UYANIN! BİR ŞEHİR YOK EDİLİYOR…
Eeeyyy!…Şehri Diyarbekir'in seçilmiş vekilleri…
Siyasiler.. Parti örgütleri… Ya Sivil Toplum Örgütleri…
İş dünyası.. Esnaf kitlesi… Odaları.. Borsa…
Aydını.. Yazarı.. Çizeri…
Mikrofon görüp, ahkam kesenler… Ya seçilmiş; Yerel
Yönetimler…
Başkanlar… Meclis üyeleri… Belediye ve Büyükşehir…
Ve daha sayılacak birçok isim… Kadim kentin; kanaat
önderleri…
***
Sizler…Evet, sizler, nerdesiniz?
El insaf be! Sur içi; alev alev yanıyor..
Savaş alanı. Gün, saat çatışmasız ve "ölümsüz"
geçmiyor…
Alenice!… İnsanların gözleri önünde; "Bir şehir yok
ediliyor?
Binlerce yıllık; "tarih" tar-ü mar ediliyor.
Kültürel bir soykırım girişimi yaşanıyor…
Camiler. Kiliseler. Hanlar hamamlar kurşunlanıyor..
Olmuyor; bombalanıp yakılıyor…
Hendekler. Barikatlar. Eli silahlı, gençler çocuklar.
Geçit vermiyor.
***
Yasaklar. Operasyonlar.
Ve İnsanlar… Öyle ki, arkalarına bakmadan kaçıp göç
ediyor..
Evlerini, barklarını, eşyalarını terk ederek..
Suriçi hal-i hazırda; "can pazarı!?"… Kim
canını kurtarabilse..
İş, aş, ticaret, hak getire; iflaslar çok…
Öz yönetim mi, özerklik mi?… Siyasal mücadele mi?
Terör mü?… Şiddeti dağdan şehre indirme mi?
Devletin refleksi mi?… Kamu düzenin sağlanması mı?..
Her ne ise; hepsinin "ikmaliyle" oluşan şuursuz
bir çatışma atmosferi..
***
İşte, bu kahredici "atmosfer" yakıp-yıkıyor.
Şimdi sesleniyorum!
Ve avazım çıktığı kadar da; isyanla bağırıyorum…
Sizler… Bu kara günde; "alanda olmayacaksanız
da…"
Ne oluyor?.. Ne bitiyor, demeyecekseniz?
Yanan ateşe!… Karınca misali "su
taşımayacaksanız?"
Silahların…. Bombaların… Hendeklerin; "Son
bulması" için, çağrı yapmayacaksanız?
Şehrin sokaklarını gezmeyecekseniz?
***
Hasırlıya.. Alipaşaya.. Fatihpaşaya..
Kore mahallesine…Bağlar’a.. Yenişehir’e.. Kayapınar'a
inmeyecekseniz…
Sokakları.. Caddeleri gezmeyecekseniz..
Vatandaşlarla.. Esnafla; konuşup-dertleşmeyecekseniz…
Yani, Diyarbakırlı olmayacaksanız da?
Soruyorum… Sahi, siz ne zaman; "Kürtleşip,
Diyarbekirlileşeceksiniz?"
Dar günde.. Acıların hakimiyet kazandığı..
Silahların "üstünlük" aldığı bir dönemde;
üstlendiğiniz sorumluluğu yerine getirmeyecekseniz de?
Söyleyin bakalım; "ne zaman" getirecekseniz?
***
Biliyorum!… Şu an bir çok okurum, öfke ifadesiyle..
Bir bakın, Diyarbakır'ın 11 Milletvekilinden kaçı;
Diyarbekirli…
Haklısınız…. Yerel yönetimlerde de durum aynı değil mi?
Boşuna demiyorum; "malamınê Diyarbekir.."
Dışarıda.. Batı'da; "dev bir görüntü ve isme"
sahipsin..
Ama kendi içinde… Hakikatlerinin dergâhında; ne yazık ki
"sahipsiz" bir haldesin?
***
BURAYI TERK EDİN DİYEBİLMEK?
Ey vekiller… Ey, kimliğinde Diyarbekir yazılı siyasiler..
Eski ve yeni ayırmıyorum…
Hele ki, Diyarbakır'ın yetiştirip-büyüttükleri…
HDP'liler.. AK Partililer.. DBP'liler…Ve diğer
yapı-oluşumlar…
Daha ne zamana kadar; “ölü toprağı seri” vaziyette,
olacaksanız?
***
Sirkelenin… Kendinize gelin.
Diyarbakırlılaşın be kardeşim!
