Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

TÜRKİYE’NİN MİLLİ İRADESİ VAR MI?

Evet, sevgili okurlar!

Bugün sizinle yapacağımız sohbet, bir ölçüde, dünkü hasbihal ettiklerimizle paralellik arz ediyor…

Tabi mevzu ettiklerimiz, tüm detayıyla da olmasa bazı önemli satır başlarını, dikkatlerinize sunacağız...

Öncelikle, Yeni Şafak Gazetesi’nin deneyimli kalemlerinden çok değer verdiğim dostum, Yusuf Kaplan’a kulak vermek istiyorum...

Kaplan’ın dünkü yazısından bir iki paragrafı sizlerle paylaştıktan sonra, sohbetimize konu edeceğimiz mevzuya odaklanacağız!...

 “Türkiye’nin epistemik köleleşme tarihi” başlıklı yazı şöyle devam ediyor:

Türkiye’nin bağımsız olduğunu düşünen aklı evveller var mı hâlâ?

Ruhunu yitirmiş bir ülke nasıl bağımsız olabilir ki?

Ruhunu, yani varoluş sebebini ve iradesini, her tür zorluğa direnme kudretini ve melekelerini kaybetmiş bir ülke, böyle bir ülkenin çocukları nasıl bağımsız olabilir ve bağımsız kalabilir ki?

TÜRKİYE’NİN HAZİN İRADESİZLEŞTİRİLME HİKÂYESİ…

Türkiye’nin iradesi yok edildi. İradesi yok edilen bir ülkenin bir kendi de yok demektir. Kendi’ni kaybeden başkasına ne verebilir, ne söyleyebilir ki?

Kendini yitiren, başkasına kendini nasıl bulması gerektiğini nasıl söylesin, nasıl söyleyebilsin ki?

Soru şu: Türkiye’nin iradesi niçin yok, peki?

Ruhu olmadığı için.

Ruhu yok edildiği için.

Ruhu, ruh kökleri ve ruh köklerinden beslenen, her susadığında bu ülkenin, yürek ülkesinin, hakikat yurdunun hakikatli çocuklarının doya doya, kana kana içtiği, beslendiği aziz kaynakları, leziz pınarları kurutulduğu için.

Ruhu olmayan bir ülkenin ve çocuklarının iradesi olabilir mi?

Ruhunu ve iradesini yitiren bir ülkenin ve çocuklarının bağımsız olduklarından, hür ve özgür olduklarından, bağımsız hareket edebildiklerinden söz edilebilir mi?

Kimse kendini kandırmasın, bu ülkenin kaderine biz hükmetmiyoruz, bugününe biz çeki düzen vermiyoruz, geleceğini biz şekillendirmiyoruz.

İki asır öncesinden başlayan bir iradesizleştirilme sürecinin köleleriyiz.

İki asırdır adına epistemik köleleşme dediğim bir iradesizleştirilme tarihi yaşıyoruz.”

Evet sevgili dostlar!

Gerçekten memleketimiz her alanda, her hususta “vahim badireleri” geçirip, yaşıyor!...

Zira bağımsızlığımız şüpheli…

Milli ve yerliliğimiz de şüpheli..

Şöyle ki,

Oldukça tarihi kültürümüzden, insan cibilliyetimizden, milliyetçilik fıtratından uzaklaşıyoruz...

Kaygan zemin üzerinde yürümeye veya yürütülmeye çalışıyoruz..

Bilinmez bir gidişat...

Çünkü gidilen yol karanlık..

Çünkü zihniyet çok fakir..

Onun için diyoruz ki;

Lütfen siyaset, özellikle yerel siyaset, özellikle ısmarlama iktidar partisinin ruhunu taşımayan siyaset ve siyasetçiler bürokrasiden ve bürokratların yakasından elinizi çekin!...

Lütfen milletin iradesine bağlı kalın...

Bürokratları zor duruma sokmayın...

Bu minvalde, bir örnek vermek istiyorum...

Yakın geçmişimizde yaşandı...

Yedi sekiz ay önceydi...

Az sonra, kısmi bazda aktaracağım...

Doğrusu, yaşanan olayı tüm çıplaklığıyla, yer, zaman, kişi ve isim vererek, buraya alırsak inanın herkes parmağını ısıracak kadar hayretler içerisinde kalır.

Yargı hiç kuşkusuz ki, “Devletin” omurgasını teşkil ediyor...

Milletin de can damarıdır...

Diyarbakır’ın özeline ilişkin; son yıllarda Yargı mekanizmasının işleyişinde, gerçekten çok değerli başsavcılarımız görev yaptı...

Genç, dinamik, çalışkan ve sosyal, maneviyatı üstün tutan başsavcılarımız, Diyarbakır Adliyesi’ne önemli değerler kattı...

Çalışma biçimleri çok sevindirici ve ümit verici, hep olmuştur.

En önemlisi de, siyasetin bazı çapulcu anlayışlarına boyun eğmeyerek, görevlerini icra etmişler...

Hukukun üstünlüğüne bağlılıklarını en üstün seviyede, görev telakki etmişlerdir.

Ne var ki, başta anlattığım gibi siyasetin bazı kirli girişimlerini ellerinin tersiyle geri tepmişler ise de ama o kirli siyaset “intikamcı” tutum içerisinde, gerçekleri “ters-yüz” etmenin gayreti içerisine girmiştir...

Ki, Bakanlığa şikayet edilmiştir...

Hazin olan da şudur ki, bu kez o kirli siyaset anlayışı, “pervasızca” Hukukun üstünlüğüne sadık kalan Yargı mensubunu, Partinin Genel Merkezine kadar götürerek,  şikayet konusu yapmıştır...

