Görüş Bildir

KALEMİN DİLİ

Ömer Büyüktimur

omerbuyuktimur@hotmail.com

SİYASİ AHLAK YOKSUNLUĞU!!..

Size göre, ülkenin "siyasi" tarihinde "ahlaki" bir kural vaki oldu mu?.. Ya da buna dair, "bir yasa ve kanun" hükmü söz konusu mu?.. Doğrusu, tarihin yapraklarını, şöyle son yüz yıla özgü "çevirdiğimizde" pek de, "salih" bir sayfa, “ahlaki” bir kimlik bulmak zor!.. Yok gibi.. Var olan da; "olsa ne olur, olmazsa ne olur" kabilinde her türlü "yoksunluğa" evet diyen bir durumda!!!…

***

Öyle ya!.. Kaç parti iktidar oldu, kaç parti "ana muhalefet" kimliğiyle kendini idame etmeye çalıştı.. Peki, "bugün" o partilerin esamisi okunuyor mu?.. Hayır?… Kaç parti, kuruldu, kaçının kapısına "kilit" vuruldu?... Hele ki, kaçı "akşam meyhanesi", "kuşbazlar" kahvesi, kanaryaların "kumarhaneleri" diye, "kayıt" altına alındı?… Kayıtlar, dokunma diyor çünkü "her taraf" enkaz...

***

Siyasi partiler ve "siyasi libas" giyenlerin kaçta kaçı bugün, "ahlaki değerler" noktasında, "milli irade" temsiliyeti ilkesiyle "salih" bir amelle anılıyor, yad ediliyor veya "örnek"  teşkil edecek bir maziye sahip!?.. Ya da, "gerçekten"  oyunu aldığı kendi seçmenine karşı, ettiği yeminin "ilkelerine" sadık bir temsiliyeti üstlendiğini söyleyebiliriz?.. Veyahut, siyasi misyonu "layıkıyla" yerine getirebildiğini?..

***

Neyse, fazla söze gerek var mı ki?. Denir ya; “görünen köy kılavuz istemez”.. Hal-i alem orta yerde... Nitekim yaşadığımız çağ açısından, "siyasi ahlak" var mı, yok mu, ikilemi içerisinde bulunuyorsak, demek ki "geçmiş" hiç de "salih, temiz ve ak" bir sayfalar manzumesine sahip değil?… Aksi olsa idi; son günlerdeki tartıştığımız mevzu; "Milletvekili transferi?" olur muydu?.. Daha açık ifadeyle; "milletvekili pazarlığına?" karşı yasal bir mevzuat peşinde koşulur muydu? ..

***

Yani "siyasi ahlaksızlığı" yasayla önleme, gayretine giriyoruz?.. Yasayla "ahlak mı" sağlanır?.. Zor!.. Şarkının sözcüklerinden dökülen ifadeler gibi; "zor dostum zor?"… Vaka bir bütünlük, çirkefliği, iğrençliği, "çürümüş" bir ahlakı içerdiği gibi, "çilingir" sofralarına "milletvekillerini" meze yapmak sizce "hangi siyasi ahlak kriterine" sığar veyahut uyar?".. Diyen var mı, beri gelsin?..

***

Diyeceksiniz ki, CHP bunu yaptı?.. Daha önce de, geldiği "siyasi akım" icra etti?. Ki "Güneş motel" vekil transferlerine hep model!?.. İşte, demokrasi bu diye?. Doğru!… Tarihin sayfalarını çevirdiğimizde, her türlü ahlaksızlığa" en kolay giydirilen libasın "demokrasi" diye tabir edilen "kelimenin" elbisesi olduğu görebiliyoruz?.. Onun için hep derim, “demokrasi” ama kime göre demokrasi!..
***

Dün olduğu gibi bugün de; "zulmün" başına "Adalet'in" külahı, hıyanette "hamiyetin" libası giydirilir miydi?. Esarete de hürriyet namı verilir miydi?..

***

Şimdi bir parti, bir başka "partiyi" seçmenin hiçbir şekilde "iradesine" nail olmamış halde, kendi partisine "oy veren" iradenin temsil ettiği Milletvekilini, "transfer" ettirerek, Meclis'te "grup" oluşturacak?.. O vekile, git "o partiye" mensup ol denilecek?. Ve bunu, onun gibi "seçilen" parti lideri "iradesine" ipotek koyarak, "yerine?" getirecek?.. Demezler mi, "bu nasıl bir siyasi ahlaktır, bu nasıl milli iradenin istismarıdır, bu nasıl bir milletvekili onurudur" böyle?..

