SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI İLE DİYARBAKIR OSB MÜDÜRLÜĞÜ!?
Evet, sevgili okurlar.
Dünkü yazımızın son bölümünde de sizinle paylaşmak istediğimiz ana konu bölgemizde, Diyarbakır’ımızda iktidar imkânlarını kullanarak bir yerlere gelme ihtirasında bulunan kişi ve oluşumlara yönelikti.
Ve şöyle demiştik;
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının bünyesindeki şu Organize Sanayi Bölge Müdürlüklerindeki yolsuzlukların birikimi, yasadışı uygulamaları, yönetim adına halktan, yani üyelerden toplanan paraların haddi hesabı olmadığı gibi akıbeti de meçhuldür?
Soran, sorgulayan, hesap veren yok?
Lakin, yiyen, keyfiyet içerisinde olan çok..
Sanki kurtarılmış bir bölge gibi!...
Kendine buyruk..
***
Ne yazık ki, bu çark yıllar yılıdır aynı rotada dönüyor...
Gelen giden yönetimler, doğal olarak mütevelli heyet başkanı olma vasfıyla, gelen-giden valiler!...
Hep aynı çarkın döngüsünde yer almışlardır...
Yolsuzluk, usulsüzlük, amansız rant temini ve hileli, desiseli, aldatmacaya yönelik; işleyiş!...
Beri yanda vatandaşın, köylünün “arazisine” el koyup gasp etme!...
Mağdur, masum, lastik ayakkabılı, çarklı perü-perişan vatandaşların el konulan arazilerinin bazı yatırımcılara “peşkeş ettirilmesi?”..
İstimlak edilmeden, herhangi bir bedel ödenmemesine rağmen, peşkeş çektiği yatırımcıdan “satış bedeli” adı altında yüklü miktarda aldığı paralar...
Yani her yönüyle, yolsuzluk ve usulsüzlük, resmi evrakta sahtecilik içeren; bir yönetim anlayışı söz konusu!...
Hayali arazi satışı yapıyor...
Yatırımcı tapusunu isteyince “tapu yok, muvazaalı!...”
Arazinin mülkiyeti OSB’de olmadığı için yatırımcıya başlıyor; zigzaglı çizgiler çizmeye...
Bakanlığı devreye sokuyor.
O da nafile..”
Açık ve net ifade etmek gerekirse..
Mevzu bize göre, böylesi kişisel rant planları temelsiz olduğu için resmiyete dayandırmakla aslında direkt olarak “nitelikli dolandırıcılık” yapılıyor...
***
Demem o ki...
Bakanlık ne kadar “teşvik” adı altında iktidarın imkânlarını kullanırsa kullansın, orta yerdeki politika, Salih amel içermiyor..
Yanlışlar silsilesini barındırıyor..
Zira yanlı bir siyasetin varlığı söz konusudur.
Zengini, güçlüyü daha fazla güçlü hale getiren, fakiri, yoksulu da daha fazla fakir ve perişan hale getiren bir uygulama söz konusudur...
Orta yerdeki gerçekler göz ardı edilmemeli...
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı buna ne kadar cevaz verirse versin, ne kadar yasalara, yönetmeliklere dayandırırsa dayandırsın; kesinlikle hukuki değil.
Çünkü Anayasanın temel ilkeleriyle ters düşüyor.
İnsan temel hak ve özgürlüğünü çiğniyor.
Birilerine ne yazık ki resmiyet adı altında bir şeyler peşkeş ettiriliyor...
Ama fakirin, mağdurun sırtına basarak, “rantlar” temin ediliyor..
Bunlar orta yerde.
Hukuk buna hiçbir zaman geçit vermez.
Mağdur olan vatandaşların mağduriyeti dile getirildiği zaman, hukukun elbette ki daima zalimin değil, mazlumun-mağdurun yanında olduğu bir gerçektir...
Ki açıktır da.
Yargı mensupları, hele hele dirayetli bazı hâkimler, bu tür anlamsız ve yalan dolanlarla dolu aldatmacalara hiçbir zaman alet olmadıkları gibi prim de vermiyorlar...
Kanmıyorlar ve yanılmıyorlar.
Bu itibarla dünkü yazımızda da belirttiğimiz gibi…
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, özellikle Bakanlığın başında bulunan çok değerli bir aileye mensup değerli Mustafa Varank’ın dikkatine sunuyoruz.
İnanıyoruz ki bu olaylara pek vakıf değil, olayların iç yüzü ona ulaşmamıştır...
Bir bilgi gitmişse de tersyüz edilerek iletilmiştir...
Tıpkı Osmanlıdaki Yıldız Sarayının içine sızdırılmış piyon ajanlarla, Siyonist mason kafaların işbirliği içerisinde, organizasyonlar tertipledikleri gibi...
Malum, kocaman bir Saltanat-ı Osmaniye’yi bu taktiklerle yok ettiler..
Kesinlikle masonik küfür yobazlarının kişisel rantları uğruna yaptıkları her şey sonradan ele geçtiyse de ne yazık ki iş işten geçiyor.
