Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

MİLLET-İ İSLAM’I PAMAL EYLEDİ CEYŞ-İ FÜTUR!?

Sevgili okurlar.

Yazımıza başlık olarak kullandığımız ifade merhum Ziya Paşa’ya ait...

Terci-i Bend Terki-i Bend” kitabında yer alan şiirinin başlığı...

Şiirin ilk mısraı şöyle...

 “Kandesin sen kande çık ey Mehdi-i sâhib zuhur..”

Ahiri zamanda “Millet-i İslamiyenin” başına geçen ve yöneten Hz. Mehdi’ye hitap ediyor...

Seslenerek şöyle diyor;

Neredesin hani çıkmadın

Gel de bu virane olmuş İslam diyarını kurtar..”

Şiir şöyle devam ediyor;

Millet-i İslami pâmâl eyledi ceyş-i fütûr

Zulmün ve küfrün orduları İslam milletini dağıttı..

***

Ziya Paşa bir başka şiirinde de şöyle sesleniyor.

Kalmadı İslâm içün bir yerde ârâm û huzûr

(Yeryüzünde İslam ümmetine verilen bir huzur kalmadı)

Kapladı mülkü serâpâ leşker-i zulm ü şürûr

(Günümüzdeki zorba, zulüm ve şer güçleri, memalik-i İslamiye’yi teslim aldılar.)

Geçdi nâ ehil ellere hayfâ ziman û her umûr

(Devletin ve milletin her işi ehliyetsiz kimselerin eline geçti)

Bir kişi yapsa bini yıkmak için etmekte zûr

(Biri yapıyorsa bin kişi de yalanla yıkıyor)”

* * *

Merhum Ziya Paşa bunları yüz elli sene evvel tespit ederek, İslam dünyasına seslenerek uyarıyor...

Ülkenin, milletin ve devletin “en kritik, en can alıcı” noktalarına değiniyor...

Her cümlesinin ilk kelimeleri; İslam’ın hal-i pür melaline, dikkat çekiyor...

Bakınız bir başka şiirinde şöyle sesleniyor;

Millet-i İslam’da evvelki gayret kalmamış

Eski iffet eski namus eski himmet kalmamış

Cehalete düşmüş halk, fikr-i istikamet kalmamış

Zuuf gelmiş dine asar-ı metanet kalmamış...

(Din o kadar zayıflamış ki artık emniyet diye bir şey kalmamış.)

*  * *

O günden bugüne!..

Ne hazin ki, “dünü” arar haldeyiz...

Çünkü tüketilen zamanda “ne tarihten ders-i ibret” alınmış ve ne de tarihin tekerrürüne karşı, “ikmal” geliştirilmiş...

Düşünüyorum...

Yüz elli sene evvel ülkemin içine düştüğü perişanlığı “teşhis edip” uyarılar silsilesini “şiire” döken Ziya Paşa, bugün yaşamış olsaydı...

Ya da kabrinden başını kaldırıp günümüz insanlarına ne derdi acaba?..

Nasıl seslenecekti?...

Doğrusu, insanı derinden derine “düşündürdüğü” gibi, “düştüğümüz halleri de sorgulatmaktadır...

7’den 70’ine, “kendimizi” sorgulamamız lazım...

Çünkü mevcudiyet hızla “İslamsız bir toplumun” gelişmesini körüklüyor!...

***

Ancak, tarihin sayfalarını çevirdiğimizde, geçmişimi sorguladığımızda; “biz böyle yaşamıyorduk?...”

Tarihimizde, “kudret” var..

Tarihimizde “şeref ve izzet” var..

Tarihimizde “kahramanlıklar” var..

Tarihimizde, İslam şiarı var..

Tarihimizde, “hakka, hukuka riayet” var..

Tarihimizde “birlik, dirlik ve ümmet” olma var..

Peki bugün?

Ne yazık ki Ziya Paşam “zerre-i miskal” yok!...

Olmadığı gibi, her geçen gün “beterin beteri” bir hal yaşanıyor, yaşatılıyor?...

Mevcut sistem..

Mevcut yönetim anlayışı..

Beşerin “maddiyata” odaklı, maneviyatı “katleden” siyasi ve ideolojik yapısı, “İslam dünyasını...”

Özellikle de, Türkiye’mizi “küfrün batağına” sürüklemektedir...

Siyonizm’in..

Emperyalizmin..

Haçlıların “faşizan” güruh çağdaşlığına “biat” eder haldeyiz...

Kapı kulu gibi onlardan “dileniyoruz!..”

Bir arpa boyu kadar da, “huzuru, güveni, istikrarı” sağlayabilmiş değiliz..

Maalesef, “akıllanmıyoruz da!..”

***

 

Sevgili okurlar...

Ziya Paşa’nın yüz elli sene evvel, İslam dünyasının özellikle Ülkemizin içerisinde bulunduğu “girift” tabloya dair ortaya koyduğu tespitler, bir bütün olarak Kur’an-ı Kerime dayanmaktadır...