***

Kendinize saygınız yoksa, seçilen vekilinize karşı bir dürüstlüğünüz bulunmuyorsa, bari "milli irade" diye gördüğünüz seçmeninize karşı, "ahlaki bir dürüstlüğünüz" ve saygınız olsun?.. Hileyle ve hülleyle, siyasi gasp ve işgale, iftira ve yalanla, "piyon" olabilme adına elin gavuruna "biat" edici olan kişiler olarak, siyasetin "tarih" sayfasındaki "ahlaksızlar" bölümüne, yazılmayın?.. Azıcık ama azıcık dürüst olun!...

***

GERÇEKLERİN ÇARPTIRILMASI PSİKOPATÇADIR!?

Denir ya, "balık baştan kokar" diye!.. Eee ülkemin siyasi kulvarında, "enva-i ahlaksızlık" vücut buluyorsa!.. Pek tabi ki ülkemin sokaklarında vuku bulan hadiseler üzerinde "psikopatça" olayların yaşanması ve birilerinin sahiplenmesi de, kaçınılmaz hale gelir?..

***

İşte, Bağlar'da evli, bir çocuk babası polis memuru Atakan Arslan'ın "şehit" edilmesi vakası!.. Şehide Allah'tan rahmet, ailesine ve camiasına başsağlığı diliyorum.. İki yıldır Diyarbakır'da görev yapıyormuş.. Sosyal biri, beşeri ilişkileri yüksekmiş?.. Aynı zamanda; "yüzme hakemliğini de" yapıyormuş?..

***

Peki, Arslan'ı şehit edenler kim?.. Halk deyimiyle, üç azılı suçlu!.. Suç dosyaları kabarık.. Her birinin 10 "suç dosyası" var.. Hırsızlık.. Yaralama.. Gasp.. Uyuşturucu.. Silah… Kesici alet taşıma.. Tabiri caizse; "ne ararsanız mevcut" işledikleri suç dosyalarında?..

***

İşte polis sokağın, mahallenin, şehrin "huzuru ve güveni" için, sağlıklı bir "yaşam alanının" tesisi için, "genel asayiş" uygulamasında bulunuyor?..

"Sokakları psikopatlardan" temizlemek için görev yapıyor!. Sokakta işte bu üç azılıyla yüz yüze geliniyor.. Kontrolden kaçıyorlar.? Polis dur diyor.. Dönüp, polise "ateş" edip şehit ediyorlar…

***

Geride, dul bir kadın. Yetim bir çocuk.. Gözü yaşlı, yüreği yanık, "kor ateşi" düşmüş bir aile!..

***

Peki, tabii ki "cinayet "işlemiş suçlu.? Ve onunla hareket eden iki kişi… Mesele bir bütün olarak; facialar silsilesini içeriyor.. Yaşanan bu "vahşi ve canice" hadiseye tek kelime etmeyen bazı siyasileri, yapıları ve oluşumları gördüğümde.. Özellikle sergiledikleri tutum, iş "zanlılara" ve onlara dair uygulamaya gelince, "kralcı" kesilmeleri?.. Hakikatlere değil, hakikatsızlıklara eğilim gösteren davranışlar içerisinde olmaları der demez insanı söyletiyor?.. Bakar mısınız?… Kendine "savunma" erki gibi libas giymiş örgütlerin takındığı tavır!…

***

Dünden beridir tepinip duruluyor.. Etrafında enva-i yalan ve dolanı "gerçekmiş" gibi yapılan pazarlamalar.. Ve buna dair "sazan balığı" gibi dalma halleri?.. Neymiş, "polisi şehit eden zanlı" adliyeye götürülürken kendisine "aşırı güç" kullanılmış, daha "korkunç" bir ithamla "toplu, coplu tecavüze uğramış" denilecek kadar ithamlar.. Yani "işkence" yapılmış, hukuk dışı bir işleme tabi tutulmuş?..

