ÇÖZÜM ŞİMDİ, BARIŞ HEMEN
Hele bir de 'o kelimelerin' ifade alanlarına 'hasretlik' var ise 'değmeyin' keyfine.
Yüreği okşadığı gibi serinlik verir. Oh be dedirtir insana.
Sarılırsın, doyumsuz bir şekilde. Kucaklarsın doyasıya.
'Hep benimle, hep benle yaşasın'! Ve dersin 'benim gibi' herkes bununla bütünleşsin diye.
Çünkü varlığı 'cihandır'!
Sakınırsın. Gözünden, yaşamından, sevdiklerinden bile.
Kısacası her şeyden sakınır ve ayrı tutarsın.
***
Bir bebek gibi 'tüm dış' etkenlerden korursun. Titiz ve hassasiyetle 'büyütürsün'!
Yarınlara 'daha bir kuvvetli' gelebilsin.
'Gölge ve gölgelenmesini istemezsin. En küçük müdahaleyi bile hazmedemezsin.
Sindiremediğin gibi, şiddetle, öfkeyle karşı koyarsın.
Bir an önce 'hayat' bulsun diye. O olmazsa yaşayamam, o olmazsa ben yokum.
Çığlıkların en büyüğünü atarsın; 'hep var olsun' diye.
Bilirsin ki 'onun varlığı ve hayat iksiri' senin, milletin ve ülkenin 'yaşam' alanıdır.
Toplumdur, ülkendir ve yaşadığın coğrafyadır. Onun 'hayat' alanı.
Yeter ki var olabilsin.
***
İşte o 'sihirli' kelimelerden ikisi 'Çözüm ve Barış'.
Nerdeyse yarım asırdan buyanadır 'ifade' ediyoruz.
Hasretle ve özlemle.
Bir an önce 'yaşadığımız' ve havasını soluduğumuz 'coğrafyada' varlık göstersin diye.
Ve bugünlerde 'sıkça' telaffuz ediyoruz.
Cümleler içerisinde 'iki kelimenin' ne kadar 'büyük olduğunu'.
Bizlerin, ülkenin ve milletin 'hasretle' nasıl yanıp-tutuştuğunu.
Çünkü yaşadığımız zaman dilimi içerisinde;
'bu iki kelimenin' dışındaki tüm 'olumsuz' kelimelerin 'tanımını' yaşadık.
***
Kan mı, gözyaşı mı, şiddet mi, terör mü?
Şehitler mi, ölüler mi? Faili meçhul cinayetler mi, yargısız infazlar mı?
Gladyo gibi 'örgütlenmeler mi?'. Andıçlar mı?
Evinden, barkından, yuvasından, ailesinden edilmek mi?
Kardeşi kardeşe kırdırmak mı?
Sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel 'tahribat mı?'
Bir gece yarısı evinden alınıp, dere kenarında 'öldürülmek mi?'
Ya da, 'yolda' yürürken ensene tek kurşunla vurulmak mı?
***
Dahası koyunları güderken 'terörist' diye kurşunlanmak mı?
Fidye, rüşvet veya çıkar sağlamadığın için, 'fişlenmek mi?'
Evet. Bunları çok ama çok yaşadık. Öyle bir değil, bin değil.
Binlercesi 'yaşatıldı, yatılmaya çalışıldı'. Ki halen de aynı mecra 'işlev' görmektedir.
Bugün Lice'nin Dibek köyündeki 'kazıda' çıkan kafatası ve iskelet 'bu vakanın' tescili değil mi?
Dahası, Batman'ın Hasankeyf ilçesi yakınlarında ihbar üzerine yapılan kazıda çıkan üç kafatası ve iskeletler?
Asitli 'ölüm kuyuları'! Toplu infaz mezarlıkları.
***
Batı illerinde 'silah ve cephanelikler'. Güneydoğu'da ise 'insan kafatasları'.
İşte bu yarım asrı bulan zaman dilimi içerisindeki 'militarizmin' ürünleri bunlar.
Onun için bu 'kahredici' atmosfer içerisinde; 'Çözüm ve Barış' kelimesinin telaffuzu bile insanı 'hoş' ediyor.
Geçmişi 'yad' ediyor. O günler ne günlerdi diye? Ağır bedeller ödendi.
