ÇİLEKEŞ POLİS!

Maşallah!
Günümüz 'günsüz' geçmiyor.
Öyle ki; yılın her günü 'bir şeyin' günü.
Say say bitmez. Sırala sırala sayfa yetmez.
Ve öyle de meraklıyız; 'o günü' haşmetli kutlamaya.
Güne özgü 'methiyeler' gün içinde; silsile şeklinde gelir.
Mikrofon karşısında; 'yıldızlı' nutuklar.
Günün 'sahiplerine' övgüler sıralanır.
Yere-göğe sığdırılmaz; "o haşmetli" günün insanları.

* * *

Doktor mu?
Öğretmen mi?
İşçi ve Memur mu?
Polis mi?
Hemşire mi?
Asker mi, kurumlar mı?
Ve daha bir çok; 'günün' taraftarı.
O gün için 'konuşulur'.
Peki sonra;
'Unut gitsin'.
Ne 'halleri varsa' görsünler?
Yani 'kaderleriyle, sorunlarıyla, çileleriyle' baş başa bırakılır.
Ne çözüm, ne 'şifa' ne de verilen sözler.
Hiçbiri yerine gelmez.

* * *

İşte bugün de; Polis günü!
165'inci yıl dönümü.
Her zamanki gibi;
'Nutuklar, şirin ifadeler ve övgüler' dizilir.
Polis 'toplumun' teminatı, güven ve huzurudur.
Şehit verir. Sakat kalır.
12 saat çalışır. Bazen 24 saat 'kesintisiz'.
Ne gecesi, ne gündüzü, 'kefeni' koltuğunun altında.
Ve çilekeş!
Aslında 'bilinen' sözlerdir.
Gerçek ifadelerdir de.
Ama ne var ki;
Polisin ve polis ailesinin 'isteği ve beklentileri' hep dillendirilmez!

* * *

Çünkü 'polis' yaşam koşulları altında 'eziliyor' ve sömürülüyor.
Maaş mı, yetmez! Hele çocuklu; 'hiç' yetmez.
Lojman yoksa 'vay' haline.
Bir de; 'kiraladığı' ev atandığı yerden uzaksa; 'sorma'.
Şiddetin, terörün, kavganın, fitnenin.
Hele suçun patlama gösterdiği bir dönemde ve bölgede görev yapıyorsa..
Bu hali ruhiyeyle 'huzura' hakim olmak mümkün mü?
Her şey onun için büyük baskıdır.
Emir-komuta 'zincirindeki' farklı işleyiş.
Hele mesai!
Her meslekte 'bu emek' karşılık alır.
Ama poliste; '12 saat çalış' olmazsa bir 24 saat daha çalış.
Olmadı; olağanüstü bir hadise vuku bulmuşsa 'bir hafta'.
Farklı bir ücret 'ödenir mi?'.
O da ne; 'yok öyle' bir şey.

* * *

Garip bir durum!
Memur sokağa dökülür, işçi hak için meydana çıkar.
Ki bu hak arayışında 'kendisine' düşen pay da var.
Ama o!
Üstten gelen emirle; "bu oluşumlara" karşı çıkar.
Kimi yerde; "şiddet' uygular.
Kimi yerde kendi şiddete maruz kalır.
Şu lafı sıkça duyuyorum; özellikle toplumsal olaylarda.
Mesela memur ve işçi eylemlerinde;
"Hak istenmez, alınır" sloganı sırasında 'polisin' gösterdiği tepkiye.
"Yahu senin hakkını da almaya çalışıyorum, sen beni dövüyorsun?"

* * *

Ne yapsın diyeceksiniz?
Ülkede iş mi ve istihdam alanı mı var?
Ne yapsın; 'ekmek' parası!
Doğru!
Elden ne gelir.
Ama sorun polise; hayatından memnun musun "yüzde 99'u" size "hayır memnun değilim" diyecek?
Tabi polisin de bir farkı var.
Diğer mesleklere göre.
Çünkü diğer meslek gruplarının mutlaka 'sivil bir örgütlü' tarafı vardır.
Sıkıntılarını ve yaşadığı çileyi 'yüksek sesle' dile getirme noktasında; imkân sahibi.
Ama polis'te bu 'şans ve imkân' yok!
O ne sesini 'yükseltebilir?' ne de onun sesi olmaya çalışana 'imkân' verir?

* * *

Demem o ki;
Polis günü!
İyi güzel de. Kutluyoruz, etkinlikler yapıyoruz.
Oraya-buraya koşuşturuyoruz. 'Yıldızlı' cümleler sıralıyoruz.
Peki; 'sorunları' çözülüyor mu?
Hayır!
Aha biz de; 'bugün için' yazdık. Yarın; unutacağız.
Ta ki; bir 10 Nisan daha gelene kadar.
Velhasıl; 'değişen' bir şey yok.
Polis eski polis.
Sorun eski sorun.

* * *

DİYARBAKIR POLİSİ

Gelelim; Diyarbakır polisine.
Ve teşkilatın şu anki 'görev' stratejisine.
Bir kaç kelam etmek gerekirse;
'Diyarbakır polisi eski polis değil'.
O halktan kopuk!
Ahaliyi 'potansiyel suçlu' görme?
İşkence, şiddet 'ahlak dışı' yaptırımlar.
Hukukun 'ötesine' çıkılan; keyfiyet.
Ve daha sayamadığım birçok 'olumsuzluklar' zinciri.
Şükürler olsun ki; 'bugün' yok.

* * *

Aslında 'olmaması gerekirdi', ama ne var ki 'tozlu-dumanlı'.
Kargaşanın, fitnenin ve kaosun 'hakim' olduğu ortamlarda;
'Her güç' kendisine göre; 'keyfiyet arz' eder.
Ki o dönemlerde de; 'böyle' bir durum hâsıldı.
Ama şimdi;
Değişim, gelişim, demokrasi, insan hakları,
Hukukun üstünlüğü, bireyin 'özgürlüğü'.
Velhasıl; 'her şey' millet ve halk içindir.
Düsturu; sonunda idrak edildi.
Onun için diyorum ki;
Toplumla iç içe olan polis.
Huzuru ve güveni için polisin var olması gerektiği hal.
Birbirinden 'korkan ve ürken' taraflar olmamalı.
Çünkü iki tarafta 'birbirinin' ayrılmaz bütünlüğü.
Ve birbirine 'muhtaçtır'.

* * *

Ne polis 'halksız'.
Ne de halk polissiz olmaz?
Diyarbakır polisi.
Ve Emniyet müdürü Mustafa Sağlam.
Gerekse yardımcıları ve şube müdürleri.
Ve tabi ki; 5 bin civarındaki polisi.
Şuan; bir ahenk içinde..
Sergiledikleri görev anlayışı; 'halk için varız' düşüncesidir.
Zaten; 'polisi' sevecen ve dost kılan.
Onu sığınan liman yapan en büyük etken de;
'Bu halk için varız' düşüncesidir.
Evet!
Polisimizin 165'inci kuruluş yıl dönümü olan;
'Polis gününü' kutluyor.
Ve diyorum ki;
Heey benim 'Çilekeş' polisim her şeyinle çok yaşa.
İyi ki varsın!!!