***

Peki işin aslı astarı var mı?.. İşin ciddiyeti noktasında, "somut" bir durum yok, sadece tek bir kare resim!.. Şahsın muayenesi, adli tıp raporu yok!... Öncelikle ifade edeyim..! İşkenceye ve hukuk dışı iş ve işlemlere "tavizsiz" karşıyım. Hele ki, 90'ların benzeri bir "halin hala da emniyette yaşanılır" olacağı?… Olmaması gerekir?.. Velev ki, o en azılı, haydut, terörist, psikopat olsa bile; insandır!.. Yasa ve kural, bellidir ne diyorsa o uygulanır!!..

***

Bakanlık ve Diyarbakır valiliği resmi açıklamada "iddiaların" hepsini yalanlıyor.. Ve diyor ki, "sosyal medyaya" yansıyan tek karelik resmin, hikayesi ve yaşanır hali birileri tarafından "algı üretmek" adına çarptırılıyor?. Hakikat şöyle;

***

"-Diyarbakır’da polisimizi şehit eden katil zanlısının yakalandıktan sonra ilgili adli birime intikali sırasında, ağzından çıkardığı jilet ile görevli personelimize saldırması üzerine, artan oranda maddi kuvvet uygulanmak suretiyle zanlı muhafaza altına alınmıştır.

***

Gerek şahsın kendine zarar vermesinin engellenmesi, gerekse personelimizin kendi güvenliğinin sağlanması amacıyla ince arama yapılmak istenmiştir.

***

Bu esnada şahsın direnmesi üzerine orantılı güç kullanılarak kıyafetleri çıkartılmış ve iç çamaşırının bel bölümünün lastik kısmında bir jilet daha bulunmuştur.

***

Üst arama işlemi esnasında çekilen bir fotoğrafın sosyal medya hesaplarında paylaşıldığı anlaşılmaktadır. Söz konusu olaya ilişkin tahkikat derhal başlatılmıştır."

***

Elbette ki, resmi makamlara güvenmek zorundayız… Beni en çok etkileyen "polisin şehit edilmesine" tek bir satırlık ifadesi dahi bulunmayan, Diyarbakır'ın sokaklarında "cirit atan psikopatların" çoğunluğuna, eli silahlı ve bıçaklı kişilerin yarattığı "tehlikeye" tek bir söz dahi söylemeyen, neden “gençler” böylesi bir batağın içerisindeler diye laf etmeyen sözüm ona "hukukçular topluluğunun"  mevcut halleri, "havanda su dövmeden" öteye söyledikleri artık benim için; bir anlam teşkil etmiyor…

***

Eee; "zihinler" tek mekanikle çalışıyor.. Hakikatler değil, "hakikatsızlıklar" muteber ve gözetilir olunca, icraatları da bu minvalde olur?

***

Gelelim  Ankara'da "Kürtçe Müzik dinledi diye öldürüldü" şayiasını yayıp toplumsal bir "suikast" fitilini ateşleme "iğrençliğine" girilen tuzak olay!… İlk duyduğumda irkilmedim, lanet getirmedim değil… Yine mi, 80'leri, 90'ları "yaşatmak" isteyen damar, kendine alan buldu diye?.. Kocaeli’nden sonra şimdi de Ankara’nın göbeğinde mi?.. Ama sonra, "gördüm ki" hakikati göz ardı eden bir zihniyet burada da kendisine kulvar bulmuş; gaye toplumsal "hizip" ateşini körüklemek?..

***

Peki, gerçek onların dediği gibi mi?… Yine resmi beyanlara bakıyoruz.. İçişleri Bakanlığı açıklama yaptı.. "Hayır" diye!.. Tam tersi bir durum söz konusu.. Açıklamada ne deniliyor?.

***

"-Haftasonu Ankara’da ezan okunduğu esnada yüksek sesle müzik dinlenmesi üzerine iki grup arasında tartışma çıktığı ve Kürtçe müzik dinleyen gencin öldürüldüğü iddia edilmiştir. İddiaların aksine dinlenen müzik Kürtçe değildir.

***

Ve ezan okunduğu sırada yüksek sesle müzik dinleyenleri ikaz eden vatandaşımız, göğsünden yaralanmış, kaldırıldığı hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamamış ve hayatını kaybetmiştir..

***

Haliyle anlatıldığı gibi hayatını kaybeden müzik dinleyen değil, müzik dinleyenleri uyaran vatandaşımızdır..."

***

Beri yandan, “ezan okunuyor, müzik sesi yüksek” diye uyardığı için katedilen Ağrılı Kürt Barış Çakan'ın babasının açıklaması da aynı minvalde?..  O da benzer bir açıklama yapıyor.. Ki Avukatları da..
***

Yani "Barış'ı" canice bıçaklayarak katleden zihniyet kadar "Barış'ın ölümünden" savaş çıkarmak isteyenler de, aynı zihniyet!.

