifre ediyoruz.

Velev ki zülfüyâre dokunsun…

En derin sevgi ve saygılarımla…