YAFTASI ZEMZEM, ŞARAP DOLU NİCE ŞİŞELER GÖRDÜK?! (II)

Sohbet serimiz, dünden devam ediyor.. Yazı başlığımız da, tüm haşmetiyle yerini koruyor…

Sevgili okurlar..

Mevzu ettiğimiz konulardaki ana gayemiz; “kişilere odaklı, yaptıkları gayriinsani kötülüklerden söz etmek, onların kirli hallerini deşifre etmek” değildir..

Ki olamaz da…

Çünkü bizim ana ilkemiz ve hayat boyu savunduğumuz tek gaye vardır; “o da hak davayı” savunmak, bu dava uğruna mücadele etmektir.. Yüce İslam dinini münafıkça tersyüz edip aldatıcı pozisyonlarla insanları kandırmalarına fırsat vermemektir.. Bu şiarla, kalemimizin yazdığı, mürekkebimizin yettiği, dilimizin döndüğü kadar; “kötüye kötü, iyiye iyi” demekten, dün olduğu gibi bugün de vazgeçmiyoruz.. Temel parolamız da budur, ana stratejimiz de hep “hakikati” öncü kılmaktır… Olmazsa olmazımızdır.

***

Hele ki yol yürüdüğümüz bu hak dava yolunda, Yüce İslam dinine yönelik yapılan hükmi suikastları “göz ardı” etmemiz mümkün olmadığı gibi, bizi tüm uzuvlarımızla birlikte zihin yönünde harekete geçirir!. Manevi bir cihadı kendimize bir görev telakki ederiz… İslam’ın gölgesinde İslam’a yönelik yapılan alçalışları hiçbir zaman affetmeyiz… Elimizden geldiği kadar her ne ise, çiğner, basar geçeriz.

Hani Âkif diyor ya;

“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım;

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım;

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.”

***

Her zaman söylediğim gibi bu söylemlerimiz, kişisel söylemler olmayıp tümüyle “hak dava” uğruna çalışma stilimizin temel ilkelerinin işleyişidir… Biz buna da hak dava uğruna manevi bir İslam cihadının fertleri olarak, kendimizi addediyoruz.  Ve kamuoyuyla paylaşmaya devam ediyoruz.  Bu da basın olarak temel görevimizdir.

***

Yüce İslam cihadı yeryüzünde var olduğu müddetçe “rahmeten lil insaniyeti” olarak tüm insanlık için, tüm âlem için bir ilahi rahmet olarak telakki edilir ve edilmesi gerekiyor!

İslam dünyası bu uğurda o yüce görevi terk ettiği zaman, manevi cihadı görmezlikten geldiği takdirde, gerçekleri örtbas ettikleri zaman, hiçbir şekilde hedefine ulaşamaz.  Doğru bir istikamette ilerleyemez..  Hedefine ulaşma imkânını da yakalayamaz.

***

Nitekim İslam cihadı ortadan kalktığı zaman, ırkçılığa, vatan diye kuru toprağa, maddeciliğe, rantiyeli siyasete, dâhili savaşlara yönelik “yıkımlar baş gösterir?”

Zındıka cereyanları, kirli pislik komiteleri iş başına geçer. Tağuti düzenlerin hâkimiyeti, nefsani ve şehvani arzuların varlığı ön plana gelir ve toplumu içten vurup harap eder… Hele hele şu Bolşevik Baykuşların tahribatları yürürlükte olunca… Nitekim tarih sayfalarında nice hadiseler ve dönemlerin yaşandığı aşikârdır… Özellikle İslam diyarlarının darmadağın edilmiş hali bugün vahim şekilde, orta yerde kendini ifşa ediyor..

***

Bugün dahil, Müslüman geçinen toplumlar, ülkeler, İslam’ın kıymetini yitirmişler, kirli emtialarla tebdil etmişler.. Hal böyle olunca, sözüm ona İslam’ı temsil eden, İslam adına konuşan, din kisvesine bürünüp halkın sofrası üzerine beslenen nice müptezel insanlar, kendilerini nimetten saymaya başlar.. Ki bunları çok gördük.. Sıradan insan olarak da kendilerini saymazlar.  Ancak din kisvesiyle, dinin unvanıyla veyahut siyasetin gölgesinde bir yerlere gelmiş, bazı iş ve siyaset çevrelerinin himayesinde kendine puan toplayıp, aldatıcı pozisyonlarla kirli ahlaksızlıklarla İslam’ı kirleten ahlaksız kimliklerin peşini de bırakmayacağız.

* * *

Bu başlık altında dünkü sohbetimizde siz değerli okurlarımızla paylaşmış olduğumuz hususları bugün daha detayıyla deşifre etmeye çalışacağız..

Dedik ya; kötüye kötü diyoruz.  İyiye de iyi demek zorundayız.  Farklı bir düşünce ve bakış olamaz, olmamalı…

***

Sevgili okurlar..

Yüce İslam dininin kisvesiyle Kur’an-ı Azim Şan’ı güzel kıraat sanatıyla kendine yer edinen bazı hıyanet erbaplarının peşindeyiz, takip ediyoruz, affetmiyoruz.