Baba diyor ki; "3 kişi araçla gelip yanlarına yüksek sesle normal müzik dinlemişler. Çocuğumun arkadaşı, 'ezan okunuyor, ezana saygısızlık yapmayın' demiş. 'Siz bize Müslümanlığı mı öğretiyorsunuz?' demişler. Daha sonra birbirlerine giriyorlar. Çocuğumun arkadaşları kaçıyor, çocuğum da aralarında kalıyor. Çocuğum askere gidecekti. Celp işlemlerini yapmıştık, cuma günü aile hekimliğinden raporlarını aldık. Bu insanlar gencecik. 20 yaşındaki çocuğu sebepsiz yere, bir laf için bir insan mı öldürülür? Ben gerekli cezaları almalarını istiyorum. Aynı mahallede oturuyor üçü de"

***

Yani, Kürtçe müzik dinleme yok.. Kürtçe müzik dinlediği için bir öldürme de yok.." Bilakis ölen Ağrı'lı Kürt kardeşim, "ezan okunurken, yüksek sesle müzik çalındığı yönünde yaptığı bir uyarı" nedeniyle, bıçaklanarak öldürülmüş?.. Tıpkı, Polis’i şehit eden vahşi bir sokak ve mahalle magandalığının getirdiği bir acı vaka.. "Barışı" katletti.… Ama birileri, acılar üzerine alışık olduğu gibi, Barış'ı Savaş'la bütünleştirme "algısını üretmeyle", kan daha fazla aksın hesabında!?..

***

Vaziyetten çıkarılacak ders şudur.. İki acı ve gözyaşı dolu, yürek yakan "hadisenin" hakikatine yönelik "karanlık tüneller" oluşturmaya çalışanlara karşı, dünden daha "uyanık ve hassas" olmamız lazım… Çünkü, "pusuya yatmış" düşmanlar sinsice "dil ve diş biliyorlar" bu millet ne zaman “karanlık tünele” girecek diye?…

***

İŞTE, DİYARBAKIR FETHİ, İŞTE AYASOFYA!…

Ne zaman, Diyarbakır'ın 639. yılda "fetih" edilişi gündeme gelse!.. Sene-i devriyesine girilirse!.. Ve ne zaman, İstanbul’un fethi, Ayasofya'nın "ibadete" açılması, söz konusu olursa!…

***

Bakıyor ve görüyoruz ki, içerde ve dışarda bir blok "altlarına" bir şeyler batmış gibi "zıplayıp" duruyorlar?.. Zihinlerinde, ağızlarında "zehir" akıtarak tarihe "zulmün" başlangıcı diye, söze giriyorlar…

***

Yer küresinde yaşayan ve varlık gösteren hiçbir millet, hiçbir devlet, hiçbir zümre köklerinden böylesine "ırak-kopuk" ve bu denli "hasım-düşman" gören, yedi düvelin nam-ı hesabına "çanak yalayanı yoktur!.. Ne hazin ki, "bu damar" hep yıkıcı olmuştur?..

***

YASSI ADA KARARLARI?.

Ne hazin ki, "hala hükümleri" tüm mevcudiyetiyle geçerli!.. Yani "yok hükmünde" değil "var hükmünde" bulunuyor… Bir taraftan, Menderes ve iki bakanını "demokrasi şehidi" diye anacağız!.. 60 ihtilalini, her yönüyle "hukuk dışı, insanlık dışı, vahşi bir darbe" olarak göreceğiz.. Lanet getireceğiz..

***

Dahası, Yassı adanın "ismini" değiştirip, "Demokrasi ve Özgürlük Adası" diyeceğiz… Burayı, "kültür merkezine, tarihin yaşadığı müzeye" dönüştüreceğiz.. Yani topyekûn bir "yok hükmüyle" 27 Mayıs ihtilanına "çizgi" çekeceksin, ama o dönemdeki Yassıada da kurulan "mahkemelerin" verdiği yargı kararlarını, geçerli bir nizamnamede tutacaksın!…

***

Vaziyet, bir "terso" durum içermiyor mu?… Siz deyin…

***

GÜNÜN SÖZÜ…

Hileli siyasetin "ahlak" diye bir sorunu olur mu?…