AK PARTİ’DE NE DEĞİŞTİ?
Elimde;
AK Parti İl Yönetim Kurulunun Listesi!
Pardon, yeni yönetim kurulu.
Bugünkü, Diyarbakır Söz gazetesinde de tam liste var.
İnceliyorum.
Kim var, kim yok, eskiler-yeniler kim?
İl Başkanı Aydın Altaç.
Görev i-iadeli.
Diğer isimler; "hepsi bildik ve tanıdık".
Pek yabancı ve yeni yok.
***
Ancak!
Liste'nin "muhtevasına" baktım.
Sonra da; "üç hafta" önce, AK Parti Genel Merkezince "kopartılan" fırtınayı, akla getirdim.
Değişen ne?
Karşıma kocaman "bir hiçten" başka bir şey çıkmadı.
Yani, "aynı tas, aynı hamam" misali.
Yönetim Kurulu'ndaki listede yer alan isimler; "bir önceki" yönetimdeki isimler.
Ki oran yüzdeliği; yüzde 70'lerde.
Yani değişen ve yönetim kuruluna dâhil edilen yeni isimler; "bir elin parmak" sayısını geçmiyor.
***
Bu hal, içerisinde insan sormadan edemiyor?
Neden bu kadar; yaygara koparıldı.
Teşkilat.
İl Başkanı dâhil "yekûn vaziyette" toplu istifaya zorlandı.
Yerel seçimin "başarısızlık" faturası kesildi diye kamuoyuna sunuldu.
Neden; "itibarsızlaştırma".
Ve sonra da, "iade-i itibar" yapma, neye hikmet?
Doğrusu kestiremedim.
***
Ama şunu net ifade edeyim?
AK Parti, Diyarbakır'da bir değil "yüzlerce" seçim geçirsin.
Listeler ikmal etsin.
Görevden alınma, görev iadesi, ya da yeni atamalar yapsın.
Öyle ki, bölgenin ve ülkenin enva-i "sorununa" çözüm bulsun.
Ki en "milli sorun" olan Kürt meselesindeki hassasiyeti dâhil olmak üzere.
Tabiri caizse; "mucizeler" yaratsa dahi!
"Küçük olsun benim olsun" mantığına sahip olduğu müddetçe, bir adım öteye gitmez!
Gideceği de yok!
***
Biliyorum.
Bu söylemimden, birileri alınacak?
Olsun.
Zaten mevzu, "zülfüyâra" dokunmuyorsa, hissiyat niye?
Yönetim Kurulu'na "itirazım" yok!
Kim olur, kim yazılır, beni ilgilendirmez.
Milletvekillerinin "danışmanı mı, danışmanları mı?"
Ya da, "emir-komuta" zincirlemesi mi?
Alakadar değilim.
Benim üzerinde durmak istediğim; "Teşkilatın" neden yaz-boz tahtasına döndüğü!
***
Diyarbakır mı büyük, Bartın mı?
Cevabı sizde kalsın.
Ama diyeceğim şudur ki; "madem teşkilat başarısızdı".
Madem; "toplu istifaları" üzerinde baskılar oluşturuldu.
O zaman!
Bu mevcudiyet durumu neyin nesidir diye sorulmaz mı?
***
Buarada, İl Başkanı bir önceki "yönetimden" muzdaripti.
Hatta Yönetim Kurulundaki bazı isimler de "ona" tepkiliydi.
Ki bunu bilmeyen yoktu.
Sahi niye; "sil baştan" yapılmadı?
Ve tepkili olanlar niye listede yer aldı, şimdi can-ciğer?
Garip ve bir o kadar da muamma durum da bu!
Neyse, durum tam teşekküllü olarak şunu söyletiyor;
"Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?"
***
Fiskaya Şelalesi!
Öyle ya.
Fiskaya Şelalesi diye bir yer mi kadı?
Maalesef kalmadı.
Hemen dibine; "ucube" bir beton yapı inşa edildi.
Rant teminiyle şimdi orası "saha alanı" genişletilerek, restorant oldu.
Diyarbakır'ın "ekâbir" takımı, zevke-sefa yapacak.
***
Önceki gün, orada bir tür yaptım.
Maşallah!
Bu mübarek günlerde ne diyeyim?
Allah razı olsun!
Attıkları imzayla ellerine sağlık(!).
Dert görmesin! "imar izniyle" devasa bir alan işgali var..
İş Makineleri, çevre düzenlemesini yapmış.
Araç park alanı o biçim!
Enfes bir yer olmuş!
***
Ama gel gör ki.
Bir bu yapıya bakıyorsun, bir de Fiskaya şelalesinin ihtişamına bakıyorsun.
İkisi ne de uyumlu.
"Ucube" yapı, göz içerisinde bir diken misali!
Kışanak ve Anlı, geçtiğimiz hafta açıklamışlardı; Dicle Nehri kimseye peşkeş edilmeyecek diye?
Dicle Nehri'ne, "çizgi" şeridi oluşturulacak.
Yani, sağ ve sol kıyılarda; 300 metre yaklaştırılmayacak.
Yapıya izin verilmeyecek.
***
Üç gün önce de, bunun ilk adımını attılar.
Bağıvar köprüsü yakınlarında, bir kaç paraka yıktırıldı.
Her ne kadar; "orada" rüşvet dedikodusu yapıldıysa da.
Önemli olan; "salt" oralarla kalmaması gerektiği.
Çünkü Dicle Nehri hal-i hazırda iki yönlü olarak işgal altında.
Ucube yapıya dönersek!
Burası da, "kıyı şeridine" giriyor mu girmiyor mu bilmiyorum.
Ölçmedim.
***
Ama her ne olursa olsun; "o ucube" yapı yıkılmalı.
Aksi takdirde birçok "işgalci" yapıya emsal teşkil eder.
Ki Yargıyla "tescillenirse" o zaman hiç bir güç "önünü" alamaz.
Daha işin başındayken "müdahale" gerekli.
***
Tabi söz Şelaleden açılmışken.
Birden hatırladım.
Fiskaya Şelalesi, "bir projeydi".
Belediye ve Karacadağ Kalkınma Ajansı'nın "işbirliği" projesiydi.
Milyarlar harcandı.
Oraya Karacadağ Kalkınma Ajansı, bir hayli para aktarmıştı.
Diyarbakır'ın "O muhteşem" süliyetinin ortaya çıkması için.
Ne var ki, "şelalenin" adı var, kendi yok.
Çünkü "akan su bile yok".
***
Acaba diyorum bu proje, bir hüllemiydi?
Eee ajansın paralarının "nerelere harcandığı" hep şaibe ikmal ediyor.
Neyse.
Muhataplara bir sorum var.
O da, "şuan restorant" olarak faaliyete giren mekân.
Yani; "ucube" dediğimiz yer.
Nehir kıyısını işgal eden, Fiskaya Şelalesinin "gözüne diken" gibi batan, O yapı.
Fiskaya Projesinin içerisinde mi "yapıldı?"
Paralar "Karacadağ Kalkınma" ajansından mı çıktı?
Yoksa "imar izni ve işletme ruhsatı" alan işletmeci mi cebinden harcayarak o yapıyı inşa etti.
Birileri cevap versin!
Yoksa ben buradan aktaracağım o zaman daha bir mahcup olurlar.
Hal-i hazır mahcup oldukları kadar olmuşlar.