Zira yüce İslam dininin ana hedefi, temel felsefesi, her insana layık olduğu yere göre değer verir.. Ama sen bir toplumda koyunlara kurdu çoban yaparsan, sen düşmanı düşman davasına hâkim tayin edersen; işte o zaman kızıl kıyamet kopar!…

Günahkâr, rezil, suç işleyen, kirli madrabazlıklardan kendini kurtaramayan insanlar, hak etmediği yere gelmeye başlar, topluma lanse edilir hale gelinir! Temiz insanlar da saf dışı bırakılır.. Münafık insanlar görev alır…

***

Ki İslamiyet, hiçbir zaman ama hiçbir zaman bunları görmezlikten gelemez.  Zira İslam dini bir hidayet dinidir.  Dalalet, nifak ve şekavet dini değildir.  İslam dininin hedeflediği gerçek; yüce ahlaktır. Ve her şeyden önce gelir.  Yemekten, içmekten, güzel hava teneffüs etmekten daha fazlasıyla İslam ahlakıyla yaşamak biçimi ön plandadır.

***

Bilindiği üzre dünkü yazımızın ana hatlarıyla beraber, meşhur bilinen Diyarbakır Ulu Camii eski başimamlarından birisinden bahsetmiştik.  O insan, yine siyasi madrabazlıklarla hasbelkader Ulu Cami imamlığına kadar getirilmişti..  Ama tek bir gün Ulu Cami minberine çıkıp hutbe okumuşluğu olmadı.. Hadisten, fıkıhtan, tefsirden anlamadığı gibi, kupkuru bir cehalet iskeleti misali!…

Ancak babasının mesleğini alarak hasbelkader “Hafızlık” mesleğini seçmiş, Kur’anı zaman zaman güzel okumuştur.  Hele hele, babasıyla beraber yaşam boyu Nur Cemaatinin zengin, kaliteli yemek sofralarından ayrılmayan, daima en büyük lokmayı yutan başıboş bir insan…

***

Ne hazindir ki Diyanet İşleri Başkanlığından “İmamlık” görevini almış, böylece Diyarbakır’da hayat sürdürmüş ise de edindiğimiz bilgilere göre yıllardan beri Diyarbakır’ın bazı genç iş çevreleriyle diyaloga geçmiş, din adamı kisvesi altında onları sömürmeye çalışmıştır.. Aynı zamanda bazı iş çevreleriyle Diclekent’te âlem yapma yerleri kiraladığı konuşuluyor.. İçkiden tut, fuhuşa kadar.  Hatta öyle hayâsızca bir hal almış ki bazı “İslami tesettür” giyimli hayat kadını rolündeki piyasa kadınları ile âlem yapma şayiası yayılmıştır.

***

Nitekim, iki sene önce bu şayialar medyaya yansımıştı.. Diyarbakır SÖZ Gazetesinin, 21 Şubat 2020 tarihli nüshasında, bu mevzuu manşete bile taşınmıştı. İddialar üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı harekete geçmiş, teftiş kıskacına alınarak, soruşturma açmıştı bu insan hakkında.  Tespitli, ispatlı, delilli… Bütün söylenenler fazlasıyla doğru çıkmıştı…

***

Ve nihayetinde kendi mesleğine bağlı mesai arkadaşları dahi ifadelerinde önemli bazı bilgileri müfettişlere sunmuşlardı..  Din adamı ismini taşıdığı için nihayet Diyanet İşleri Başkanlığı, tüm bu vuku bulmuş gerçeklere rağmen, kendisine kurum değiştirmeyi tavsiye ederek, göndermişti!

* * *

Böylesine ahlaki çürümüşlüğü kendine meslek edinen bu insanın, ne yazık ki hala da bazı cemaatlerin bünyesinde faaliyet gösterdiğini görüyoruz.  Hatta babası dahi bundan 10 sene önce daha Diyanette görevliyken, Hac-Umre görevini gerçekleştirdiği esnada, nice ahlaki olmayan mevzularla gündeme gelmişti..

***

Görevli olarak hacca giderken orada aynı kafilede bulunan, herhangi bir yakını yanında olmayan bir kadınla tanışıyor.. Diyor ki “sen, birileriyle nikâhlanmazsan haccın kabul olmaz, tek başına kadın hac yapamaz” gibi aldatıcı bir palavrayla kadını ikna ederek nikâhlıyor.. Hac ve umre dönüşünde kadın, kendisiyle karı koca hayatı yaşamak zorunda bırakılıyor.

Üç dört sene gibi bir zaman dilimi içerisinde kadın sağa sola, kapı komşulara, yakın çevrelere sesleniyor, rica ediyor.  “Beni bu insandan kurtarın, bu adam din adamı olamaz, bırakın bu vasfı taşımasını… Yemin ediyorum bunlar oğluyla beraber Müslüman bile değiller.”

Bu şekilde haykırışa geçen bu hanımefendi büyük ısrarlar sonucu, cemaat insanlarını devreye sokarak kendini ondan boşuyor ve kurtulmuş oluyor.

* * *

İşte, sevgili dostlar.

Dünkü başlık olarak kullandığımız ifadeyle, Osmanlı döneminde Kayserili Tuna isimli zatın şu şiirini hatırladım. Ve sizinle paylaşıyorum..

“Yaftası zemzem, şarap dolu ne şişeler gördük;

Özü hicran olan, ne sahteler gördük;

Adına bakıp da, aldanma dostum;

Biz adı “İFFET” olan, ne “KAHPELER” gördük...”

Yazımızı bu zatın dört mısraıyla bitiriyoruz.

Bizim buradaki gayemiz; inancımız, İslam’a gönül veren, çalışan, mücahit kahraman Müslüman kardeşlerimizin cemaat halinde bulunan nice temiz insanların, böylesi kirli yaftalı insanlara aldanmasınlar.

Basmakalıp sözde din adamı geçinen böylesi karaktere sahip olanlara prim verilmesin, aldanmasınlar diye, uyarıyor ve mevzuu kaleme alıyoruz!…

Daha konuşulacak, çok şey var..

En derin saygı ve sevgilerimle.