Şeyh Said'i anmak!
Önceki gün;
Şeyh Said ve 47 arkadaşının "idam edilişlerinin" yıl dönümüydü.
86 yıl önce,
Şark İstiklal Mahkemesinin kararıyla, "Dağkapı" meydanında, idam edilmişlerdi.
Gerekçenin özeti ise;
Kürdistan’da, İslami "bir Kürt isyanı" başlattığı için.
Diyarbakır, bu "tarihi" ve Kürt dokusunda önem arz edici günü, "andı".
Her ne kadar;
Farklı "düşünce ve görev" ölçeğinde, iki ayrı cephede icra edildiyse de.
Önem arz ediciydi.
Aynı minvalde, ülkenin "demokratikleşmesi" açısından da ölçüydü.
Çünkü bundan 3–5 yıl önce, "Şeyh Saidi" anma etkinlikleri düzenlemek.
Bayraklarla,
İdam sehpasının kurulduğu alanda "toplanıp", mesajlar vermek.
Batıkent'te,
Binlerce insanı toplayıp, "O günü" sorgulamak. Özellikle de; "itibarlarının" iadesini istemek.
Ve mezarlarının "bulunması" yönünde, tertipler hâsıl olmuş olsaydı.
Olabilecekleri tahmin etmek zor olmazsa gerek.
Açılacak soruşturma,
Gözaltına alınacak insan sayısı, yazan-çizenin sorgulanması.
Enva-i "devlet tahkikatı" icra edilirdi.
* * *
7 yıl önceydi,
Ramazan-ı Şerif nedeniyle "Ramazan'a özel" bir sayfa hazırlıyordum.
Şeyh Said isyanıyla alakalı bir makale yazmıştım. Ve Orada, şöyle bir ifade kullanmıştım.
İsyan'da,
Devlet taraftarları olanlara "Kürt işbirlikçileri" diye, yazmıştım.
Sorgulandım. Dava açıldı, bilahare beraat ettim.
O gün.
Ve bugün, yaşadıklarımızı kıyasladığımda, "nerden nereye" dedim kendi kendime.
Demokratikleşme,
Ve özgür ifade alanında "küçümsenmeyecek" bir noktaya geldik.
Düşünün,
Savcı bile itiraf ediyor, "Kürtçe şarkı ve konuşmaya" ilişkin.
2006 yılında olsaydı, "buradakileri tutuklardım" diye.
Türkiye,
"Demokratikleşiyor" ve artık değerlerine de sahip çıkıyor.
Eksikler hâsıl olsa bile.
* * *
Önceki gün,
Ve dün Şeyh Said isyanıyla alakalı, "tarihi" dokümanları karıştırdım.
Her ne kadar,
İsyanın "içeriğiyle" alakalı, farklı düşünceleri içeren "dokümanlar" var ise de.
Özü olarak, "mahkeme" zabıtları, birçok noktada, İsyanın neden ve nasıl başladığını anlatıyor.
Malum,
"Şeyh Said ve arkadaşları 15 Nisan 1925 günü "Murat Nehrini" geçerken, Alevi Hormek ve Lolan aşireti tarafından yolları kesilir.
Burada, arkadaşlarıyla birlikte yakalanan Şeyh Said hükümet kuvvetlerine teslim edilir".
Osman Nuri Koptagel Paşa "teslim" alır onları.
Diyarbakır'a getirilir.
Ve "Şark İstiklal Mahkemesi" kurulur.
Eski Yenişehir Sinemasının yerinde.
Şimdiki,
Alman Hastanesi'nin bulunduğu yer.
Yargılama 26 Mayıs 1925 günü başlar.
Ancak, üç gün süreyle Mahkeme öncesi Şeyh Said sorgulanır.
Elbette ki,
Şeyh Said sorguda "idamdan" kurtulmak veya serbest kalma, duygusuyla "taviz" vermiş değil.
BirileriniN dediklerinin aksine.
İnkâr veya tevil yoluna sapmadığı gibi.
Her soruya,
Doğru ve İslami düşüncesiyle cevap vermiştir.
* * *
Mahkeme,
Zabtından aldığım notlara, gelince. O gün, ne yaşandı ve neler söylendi?
İşte o tarihi kayıtlar.
— İsyan hareketini nasıl düşündünüz? Size ilham mı geldi?
— Hâşâ, ilham falan gelmedi. Kitaplardan bilirim ki, imam şeriattan saparsa isyan vaciptir. Hükümete şeriat sorununu anlatmak istedik. Hiç olmazsa bir kısmının uygulanmasını isteyecektik. Allahu Teala’nın takdiri beni bu işe sevk etti. İçine bir düştüm, bir daha çıkamadım.
— Buyurdunuz ki, imam şeriattan saparsa isyan vaciptir. Bunun şartı yok mu?
— Şartını bilmiyorum. Şer’an vaciptir deniliyor.
— Demek ki siz, şeriattan sapma olduğu için kıyam ettiniz. Amacınız ne idi?
— Kitap, kıyam vaciptir diyor. Kitap, cinayet, zina, müskirat gibi durumları yasaklıyor. Hepimiz Müslüman’ız. Türk, Kürt ayrımı yoktu.
— Şeyh Efendi, onları bırakın. Özellikle kıyamın nedenini söyleyiniz.
