RİSALE-İ NUR ve HARİÇ MEMLEKETLER (7)

Sebilürreşad Mecmuasına, İstanbul. Büyük İslâm âlimi Bediüzzaman Hazretlerinin beraet kararı, bizleri sonsuz bir sevinç içerisinde bıraktı. Bu sevincimize vesile olan bu âdil hükme istinaden, Türk Mahkemesine ve fahrî avukatlarına teşekkürlerimizi, Üstad ve kardeşlerimize tebriklerimizi mecmuanız vasıtasıyla bildiririz. Irak EMCED ZUHAVİ Bundan bir kaç gün evvel, Pâkistan’da talebeler konferansı vardı. Hazret-i Üstaddan bir mesaj istemişlerdi ve bunun tarihî bir tesiri olacaktı. Haber aldık ki; Salih, Nur Talebeleri namına bir mesaj göndermiş. Sizlere de yazmışlar ki, acele Hazret-i Üstada bildirirsiniz... Konferansta, Hazret-i Üstad ve Nurlar çok methedilmiş. Komünistler tarafından itirazlar yapılmış. Fakat reis hepsini reddetmiş. Hazret-i Üstadın fotoğrafları teşhir edilmiş. Yakında Nur ve Nura ait uzun ve resimli bir yazı ile bir mecmua çıkaracaklarmış. Sonsuz selâm ve dualar. AHMED RAMAZAN * * * Bağdat’da Çıkan ‘’Eddifa’’ Gazetesinin Muharriri İsa Abdülkadirin Arabî Makalesinin Tercümesi Bağdad’da çıkan Arabî ‘’Eddifa’’ Gazetesi Risale-i Nur Talebelerinden Bahisle Diyor ki: Türkiye’deki Nur Talebelerinin İhvan-ı Müslimîn Cemiyeti ile alâkaları nedir, ne münasebeti var? Hem farkları nedir? Türkiye’deki Nur Talebeleri, Mısır’da ve bilâd-ı Arapta İhvan-ı Müslimîn namında ittihad-ı İslâma çalışan cemiyetler gibi müstakil cemiyetmidirler? Ve onlar da onlardan mıdır? Ben de cevap veriyorum ki: Nur Talebelerinin ve İhvan-ı Müslimîn Cemiyetinin gerçi maksadları hakaik-i Kur’aniye ve îmaniyeye hizmet ve ittihad-ı İslâm dairesinde Müslümanların saadet-i dünyeviye ve uhreviyelerine hizmet etmektir; fakat Nur Talebelerinin beş-altı cihetle farkları var. Birinci Fark: Nur Talebeleri siyasetle iştigal etmez, siyasetten kaçıyorlar. Eğer siyasete mecbur olsalar, siyaseti dine âlet yapıyorlar; ta ki siyaseti dinsizliğe âlet edenlere karşı dinin kudsiyetini göstersinler. Siyasî bir cemiyetleri asla mevcut değil. İhvan-ı Müslimîn ise: Memleket ve vaziyet sebebiyle siyasetle, din lehinde iştigal ediyorlar ve siyasî cemiyet de teşkil ediyorlar. İkinci Fark: Nurcular, Üstadlarıyla içtima etmiyorlar ve etmeyede mecbur değiller. Kendilerini Üstadlarıyla içtimaa mecburiyet hissetmiyorlar; ders almak için beraber bulunmaya lüzum görmüyorlar. Belki; koca bir memleket bir dershane hükmünde, Risale-i Nur kitapları onların eline geçmekle, Üstad yerine onlara bir ders verir. Herbir risale, bir Said hükmüne geçer. Hem ellerinden geldiği kadar ücretsiz istinsah ederler. Muhtaçlara mukabelesiz veriyorlar ki, okusunlar ve dinlesinler. Bu suretle büyük bir memleket, bir medrese hükmünde oluyor. İhvan-ı Müslimîn ise: Umumî merkezlerinde mürşit ve reisleriyle görüşmek ve emirler ve dersler almak için ziyaretine giderler. Ve o umumi cemiyetin şubelerinde de, o büyük üstadla ve naibleriyle ve vekilleri hükmündeki zâtlarla yine görüşürler, ders alırlar, emir alırlar. Hem umumi merkezlerinde çıkan ceride ve mecellelerin fiatını verip, alıp, onlardan ders alıyorlar. Üçüncü Fark: Nur Talebeleri aynen âlî bir medresenin ve bir üniversite darülfünununun talebeleri gibi, ilmî muhabere vasitasiyle ders alıyorlar. Büyük bir vilâyet bir medrese hükmüne geçer. Birbirlerini görmedikleri, tanımadıkları ve uzak oldukları halde, birbirine ders veriyorlar ve beraber ders okuyorlar. Amma İhvan-ı Müslimîn ise: Memleketleri ve vaziyetleri iktizasiyle mecelleleri ve kitapları çıkarıyorlar, aktar-ı âleme neşrediyorlar; onunla birbirini tanıyıp ders alıyorlar. Dördüncü Fark: Nur Talebeleri, bu zamanda ve bu günde ekser bilâd-ı İslâmiyede intişar etmişler ve çoklukla vardırlar. Bu intişarlarında ayrı ayrı hükûmetlerde bulundukları halde, hükûmetlerden izin almaya muhtaç olmuyorlar ki tecemmu’ edip toplansınlar ve çalışsınlar. Çünki, meslekleri siyaset ve cemiyet olmadığından hükûmetlerden izin almaya kendilerini mecbur bilmiyorlar. Amma İhvan-ı Müslimîn ise: Vaziyetleri itibariyle siyasete temas etmeye ve cemiyet teşkiline ve şûbeler ve merkezler açmaya muhtaç bulunduklarından, bulundukları yerlerdeki hükûmetten icazet ve ruhsat almaya muhtaçtırlar ve Nurcular gibi bilinmiyor değiller. Ve bu esas üzerine, kendilerini umumi merkezleri olan Mısır’da, Suriye’de Lübnan’da, Filisten’de, Ürdün’de, Sûdan’da, Mağrip’de ve Bağdat’da çok şubeler açmışlar. Beşinci Fark: Nur Talebeleri içinde çok muhtelif tabakalar var. Yedi-sekiz yaşındaki camilerde Kur’an okumak için elifba’yı ders almakta olan çocuklardan tut, tâ seksen-doksan yaşındaki ihtiyarlara varıncaya kadar kadın-erkek hem bir köylü hammal adamdan tut, tâ büyük bir vekile kadar; ve bir neferden, büyük bir kumandana kadar taifeler Nurcularda var. Bütün Nurcuların bu çok taifelerinin umumen bütün maksadları, Kur’an-ı Mecidin hidayetinden ve hakaik-i îmaniye ile nurlanmaktan ibarettir. Bütün çalışmaları, ilim ve irfan ve hakaik-i imaniye neşretmektir. Bundan başka bir şey ile iştigal ettikleri bilinmiyor. Yirmi sekiz senedenberi dehşetli mahkemeler, dessas ve kıskanç muarızlar bu kudsî hizmetten başka onlarda bir maksad bulamadıkları için onları mahkûm edemiyorlar ve dağıtamıyorlar. Ve Nurcular, müşterileri ve kendilerine taraftarları aramaya kendilerini mecbur bilmiyorlar... ‘’Vazifemiz hizmettir, müşterileri aramayız, onlar gelsinler bizi arasınlar, bulsunlar’’ diyorlar. Kemmiyete ehemmiyet vermiyorlar. Hakiki ihlâsı taşıyan bir adamı, yüz adama tercihe ediyorlar. Devam Edecek