HACCAC-I ZALİM!…
Zulmüyle şöhret yapmış biri…
Günün birinde, ahaliyle arasında bir diyalog geçer..
Kendisine bir öneri götürülür.
Denir ki;
Eeyy Haccac-ı Zalim!
Sen Hazreti Ömer'in(R.A) halkına karşı takındığı adaletli
tavrını biliyorsun.
Ne olur, biraz da ona benze ve onun gibi adaletli davran
bize"
***
Ahalinin bu isteğine Haccac-ı Zalim tereddüt etmeden
cevap verir..
Ama tarihi bir cevap!
Birçok kişi bu cevabı biliyor..
Bilen ve bilmeyenlere bir kez daha hatırlatma babında
aktaralım ki..
Çünkü hal-i hazırda yaşadıklarımız açısından herkese
birer; "ders-i ibret" içermektedir!
Haccac'ın verdiği "ibret vesikalı" cevap çok
ama çok, derinlik arz edici.
Anlayabilsek…
***
Şöyle der Haccac!
"Doğru söylüyorsunuz!
Ömer'in halka adaleti öyle idi…
Fakat şu gerçeği de unutmayın…
Ömer'in zamanında "Ebu Zer" gibi de halk vardı.
Siz Ebu Zer gibi yoksulu, yetimi, komşusunu düşünen halk
olmadınız ki..
Ben de Hazreti Ömer gibi halkı düşünen yönetici
olabileyim..
Siz Ebu Zer gibi halk olmuyorsunuz ama benden Ömer gibi
yöneticilik istiyorsunuz.
Olur mu? "
***
Yani denilen odur ki...
İman ettiğimiz Allahû Teala..
İyi insanlara "kötü yöneticiyi" musallat etmez…
Kötü insanlara da "iyi yönetici" nasip etmez..
Çünkü, "halk neye layık ise" o olur..
Halk iyiyse "iyi yöneticisi" ona münasip
şekilde gelir..
Yok değilse, "Haccac gibi zalim yöneticileri"
musallat eder..
***
Kendimize bakalım..
Ne yazık ki…
Millet olarak şuan yaşadığımız "musibetlerin"
hepsi!
Ne yöneticilere..
Ne de, kişilere ait "belalar" olarak başımıza
gelmiyor…
Hepsi.
Tamamen "ne ekersen onu biçersin" misali, ahali
olarak müsebbibiz ve sorumluyuz!
***
Şiddeti de.. Terörü de.. Ölümü de, öldürmeyi de..
Yıkımı da; yakmayı da!
İnsan Haklarını da, Özgürlükleri de "askıya"
alan..
Din.. İnanç ve dil..
Tüm kutsiyetleri "prangaya" vuran da..
Küfrü de, fitneyi de, "ayrıştırmayı da" dayatan
yine "ahali olarak" bizler değil miyiz?
Bizleriz...
***
Eee… Bizler de.. Aynaya dönüp bakıyor muyuz?
Eeyy "beşer ne yapıyorsun" diyor muyuz?
Demiyoruz…
Diyebilseydik; İslam dünyası "kan revan"
içerisinde olur muydu?
Ya da, bugün "kadim şehir Diyarbekir" virane
olmuş olur muydu?
Olmazdı…
***
Ne hendekler.. Ne barikatlar.. Ne operasyonlar..
Ne tanklar, toplar, tüfekler olurdu?
Ne de yüz binlerce insan ikinci kez "insanlık
dışı" muamelelere tabi tutulurdu.
Ne de, evinden-barkından edilerek göç ettirilmezdi…
Ve hepimiz!
Öz yurdunda garip.. Öz vatanında "parya"
olmazdık…
***
Demek ki!…
Haccac'ın dediği gibi; "Ebu Zer" gibi bir halk
olmadığımız için…
Şuan ki; "belalar" başımıza geliyor..
Ve her şeye de "müstahak" oluyoruz..
Sizce...
SADIK DERVİŞ!
Zamanın birinde…
Bir fakir…
Huzura çağrılan Padişah'a bir "kelam" etmiş!
Padişah..
Söylenen "söze" içerlenmiş, dokunmuş kendisine.
Nasıl söylersin diye de çıkışmış..
Sonra; "Padişahlık" azametiyle kudretini
"göstermek" için ferman vermiş..
"Atın bunu zindana" diye!
