FUTBOL'A HİÇ YAKIŞMIYOR?
Aynen de öyle…
Eeeyy, kadim şehir Diyarbakır…
Ne hallere geldik biz böyle…
Durum…
Ne yazık ki, vahimin de ötesinde akla ziyan!
Baksanıza…
Siyasi kutuplaşmaya…
İdeolojik fikriyata…
Hizipleşme hal-i "yaşamı" korkunç bir şekilde ağına almış durumda…
Yok edici bir ruh gibi…
Kastıkça, kasıyor...
***
İşte bir örnek…
Futbol…
Bir sosyal etkinlik…
Ne siyasi yönü..
Ne ideolojik bir vaziyeti…
Ne de farklı bir "kamplaştırıcı" hali, yok…
Ki ne diyoruz…
Spor…
Futbol…
Birleştirendir, kucaklayandır, "sağlıktır, kardeşliktir."
Ama gel gör ki; hiç de o ruh yaşatılmıyor…
***
Malumunuz üzre…
Diyarbakır'ı "profesyonel" liglerde temsil eden iki takım var…
2. lig'de Amedspor…
3. lig'de Diyarbekirspor…
Geçmişe…
Yıllar öncesi yaşanılanlara…
Gelinen aşama itibariyle; vaziyeti "mevzubahis" etmeyeceğim…
İğne çuvaldız misali…
Yürek sızlatıcı noktaya değinmek istiyorum…
***
Ötekileştiren hal'e dağınığım…
Dün sosyal medyada; bu meyanda bir ifade gördüm…
Okurken…
İnanın ki, "tüylerim diken diken" oldu…
Deniliyor ki…
Ne Amedspor…
Ne Diyarbekirspor…
Diyarbakır'ı "tamamen" temsil etmiyor…
***
O niye demeyin…
Maalesef; "acı" bir gerçek…
Çünkü "temsiliyet ve taraftar" nokta-i nazarında siyasi mecrada bakıyoruz.
Birileri…
Amed'i "isim" açısından siyasi görüyor…
Ki desteği olan da bu yönde destek veriyor…
Birileri, karşıt fikirle "destek" vermiyor…
Ha keza…
Diyarbekirspor için de; "aynı" düşünce sergileniyor…
***
Tabi ki…
Gerek Amedspor yöneticileri olsun..
Futbolcusu..
Teknik adam..
Ve taraftarları dâhil…
Yine, Diyarbekirspor yöneticileri olsun…
Futbolcu…
Teknik adam…
Ve taraftarları dâhil olmak üzere…
Ne garip ki; vaziyeti böyle okuyorlar…
Hatta "oluru" anlamında, katkı sunmuyor değiller…
Sunuyorlar..
***
Ne birlikte hareket etmek..
Ne birlikte futbolun kentte gelişmesine "katkı" sunma kolektifliği…
Ne de yaratılmak istenilen "ötekileştirme" tahribatını önleme birlikteliği…
Zerre-i miskal; "adım" attıkları yok…
Var olan; "ikilem" yaratmak…
Mevzularını sürekli "siyasi" kulvarda, tutup ideolojileştirmektedir…
Ki durum…
Tabiri caizse "mevcut" durumu daha bir agresifleştirmektedir…
Ateşi körükler misali…
Benden-senden!
***
Nitekim!
Kendi içimizdeki "bu ötekileşme" hali, "dışarıyı da" tetikliyor…
Gerek Amedspor'un…
Gerek Diyarbekirspor'un…
Deplasman maçlarına baktığımızda; "ötekileştirici" bir karşıtlık var…
Örgütlerle…
Partilerle…
Siyasi akımlarla anılmaktadır…
Ve buna karşı refleksler geliştiriyor…
Ki iş zıvanadan çıkıyor...
***
Seyircisiz maçların olması..
Yasakların konulması…
Taraftarlara getirilen sınırlamalar…
Hepsi; "futbolu" ötekileştirmenin cenderesine sokmamızdan kaynaklı...
Ki, Futbol Federasyonu..
Disiplin kurulu..
Onlar da ne hikmetse "atmosferin" rüzgârıyla, "hasım" kesilmekte…
***
Velhasıl…
Etki-tepkinin getirdiği bir "yok edici" ruh yaşanıyor; Diyarbakır futbolunda…
Maalesef…
Futbolu, Diyarbakır ekseninde; "infaz" etmektedir..
Sahipsizleştirmektedir…
Senden-benden denilmektedir…
Maçları 300-500 kişi bile "izleyemez" hale gelindi…
Çünkü, radikal ve fanatikleşti..
Sosyal bir aktive olma kulvarından çıkarıldı…
Kent idarecilerinin, uzak hali de tuz biber…
Dedim ya!
Vaziyet; "binlerce kez" yazıklar olsun dedirtiyor…
***
Dikkat edin…
Her iki takımda; Play-Off'a kaldı…
Yarın, ilk maçlarını yapacaklar…
Ki Amedspor lig şampiyonu olarak 1. Lige çıkmayı iki puanla kaybederek, ligi 2. sırada bitirdi..
Eğer ki, "cezalar.."
Yukarıda sıraladığım "siyasi kutuplaşmanın" getirdiği handikaplar.
Öteki gören anlayış..
Seyircisiz maçların, taraftarların tribünden "yasaklı" hale getirilme olmasaydı..
Öyle inanıyorum ki; İstanbulspor'a "fark" atardı..
Diyarbekirspor…
Kaç sezondur sürekli play-off'tan dönüyor...
Neyse!