Bir devlet yok olup gitti bu yüzden.
Biz Türkiye’mizin de aynı hali yaşamasını istemiyoruz.
Öyle inanıyoruz ki bu millet enflasyona da dayanır, hatta açlığa da dayanır, kesinlikle gerek gördüğü zaman ağalık makamından hamallık makamını tercih eder.
Ama namus dairesinde şeref ve izzetini korumak kaydıyla…
Kişisel rant uğruna, yalan dolan aldatıcı kavramlarla, bölgedeki bazı yandaş rantiyeci siyasilerin iktidarı yanlış yollara yönlendirmesi; ayağa kurşun sıkmaktır..
Yapılanlar nitelikli dolandırıcılıktır...
İşledikleri suça yetkili ve etkili insanları da ortak etme gibi bir durum söz konusuysa, vay ki vay ülkemin haline...
İşte bu gerçeklere, mutlaka Bakanlığın vakıf olup, fark etmesi gerekir...
Sayın Bakan Varank, tez elden bu rantiyeci şebekeye dur demelidir..
Bazı dosyalara derhal el koymalıdır...
İncelemeye tabi tutmalıdır ki o rantiyeci şebekenin uzantıları deşifre edilsin...
Görülecektir ki bölgedeki KCK’ya veya PKK’ya kadar uzantıların varlığının ne kadar haşin olduğunu...
Bu itibarla dünkü yazımızda da belirttiğimiz gibi mutlaka tez elden “Mütevelli heyeti” adı altındaki bu rantiyeci şebekenin, hele hele oranın müdürlük makamını işgal eden ve yıllardan beri devam ede gelen çöreklenmiş bazı şahsiyetlerden “iş ve işlemleri” noktasında hesap sorulmalıdır..
Bakanlık mutlaka bu yanlış işlerden dolayı derhal o isimleri görevlerinden alıp, kurumdan el çektirmelidir.
Tertemiz, namuslu, dürüst, halkın itibar ettiği, itimat ettiği güzel bir mütevelli heyetini oluşturması lazım...
Bu görevi onlara devredip fakirin, mağdurun, köylünün bu mağduriyetine son verilmesi gerekir.
Çünkü devletin ve iktidarın sırtından kirli yollarla para kazanıp, köylü vatandaşların sırtından helal olmayan parayı kazanıp bir yerlere gelme hesabının sorulmayışının vebali ağırdır..
Sorulmalı, hesap verilir olunmalı...
Tez elden iktidar olup biteni fark etmelidir...
Bölge siyaseti fark etmelidir..
Gerekenler de icra edilmelidir...
Aksi halde hem köylünün merasını elinden alıp kaşla göz arasında “yatırım” adı altında “mera” vasfından çıkarıp “hazine” vasfına sokup birilerine peşkeş etmenin hali, kamuoyu nezdinde vicdanında çekilecek gibi değildir.
Ve kamuoyu bunun peşini bırakmıyor.
Eninde sonunda mutlaka yasalar çerçevesinde, meşru zeminde o hakkını alacak ve kazanacaktır diye düşünüyoruz!.
Ama bize göre o zaman iktidarın bazı yetkilileri de ortaya çıkacak gerçek karşısında, utanacaklardır.
Seçim sath-ı mailine giren bir Türkiye’den bahsediyoruz.
AK Partinin alnının akıyla, dik başıyla yola çıkıp bu kirli şebekelerden partiyi kurtarıp halka dönmeleri bize göre kaçınılmaz bir haldir...
Zaman geçmiştir, geç bile kalınmıştır.
Bunu artık zamana bırakmamak gerekir.
Bölgemizde, Diyarbakır’ımızda bu işi bilen ticareti bilen kanaat erbaplarının kontrolünde bilirkişi vasıtasıyla bu işi ele alıp çözüm yoluna gitmek bize göre yine Bakanlığa düşmüştür, Valiliklere düşmüştür.
Bu görev özellikle İl Valisi Sayın Münir Karaloğlu’nun inisiyatifindedir.
Ve önceden gelen giden her Vali o yanlışlara bilerek veya bilmeyerek imza atmıştır.
Gönül arzu ediyor ki İl Valisi Karaloğlu bu yanlışlara imza atmasın.
Derli toplu vaziyette dosyaları incelemeye alsın, vatandaşları, köylüleri dinlesin ve onları bir sorgulasın.
Hakla batıl.
Helalle haram.
Birbirinden ayırt edilmiş olur ki işte buna da insan temel hak ve özgürlüğü deniyor.
Hukukun üstünlüğü deniyor.
Ve gerçekten demokratik bir ülkede yaşanıldığı kanıtlanır.
Bunu da söylemeden geçmeyelim.
Her gün biraz daha bazı belgeler elimize geçiyor ve biz de onları illaki kamuoyuyla paylaşmak zorunda kalıyoruz.
Bizden bugünlük bu kadar diyelim!...
En derin saygı ve sevgilerimle.