***
Gariban fakirim zindanda…
Gün.. Ay geçmiş.. Dost edinmiş zindandaki mahkûmlardan…
Birsi şöyle der kendisine..
"Eh be kardeşim; 'o sözü söylemeseydin olmaz mıydı?
Demeyeydin.."
Yüzüne bakmış.. Tebessümle Fakir cevabı vermiş…
Eh be kardeşim… "Cenab-ı Hakk'kın emrini tebliğ
etmek ibadettir…
Zindan ne ki.. Bir saatlik iştir.."
***
İki dost arasındaki bu konuşmayı, üçüncü bir kişi duymuş.
Derken Zindan'daki herkes..
Tabi ki, Padişah'a kadar da uzanmış bu konuşma..
Padişah.. Akil hikmetleriyle; konuşurken söylenmiş…
"Alay" ederek.. "O bir zavallı.. Yanlış
düşünüyor.. Zindan bir saatlik iş olmaz…
Bilmiyor ki, ömür-billahi zindanda olacak. Orada
ölecek"
***
Padişah'ın bu düşüncesi… Ve Akil hikmetleriyle yaptığı
sohbet…
Zindan'daki fakir garibanın kulağına da gitmiş..
Derken.. Fakir ziyaretine gelen saray kölesinden birine
der ki..
"Git.. Padişaha de ki; 'hiçte müteessir değilim..
Zaten dünyanın kendisi bir nefesliktir. Saatlikten ziyade
değildir."
***
Bu sözler üzerine Padişah huzura getirir, fakiri..
De bakalım der.. Fakir başlar, söyleme..
"Eeyyy Padişah.. Beni hapisten çıkaracak olsan,
bilesin ki sevinmem..
Başımı kessen.. İdam etsen bilesin ki gam yemem…
Senin hazinen var.. Padişahlık, kudretine sahipsin.
Buyruğun her yerde geçiyor gibi, sanıyorsun..
Tahttasın…
***
Ben… Aile derdi, mahrumiyet ve ıstırap içinde, korku ve
mihnet içinde bunalıp, kalmış olsam bile…
Aç.. Susuz. Ekmeksiz kalsam bile..
Fakir mi, gariban mı yoksul mu, denilse bile…
Bil ki, "ölüm kapısından" içeri girdiğimiz
andan itibaren "müsavi" oluruz!
O'nun için… Gel de, "şu bir nefeslik dünya nimetleri
için, kendini yakma.
Senden evvel, senden daha fazla hükümranlık yapanlar
olmadı mı, ne oldu "zulümkârlıklarıyla" anıldılar…
Zulüm.. Cihanı yakmaktır…
Öyle yaşa..
Öyle padişahlık yapta, öldüğün vakit "seni tahsin
etsinler, iyilikle ansınlar, yad etsinler.. Kabrin başında, lanet
savurmasınlar.."
Fakir bunları söylerken..
Akil heyetten ihtiyar biri, araya girer.. Padişaha
hitaben; der ki..
"Kötü adalet uygulama.. Âdet haline gelir. Kötü
âdetler için, o âdeti çıkarana herkes lanet olsun der…
Kuvvet, kudret sahibi bir kimse, yücelikte en son noktayı
bulsa, akıbet, mezar toprağı onu altına almıyor mu?
***
Padişah hiddetle ayağa kalkar..
Ferman verir.. "Kesin şu ihtiyarın dilini.."
İhtiyar cevap verir… "Padişahım.. Senin bu
fermanından, cezandan korkmam..
Hele ki, dilsizlikten gam yemem..
Bilesin ki, Cenab-ı Hakk gönülden geçenleri de, bilir,
görür…
Gerek zaruret çekeyim, gerek zulüm göreyim sonum hayır
olsun da, ikisinin de ehemmiyeti yoktur "
***
Sonuç itibariyle…
Cuma sohbeti niyetiyle, bu iki "ders-i ibret"
hikayeyi kaleme aldık.
Hayata "küpe" olur diye..
Peki, "mevkuteden" çıkan, ders nedir derseniz?
Haksızlığa başkaldırı, sonuçta özgürlüğe dayanmaktadır…
Amma velâkin!
Neden "refah" bu dünyada belli kişilere,
zümreye ait oluyor da, garip kişiler de bu koşul kalkıyor..
Cevap isteyen soru bu..
Galiba beşeriyetin "bunu sorgulaması"
gerekiyor…
Eden bulur misali...