Farklı etkenler…
Sorgulanması gereken; çok "unsurlar" söz konusudur…
***
Dediğim gibi…
İki takım da, Play-Off'ta…
Yani bir üst lige çıkmanın "mücadelesi" içerisinde olacaklar…
Amedspor 1. lige..
Diyarbekirspor 2. lig'e…
Gel gör ki; kentte "futbolun coşkusuna" dair, yaprak kıpırdamıyor…
Ne bir heyecan…
Ne bir beklenti duygusu…
Ne bir etkinlik…
Ne de, kenti "futbolun" etrafında buluşturan bir atmosfer…
Yok ki yok…
Sahiplenme hak getire…
***
En sıradan bir Anadolu şehri…
Ya da, büyük kentlerde olunsaydı…
Bugün…
O şehirlerde; "öylesine" coşkuya dayalı fırtınalar eserdi ki…
Kent ahalisi "tek vücut" olurdu…
Ama bizde sahipsizlik var…
***
Umut ediyorum ki…
Bu yazım, play-off maçlarına 24 saat kala…
Kentin "havasının" değişmesine katkı sunacaktır…
Kenetlenme olacak…
Kentin; "Kardeş takımları" duygusuyla, herkes sahiplenecektir…
Amedspor'un da…
Diyarbekirspor'un da…
4 Mayıs'taki karşılaşmalarını "binlerin" değil, "on binlerin" izlemesi ve sahiplenmesini istiyoruz…
***
Çünkü…
Bu kent "çok acılar" çok dramlar yaşadı…
Yüzünün gülmesi gerekir…
Üzerindeki ağır travmayı artık "atması" lazım…
Hadi hep birlikte…
Amedspor'da..
Diyarbekirspor'da..
Bu kentin "tam ve net" bir şekilde temsilcileri diyelim…
Ve bu temsiliyeti hep birlikte; "kucaklayıp" sahiplenelim..
İki takımımızı da…
Bir üst lige çıkmada; "omuzlayalım.."
***
BU MESAJLAR KİME?
Erdoğan AK Parti "üyeliği" davetine icabet etti.
İmzasını attı..
Ve Partili Cumhurbaşkanlığı dönemine "Bismillah" dedi…
Kürsüye çıktı…
Ve seslendi; "nerede kalmıştık.."
Duygu seli oluştu..
Gözyaşları döküldü..
Karşılıklı mesajlar verildi…
***
Dün ifade etmiştim..
Erdoğan'ın ilk adıma dair konuşması, çok ama çok önem arz edici..
Gerek düne özgü..
Gerekse, yarına..
En önemlisi de, 2019 seçimine dair "rotanın" çizgisi adına; "tarihi" mesajlar içerecek diye
Ki, nitekim aynen dediğim gibi oldu..
Dış politika dahil…
AB'ye resti, netleştirdi…
Siz düşünün..
***
Ama bir noktaya dikkati vardı ki…
Sanırım herkesin "pür dikkat" kesildiği de buydu..
"Bugüne kadar bu davaya, bu partiye sırtını dönüp de iflah olan kimse görmüyorum...”
Tabi, "mesaj" kime, sorusunu da gündeme getirdi…
Nitekim…
Ankara kulislerinde, günün en çok konuşulanı bu beyandı...
***
İşte konuşmasının bölümü…
"Bizim muhabbetimiz rüzgara göre yön değiştirmez.
Çünkü bizim kardeşliğimiz ahiret kardeşliğidir.
Bizim dava arkadaşlığımız ervah-ı ezelde levh-i kalemde yazılmıştır.
Buna böyle bakacağız.
Ama dava adamlığı da kolay değildir.
Üstat ne diyor; Eyvah eyvah Sakaryam, Sana mı düştü büyük.
Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük.
Ne ağır imtihandır başındaki Sakarya.
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya.
İnsandır sanıyorum mukaddes yüke hamal, hamallık ki sonunda ne rütbe var ne de mal.
Ne ayrılık anneden, vatandan, arkadaştan.
Böyle bir yolculuk.
Bizler hor da olsa, öksüz de olsa bu davayı taşımaya talip olduk.
Rabbimiz ne buyuruyor, dağların bile çekemediği yükü insan ne yaptı, yüklendi.
Şimdi bunun hakkını hep beraber vermemiz lazım.
Kimse bizi buna zorlamadı.
Her birimiz kendi irademizle, kendi tercihimizle bu meşakkatli yola revan olduk.
Sonunda rütbe, mevki, makam, mal ummadan, hiçbir bir şey hesap etmeden çıktığımız yol, bizi buralara getirdi.
Er kişi niyetine musalladan doğrudan mezara.
Yolculuk bu.
Elbette bu ağır yükü çekemeyenler de oldu, olacaktır.
Onları ademe mahkum ediyor değerlendirmesini millete bırakıyoruz.
Bugüne kadar bu davaya, bu partiye sırtını dönüp de iflah olan kimse görmüyorum..."
***
Evet..
Mesajın genel muhtevası böyle..
Çok konuşulacak..
Çok düşünülecek..
Herkes açısından derinlik arzı olan; ders--i ibret içeriyor...
Bakalım önümüzdeki günler "buna dair" neleri ikmale getirecek…
***
KUTLUYORUM…
..Ve bugün…
Dünya Basın Özgürlüğü günü…
Her ne kadar…
Hala da "basın özgürlüğü" tartışılıyorsa..
Basın mensupları; "prangaların" arkasında ise..
Vahim derecede; "devşirmeler" vaki ise de…
Gerçek emekçiler adına tüm meslektaşlarımın, "günü" kutlu olsun…