Kendi kirliliğine kamuflaj yapmıştır..

 “Şu bürokrat bizimle uyum sağlamıyor, bizi dinlemiyor, biz halkın adına çalışıyor isek de Diyarbakır yargısına, emniyetine laf geçiremiyoruz, bunun için işimiz zor, hemen bu bürokratları başka yerlere atayın” diyor...

Böylesi baskıcı oyunları tezgahlamıştır...

Nitekim hala da tezgahlamaya da devam etmekte olduğunu düşünüyoruz.

Gelelim, örnek vermek istediğim hadiseye...

27 Şubat ile 3 Mart 2021 tarihleri arasında Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Diyarbakır'da, Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma Dayanışma Birlik ve Kültür Derneği'nin (MEBYA-DER) yönetici ve üyelerine yönelik operasyonlar yapıldı...

Operasyonlarda, gözaltına alınan isimler arasında HDP Diyarbakır Milletvekili Dersim Dağ'ın babası Mehmet Zeki Dağ da bulunuyordu...

Ki, Dağ’la birlikte yedi kişi tutuklanarak, cezaevine konuldu...

Bu operasyon gerçekleşince mecliste HDP’li bir bayan milletvekili AK Parti Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’a ricada bulunuyormuş.. (!)

“Bu derneklerimize operasyonlar niye yapıldı, fazla üzerimize gelmesinler” diye..

Sözde, Dağ, Eronat’a ricada bulunmuş.

Edindiğimiz bilgilere göre Oya hanım, Diyarbakır yargısındaki en yetkili zata müdahalede bulunmuş...

Demiş ki ;

Bunu yapmayın”

Ancak, Oya hanımın isteği yerine getirilmemiş...

Ama, Oya hanım da yapacağını yapmış.

Partinin genel merkezlerine kurum yetkililerini şikayette bulunmuş...

Diyarbakır Söz Gazetesi de bunu kaleme alınca, bu kez gazeteyi eline alıp ilgili mercilere gitmiş...

Hasılı kelam diyoruz ki, bu hususlarda bazı siyasetçiler iktidar partisini kendi kirli emellerine alet etmesinler,  seçilmişliklerini de demoklesin kılıcı gibi bürokratların üzerine sallamasınlar.

Bölgemizde, Diyarbakır’ımızda yapılan bu kirli tezgahlara, “bürokratlar da” alet olmasınlar.

Bürokratlarımız da mertçe, erkekçe onların yanlış istek ve arzularını elinin tersiyle geri tepsinler.

Eğer ki bu irade ortaya konulursa, mutlak bir huzur gerçekleşir.

Halklar arasında siyasete güven güçlenir...

Siyaset bir fitne unsuru durumundan çıkıp “barış ve kardeşliği” tesis eden, kimliğine kavuşur...

Ama ne yazık ki beri yandan, bakıyoruz ki önemli bazı bürokratlar da kendi oligarşilerini oluşturmanın gayreti içerisindedirler...

Hem de o siyasetin ve siyasetçinin istek ve arzuları paralelinde, icra ediyorlar...

Kaba bir bakışla vatandaşa, “kem gözle” bakıyorlar.

Oysa ki Cumhurbaşkanımız “halkın ayağına gidin, halkla imtizaç sağlayın, çifte standart yapmayın” tavsiyelerinde bulunuyor...

Ne hazin ki, tam tersine “oligarşik” yapı habire inşa ediliyor...

Ki, herşey açıkça kendini ele veriyor.

Bu itibarla bölgemizde, ilimizde her zaman söylediğimiz gibi mafya unsurları daima mevcudiyetini sağlıyor?..

Özellikle arazi ve arsa mafyası, dayatmasını sürdürüyor.

TOKİ’nin ve devletin diğer kurumları, hazine malını ihaleye çıkarıp satmasına rağmen, mafya, o girişimcileri, yatırımcıları, istihdamcıları işinden alıkoyuyor..,

Tehditlerle o çalışma güzelliğine engel oluyorlar.

Ve gören bürokrasinin oligarşik hali de büyük suskunluklar içerisinde, olup-bitene fransız kalıyor..

Görmedim, duymadım, bilmiyorum!...

Oysa ki bu durumda devletin ciddiyetinin tehlikeye düşürülmüş olması kamuoyu nezdinde çok büyük antipatiye neden olduğu da bir gerçek!...

Çünkü devlet, devletliğini korumalıdır...

Yaptığı tüm işlerin arkasında durmalıdır...

TOKİ, yapmış olduğu ihaleler nedeniyle sattığı araziler vatandaşlar arasında bir fitne unsuru haline geliyorsa, “TOKİ” devlet kurumu olarak, üzerine düşeni yapmalıdır...

Ama yok...

Dostça, Diyarbakır’ın gündemini ve halktan gelen serzenişleri buradan kaleme alıyoruz...

Çözüme dair tavsiyelerimiz bunlar...

Umarız ki, ilgili ve yetkili kişiler ile kurumlar, “sorumluluklarını” yerine getirir..

Siyasetçi “siyasetini” gerçekler üzerine yürütmeli..

Bürokrasi de, yasa ve mevzuatların “ilkeleriyle” devlet yönetimini, icra etmelidir...

Ama diyeceksiniz ki, heyhat ne yazık ki her şey düşünülenin, beklenilenin tam tersi istikamette, yol alıyor...

Nitekim, görünen köy kılavuz istemez!

Yapılan araştırmalar neticesinde günlük vuku bulan olaylar ve bürokrasiye yapılan müdahaleler, herşeyi açıkça deşifre etmektedir?

En derin sevgi ve saygılarımla…