"O ANT YENİDEN OKUTULSUN MU?"

 

Yok, daha neler!

Yıllarca.

İlkokulda.

Ortaokulda.

Ki liselerde dahi; her sabah okutuldu.

"Türküm, doğruyum, çalışkanım."

Diyerek başlandı.

Sonra…

"Ne Mutlu Türküm diyene" diyerek bitirildi.

Peki, ne getirdi; bu O ant!

Nasıl bir kazanım sağladı?

Ben; hiç diyorum…

Çünkü.

Ne Atatürk'e,

Ne kurucu ilkelerine,

Ne değerlerimize,

Ne de "milli ve yeli" örfümüze.

Ve ne de, millet olabilme noktasındaki "bütünlüğümüze" katkı sunmadı.

Fayda getirmedi.

Yeni süreçler oluşturmadı.

Bilakis; "etki" tepki oluşturdu.

Yani.

Bu ülkede,

Bu millet içerisinde yaşayan diğer "etnik kimlikler" yok sayıldı…

"Herkes Türk…"

Laz’ı da.

Çerkez’i de.

Kürdü de.

Arap’ı da.

Bulgar’ı da.

Göçmeni de.

Sunisi, Alevi’si; "ülke toprağında hangi etnik kimlik varsa" hepsi; Türk....

Dağlara..

Taşlara..

Tepelere.

Şehir girişlerine dahi yazıldı; "Ne Mutlu Türküm" diye.

Hele ki, "kafatasçı" söylemler.

Dönemin, atmosferine yönelik; "ötekileştiren" sloganist ifadeler.

Özelliklen de; "Kürtler."

Ki değer etnik gruplarda.

Vaziyet.

"Türk" olmayan için; "mutlu" olunamaz hale getirildi…

Diyeceksiniz ki…

"Etnik kimlik" vurgusundaki gaye; "Türkler" değil.

Gaye; "Türkiye'yi" hiçbir şekilde "mutlu" ettirmemek.

Hep kargaşa.

Hep kavga.

Hep terör.

Hep bölünmüş bir ruh körüğünün varlık göstermesi…

İşte O ant'ta "böylesi" bir körüğün, argümanı olarak kullanıldı.

Tepkiler körüğü oluştu.

Ki biliyor ve inanıyorum ki.

Yaşadık.

Gördük.

Ve tepkilerin ekseriyeti de; "Türklerden" geldi.

Bu ant "bizi" bölüyor diye.

Çünkü andın ruhunda.

"Etnik kimlik" vurgusuyla; "ayrıştırıcılık" var.

Kaş yapayım derken, göz çıkarma misali.

Malum…

Kaldırılması yönünde hep; "tartışmalar" oldu.

Son olarak.

Çözüm süreci evresinde.

Toplumsal birliktelik adına…

Milletin genel talebi noktasında; "o ant" kaldırıldı.

Okullarda okutulmuyordu.

İyi de olmuştu.

Her mutlu.

Herkes doğru.

Herkes çalışkan "sınıfsallığıyla"; "kimlikleşmeye" gitmiyordu.

Şimdi.

Birileri yeniden "ateşi körükleme" adına.

Yeniden "okutulsun."

Yeniden "zorunlu" hale getirilsin diyor.

İstiyor.

Diyeceksiniz ki, kim istiyor?

Elbette ki, "Kemalistler"…

Tabi bu Kemalist grubun bir özelliği var.

O da şu.

24 Haziran Seçimlerinde; "her evden bir oy HDP'ye" diyenler.

Kampanya yapanlar.

Yani, Türk solu.

Yani, HDP'nin üst tepesiyle "dirsek temas" içerisinde olanlar.

Yani, CHP ile "yerel ittifak" köprüsü kuranlar.

Düşün de düşün...

Bilinmez denklem gibi ise de; "inlik" açık.

Gerekçeleri de.

Ey Ak Parti!

Ey Hükümet!

Ey Erdoğan!

O andı.

"Siz açılım adına, çözüm süreci adına, milli kardeşlik projesi adına; kaldırdınız.

Şimdi; “o hava ve proje yok.”

O ant yeniden getirilsin.

Zorunlu kılınsın.

Okullarda okutulsun…

Eğitim müfredatında "yerini" alsın."

Velhasıl!

"Tavşana kaç, tazıya tut" oyunu sergileniyor.