— Piran’da bir olay oldu. Çatışma çıktı. Bu da bana mal edildi. Halbuki ben teğmene üç defa rica ettim. Adamlar nikâhları üzerine yemin etmişler, ısrar etmeyin dedim. Sonra sekiz tanesini bırakmış, ikisini tutuklamışlar. Olay patlak verince ben köyden çıktım. Sonra işin içine köylüler karıştı; ayaklanma başladı. Bir daha içinden çıkamadım.
— Şeyh Efendi, Piran’a gelmeden önce din meselesinden dolayı kıyamı düşünüyor muydunuz?
— Kalbimde düşünüyordum. Fakat savaşla değil, broşürler yazıp Meclis’e göndererek, yasaların şeriata uygun düzenlenmesini istemeyi düşünüyordum.
* * *
— Niçin yapmadınız?
— Bu konuda önce bilimsel araştırmalar yapayım dedim. Fakat kader beni Piran’a sürükledi. Piran olayı çıktı; önünü alamadık.
— Müslümanların kardeş olduğunu söylediniz. Müslüman’ın Müslüman üzerine kıtal göndermesi caiz mi?
— Hz. Ali’nin savaştıkları da Müslüman değil miydi? Yine kardeş kalırlar.
— Jandarma geldi, adam vuruldu, bu isyan çıktı dediniz.
— Evet, jandarma vurulmasaydı, kitapla görevimi yapacaktım.
— Jandarma çatışması olmasaydı, altı ay sonra isyan olurdu değil mi?
— Hayır, jandarma olmasaydı, belki olmazdı. Allah kader saydıysa olurdu tabii.
— İsyanı tek başınıza mı başlattınız? Herhalde sizi teşvik edenler vardır.
— Ne içerden, ne de dışardan teşvik eden yoktur. Hariçten dediğim ecnebilerdir.
— Demek ki ayaklanma ve isyanı yalnız zat-ı âliniz düşündünüz.
— Evet, benim fikrimde vardı. Bilim adamlarını, düşünce sahiplerini göreyim dedim. Din kalkmış, maneviyat unutulmuştu. Bunları isteyelim dedim. Öyle ümit ediyorduk. Zaman kalmadı. Bu olay meydana geldi.
— İsyandan önce hükümete başvursaydınız ya!
— Vaktimiz olmadı.
* * *
— Hükümet taleplerinizi kabul etseydi ne olurdu?
— Günahtan kurtulurduk. Evimizde otururduk. Hükümet isteklerimizi kabul etseydi, hicret isterdik. Hicret izni vermeseydi, günah bizden gider. Otururduk.
— İslam içinde sizden bilgin yok mu? Varsa neden sadece siz düşünüyorsunuz?
— Alim elbette çoktur. Fakat canlarından, mallarından korkarlar.
— İçlerinde en cesuru siz misiniz?
— En cesuru değilim tehlikeye atılan benim.
* * *
Evet.
3 Haziran 1925.
Şark İstiklâl Mahkemesi Savcısı Süreyya
Şark İstiklâl Mahkemesi Başkanı ve Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Kansu, dava dosyasının ve evraklarının incelenmesinden sonra 28 Haziran 1925 tarih ve 1925 / 69 sayılı İstiklâl Mahkemesi kararını tebliğ eder.
Şeyh Said ve arkadaşları,
28 Haziran'ı 29 Haziran'a bağlayan gece, saat 02.00’de Dağkapı meydanında darağacına asılarak idam edilir.
Evet,
Tarihi, hareketlerin ve rehberlerinin mücadelelerini kazanıp kazanmamaları, belki o an için, "hayat" bulmak.
Ama bilinmeli ki, hareketin o anki neticesine değil, tüm zamanlar içinde dengeleri nasıl, ne derece ve ne yönde etkilediğine bakmak gerekir.
İşte,
Şeyh Said'in "İslami Kürt İsyanını" bu minvalde, okumalıyız.
Ruhları şad olsun.
* * *
Bir ayrıntı da,
Önceki gün Sümerpark'taki "anma" etkinliğinde, "dua ve saygı" polemiği.
Anlamsız,
Bir o kadar da, suistimal içermekte.
Değerler, "bireysel ve düşüncel" olduğu kadar, toplumsaldır.
Zaten,
Çıkmaz sokakların sürekli inşa edilmesinin sebebi de, "değerleri" toplumsal olarak, görme zafiyeti yaşamamızdır.
Niye,
Önceki gün Diyarbakır'da iki farklı mekânda ve farklı görüntüyle, "Şeyh Said ve arkadaşlarının" şahadeti anıldı.
İşte bu "çelişkili" ruh halinden kaynaklı.
Biri,
Şeyh Said'in isyanını "Kimlik" üzerine okuyor.
Diğeri,
İslami bütünlük içerisinde, isyanı görüyor.
Aslında,
İkisi de, isyanın "DNA"sıdır.
Zabıtlarda,
Vakidir, isyanın "ekseriyetiyle", "Din eksenli" olduğuna vurgu her satırda vardır.
Tabi ki, "kimlikte.
Anlayacağınız.
"Değerlerimizde" bile hizipleşiyoruz.
Toplumsallaşamıyoruz.
Ölümler,
Şehitler ve büyüklerin vefatında, dua da okunur, saygı duruşu da yapılır.
Mevlit'te okunur.
Yeter ki,
"Değerin" toplumsal bütünlük içerisinde bilincinde olabilelim.
Hayırlı Cumalar.