İlham kaynağı Kur’andır...

Nitekim, O yüce kitabımız diyor ki;

“İnne-ddîne ‘indallâhi-l-islâm”

Allah katındaki din İslam’dır...

Tabi, “İslam’ı” bir bütünlük içerisinde, tüm hayat-ı içtimaiyeye “enjekte” etmiş şekilde yaşamak gerekir..

Eğer ki, İslam ülkesinde yaşayan biri ezbere “ben Müslüman’ım” derse, “kendi kendini aldatmış olur...”

Çünkü, İslam’ı yaşama biçimi, “aldatmacaya” dayalıdır..

Nedeni de şudur...

Kemalizm adı altında, devrimcilik adı altında, çağdaşçılık ve laikçilik adı altında zaten İslamiyet’ten uzaklaşmıştır.

Bugün maalesef Gençlik İslam’ın kenarından kıyısından bile geçmiyor.

Hal bu iken, sormak gerekmez mi bu gençlikten ne bekleyebiliriz ki?

Akif’in dediği gibi;

“Doğrudan doğruya Kur’andan alıp ilhamı

Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı...”

Kur’an hükümleri, Kur’an’ın fiziksel hali gençliğe enjekte edilmiyorsa, “ne nesil” Salih olur, ne de ülkenin ve milletin yarınları “güven” verir?...

Çünkü her şey “balondan” ibarettir..

Ki “Ben Müslüman’ım” demek bize göre bu yolda, davada beyhudedir....

Vaziyet, havanda su dövmektir.

Eğer ki, “Müslüman’ım” diyen bir toplum iseniz; beş vakit namazını kılmanız gerekir...

Ramazan ayında orucunuzu tutmanız lazım...

Mali durumunuz yerindeyse zekâtınızı vermeniz gerek...

Aynı zamanda hac farizasını da yerine getirmeniz lazım...

Sonuç itibariyle kelime-i şehadetle kendinizi var etmeniz gerekir...

Tüm bunlar, İslam’ın füruatıdır..

Olmazsa olmazıdır, bugünün deyimiyle kırmızıçizgileridir...

Ama gel gör ki “yaşamıyoruz?”..

* * *

Bakınız, sevgili dostlar.

Elmaniyet demek laikçilik demektir...

Aynı zamanda gençliği İslam’ın ruhundan uzaklaştırma şekli ve biçimi demektir.

Lakin günümüzde İslam ülkelerine baktığınız zaman, İslam toplumunun geçmişinden kopmuş durumda olduğunu görüyorsunuz...

İslamsız bir yaşam şekli var...

Nitekim bir toplum, içinde mevcut olan emr-i maruf ve nehy-i münkeri, yani iyilikleri emredip kötülükleri kökünden söküp atma halini yaşayamıyorsa, orada İslam’ı sadece kelime itibariyle “yaşamış” olursunuz...

Bir nevi, boynunuza gerdanlık takmış gibi olursunuz...

Ki o da geçicidir, hiçbir faydası yoktur.

Zira İslam ülkelerinde bir toplum yönetilirken mutlak surette İslam’ın ana çizgisinin yaşatılması gerekir.

Bu da emr-i maruf ve nehy-i münkerin gerçekleştirilmesiyle mümkündür...

Bu gerçekleştirilmediği takdirde, İslam’ı usulden öğrenip yaşama hali yüzeysel makyajdan ibaret olur ki, bunun da hiçbir geçerliliği yoktur.

***

Yalan söyleyen tarihle kendini donatmış ve aldanmış bir kesim güruh var ki, onlar da İslam’a inanan toplumu zedeliyor...

Ümmeti gerçek yolundan saptırıyor...

Kendisine has oluşturduğu küfür sistemiyle bunu yapıyor...

İşte bu küfür sistemine de elmaniyet deniliyor.

Yani, Sekülarizm deniliyor.

Laiklik deniliyor...

Tek kelimeyle içi boşaltılmış bir İslam kavramıyla “yaşamaya” mahkûm ediyor...

Hızla, dine inanmama halini dikte ediyor...

Hazin olan da şudur...

Muhafazakâr adıyla yola çıkan, makyajlı siyasetle kendini öne çıkaran ve siyasetini uygulayanlar, tarih boyunca ne hazindir ki İslamiyet’e bir şey vermemişlerdir...

Verecekte değiller...

Bilakis, vahim derecede “zarar” vermektedirler...

Sonuç itibariyle, “aynaya bakmamız” lazım!...

Ülke ve millet olarak; “İslam ülkesi miyiz, değil miyiz?”..

Bizler “Müslüman” olabilmenin vasıflarını yerine getiriyor muyuz, getirmiyor muyuz?

Ne yazık ki, “iç açıcı” bir yanıt vermek zor...

Peki, sizin yanıtınız nedir?..

En derin saygı ve sevgilerimle.