İnanıyor.

Ve öyle ümit ediyorum ki.

İktidar da.

Milli Eğitim Bakanlığı da; "bu oyuna" gelmez.

Özellikle HDP.

Ki tavan demiyorum, ama tabanın "vaziyeti" iyi okuması lazım.

Haksızlığın.

Eşitsizliğin.

Adaletsizliğin.

Enva-i ateşini körükleyen zihniyeti; tanımalı.

Yıllar yılıdır.

Kim kimi; "ikirciklik" ihanetiyle, hasım ettiği bu hakikatler ortaya koymaktadır.

Yeter ki; "at gözlüğüyle" bakılmasın…

***

TASARRUF MU?

Malum.

Ekonomik kriz "buhranı" yakıcı.

Döviz kuru; "kurşun" gibi ha bire saplanıyor…

Çarşı pazar.

Esnaf.

İş, aş, hak getire noktasında; "fahiş zam" batağında.

Fırsatçılar.

Stokçular.

Sülük gibi; ülkenin ve milletin "kanını" emiyor.

***

İşte bu ahval içerisinde; hükümet karar aldı…

Alınan bir karar…

Kamudaki "lüks" araçlarda tasarrufa gidilecek…

Bakan genelge yayınladı.

Var olan araçlar.

Kiralanan araçlar listelensin; "tasarruf yapılacak?"

**

Diyorum ki…

Hazır "tasarruf" kampanyası başlatılmış.

Kemer sıkılacak.

Lüksten kaçınılacak.

Lüks araçların kullanımına "sınırlama" getirilecek…

İl Valiliklerinin "garajlarında" bulunan;

Mercedes.

BMV…

Ve diğer VIP araçlarından "başlayalım."

Hele ki "belediyelerin"…

***

Bakanlıkların.

Genel Müdürlüklerin.

Daire başkanlıklarının.

Ya da Üniversitelerin garajlarından" beter bir doluluğa sahip…

Ya kiralananlar…

Ama bir söz var…

Tasarrufa gidilecekse, "önce kendi evinden, mutfağından" başlanılmalı.

***

YUMURTAYA NE OLDU?

Vallahi anlamak zor…

O da "zam" aldı.

Ama öyle böyle değil.

Kolisi, 25 liraya çıktı.

Fiyat yüzde 130.

Neymiş; "döviz kurundan" kaynaklı bir zorunluluk.

Gel de inan.

Un torbasına döndü vaziyet.

Buğdayın fiyatı sabit.

Çiftinin satışı belli.

TMO'nun da.

Ama gel gör ki; " buğday" una dönüşürken, "dolar" kuruyla satış alıyor.

Ne diyeceksin?

Türkiye "fırsatlar" ülkesi.

***

İNSANLIK BU MU?

Ne diyorlar…

Suriye'de.

Irak'ta.

Yemen de.

Yani, Ortadoğu'da "insanları" öldürmek serbest…

Silahla.

Bomba ile.

Havadan.

Karadan.

Bomba yüklü araçlarla; "katliamlar" yapmak da serbest.

Konvansiyonel silahlarla; yapabilirsiniz.

İstediğinizi.

Hedef seçtiğinizi.

Kimseden "sormadan", yok edip, öldürebilirsiniz…

Terörü.

Terörizmi.

İllegal ve legal "gruplar" oluşturabilirsin.

Ama kesinlikle.

"Kimyasal silah kullanamazsın…"

İşte; İnsanlık bu?

Hayran kalmamak elde mi?

Hele ki.

ABD'nin.

BM'nin.

Ve tabi ki, NATO'nun "insancıl" tavrına!

Ne diyelim.

Ölen de.

Öldüren de.

Yok edilip, soykırıma uğrayan da; "Müslüman."

Medet umulan ise; "haçlı."

***

TANITIM GÜNLERİNDE İKİ KARE RESİM…

Dikkatinize sunulur.

Diyarbakır "sofrası" deniliyor; ama "kokoreç" satılıyor.

Sucuk satılıyor.

Ekmek arası "sucuk" diye fiyat biçiliyor.

Biz ne demiştik?

Diyarbakır'ın "tanıtım günleri" birileri gölge düşürerek, işi ranta çevirdi.

İşte bu iki kare resim…

Size neyi ifade ediyor; bilmem.

Ama yorum size ait?