Eğer… Bu yargılamamı haksız buluyorsanız…
Tepkimin "yersiz" olduğunu söylüyorsanız… Yok,
biz "sapına kadar Diyarbakırlıyız”…
“Her şeyden haberdarız, mücadele ediyoruz"
diyorsanız…
Buyurun o zaman!.. Sizde çıkın… Hep birlikte; el ele kol
kola girin!
Dağkapı'dan, Mardin kapısına kadar.
Dönün, Fiskaya'dan, Şeyh Meheme düzlüğüne kadar.
Hevsel’e kadar… Ahaliyle birlikte; "yürüyün"…
***
Eli silahlı PKK'lı gençleri…
Ve kamu düzeni deyip, bölgede bulunan polis ve askeri…
Tarafgirlik "içine" girmeden, ayırt etmeden…
Yüksek sesle hepsine seslenin; "BURAYI TERK
EDİN" diye!
Dört Ayaklı minarenin; "ayaklarına" sıkılan
kurşunlara isyan eden…
Ne hazin ki, minarenin ayakları altında katledilen merhum
Tahir Elçi gibi…
Sizde;
"Kıymayın bu minarelere..
Camilere..
Tarihe, Kültürümüze.. Biz çatışma, silah ve operasyon
istemiyoruz.. Burayı terk edin" deyin…
***
Eğer demiş olsaydınız!.. Tahir Elçi'nin yanında,
bulunsaydınız..
Aynı duygularla…
Daha özgürlükçü…
Daha demokratik,
Daha eşit yarınlar diye samimiyet göstermiş olsaydınız…
Ne Elçi katledilirdi, ne de Diyarberimiz "virane" olurdu?
***
Kundaklanan… İç cephaneliğe dönüştürülen..
500 yıllık bir ömre sahip olan..
Her Diyarbakırlının "hatıralarının" yer aldığı,
Kurşunlu Camii "bugün yüreklere" vurulan hançer misali; yakılmış olmazdı..
Külleri, yüreklere ve kalplere, "dehlizler"
oluşturmazdı…
İslam diyarında… "İslami mabetler" hedef
seçilerek, yakılıp-yıkılmazdı?
Peygamberler.. Sahabeler.. Evliyalar mekanı..
33 medeniyeti, bağrında yaşatan…
Suriçindeki; "tarih ve kültürel" soykırım
alenice, yaşanmaz/yaşatılmazdı?
***
Biliyorum!… Bu yazıyı okuyan birçok, siyasetçi!
Ruhunda… Duygularında.. Yüreğinde az buçuk olsa da,
Diyarbakır sevgisi varsa!..
Diyecek ki;
"Evet yaaa.. Keşke, bu kadar 'korkak' siyaset
yapmasaydık..
Şehir çocuğu raconuna, ters kaldık"..
Hayıflanacak. Ter de dökecek.
Ne yazık ki; "VAHİM" durumdayız!
***
DEMİRTAŞ'A ÇAĞRIMIZ VAR?
Bir okurun, hatırlatmasıyla!… Özel bir çağrım var…
HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'a..
Leyla Zana'ya… Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanları..
Gültan Kışanak ve Fırat Anlı'ya…
Sizler… Birazcık, Diyarbekir sevgisi, mozağine dair,
samimi duygu besliyorsanız..
Kolektif bir işbirliğiyle.. Öncülük edip..Tüm
dinamiklerle birlikte…
"Şehir" için.. Kürtler için… Tarih ve kültür
için… Suriçine "kol kola" yürüyün…
***
Amasız.. Veyasız! Şu çağrıyı yapın…
"Hendekleri.. Barikatları..
Silahlı grupları.. Operasyonları.. Çatışmaları…
İstemiyoruz! Şehrimizi, mahallemizi "terk edin"
***
Eğer.. "Kadim medeniyet" adına bu çığlığı
atarsanız…
Politik değil… Samimiyet içerisinde…Toplumsal
kucaklaşmayı geliştirirseniz…
Sanmıyorum ki; "Sur içi" kurtulmasın..
Eski günlerine dönmesin… Hayati bir çağrı, bir istek bir
beklenti..
Ki bu salt benim çağrım değil, tüm Diyarbekirlilerin
çağrısı ve beklentisi..
***
Bunu yerine getirmede de; "sorumlu"
sizlersiniz..
Çünkü bu kent, bu kadim şehir "şu an ki"
makamı, vasfı, unvanı size, sunmuştur.
Biraz olsun; vefa gösterin.
Diğer siyasi mücadelenizi yine de devam edersiniz.
Bizim meramımız; "huzurun, güvenin, istikrarın ve
tarihi yaşam alanlarımızın, "yaşanabilirlik" içerisinde olmasıdır...