Faturası hem millete, ülkeye ve hem de coğrafyaya 'acımasızca' kesildi.
40 bine yakın 'insanın' ölümü. Bir o kadarının 'sakat kalması'. Milyonların 'evinden-yurdundan' olması.
Anlayacağınız 'Türkiye'nin' her köşesi 'bu durumdan' zarar görmüş. Muzdariptir.
***
Onun için; 'herkes' şu çığlığı artık avazı' çıktığı kadar atmalıdır.
Hem de, 'yer-mekan, zaman' mevhumu gözetmeden.
Militarizmin 'gözünü' kör, dehşetengiz varlığını da 'yok' edici bir kollektifle.
'Çözüm şimdi, barış hemen'!
Ve kurumların militarizm düşüncelerin 'demokrasi' üzerindeki vesayetini kaldırmalıyız.
Özellikle de 'ödlek' ve dönek burjuvazinin 'militarizm' senaristliklerine 'aman' tanımamalıyız.
Ki bunun da 'yol haritası' bellidir. 'Sivil Anayasa', güçlü demokrasi.
Bunu hayata geçirecek de, 'Milli iradedir', siyasal iktidardır.
Devletin tepesindeki 'zat-ı muhteremlerdir'!
***
'Çözüm şimdi, barış hemen'! Kürt sorunu. Güneydoğu mevzusu. PKK.
İş ve aş. Özetle, sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel mevzuular.
Artık 'çözüme' çıkış istiyor. Huzur, güven, istikrar ve özgürlük de 'Barış' istiyor.
Entegre olmak, top yekun 'aydınlığı' yakalamak istiyor.
Ve Barışla 'kardeşliği' kucaklamak. Birliktelikle 'huzuru' bulmak. Kardeşlikle 'dayanışmayı' yakalamak.
İşte bunların bir an önce 'hayat' bulmasını ve icra edilmesini istiyor.
Güneydoğu'nun 7'den 70'ine herkes.
***
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün 'barışa ve kardeşliğe' yönelik söylemi.
'Kürt sorununun çözümünde iyi işler olacak' ifadesi.
Bu eksende Türkiye, Irak, ABD ve Avrupa 'düzenindeki' diyaloglar.
Güneydoğu insanı üzerinde öylesine 'memnunluk' geliştiren bir sinerji yakalamış ki.
Önceki gün Diyarbakır'da yapılan 'istişare' Diyarbakır formunda bile kendisini hissettirdi.
Ve şu çığlık atıldı. 'Değerlerimize saygı duyalım'.
Demek ki; yapılması gereken şudur.
Resmi ideoloji şu gerçeğin idrakine varması gerekmez mi;
'Kürtler vardır, bağlı bulundukları değerler vardır. Saygı duyulmalıdır'!..
***
Ki en büyük 'açmaz da', bu saygısızlıktır. Eğer 'Kürtlerin' varlığına yönelik yıllar önce saygınlık gösterilmiş olsaydı.
Değerlerine 'önem verilseydi'! Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri gibi. Ulvi değerlere sahip 'bu şahsiyetlere'.
Saygı gösterilmiş olsaydı. 'Kabrini' bile Kürt halkından 'saklı' tutmaz iseydi.
'İnkârcı' politikaların ekseninde, militarizm düşünceleri 'dayatmasaydı'!
Gazete manşetlerine yansıyan 'Devletin üniformasıyla', infazlar gerçekleştiren.
Katliamlarda bulunan, mafya ve zengin iş adamlarıyla 'çıkar pazarlığı' yapan.
Zihniyetler 'ülkemin', 'asayiş ve siyasal' gidişatına yol verici olmasalardı.
***
Bugün; biz olması gereken ve herkesin yaşaması yazım olan 'hak, hukuk ve adaleti'.
Kelimelerin ‘yüreklerde’ yarattığı ferahlığı konuşur muyduk?
Hayır! Bizler dünya konseptinde 'ülkemizin ve bölgemizin' daha nasıl ileriye gidebileceğini konuşurduk.
Ama maalesef.
Ancak biz yine de; 'çığlığımızı' avazımızın çıktığı kadar atmaya devam edelim.
'Çözüm şimdi, barış hemen'. Edi bese 'sesini' gürleştirelim.
Ve tabi ki 'ortak aklı' ortaya koyan ortak paydayı geliştiren bir dili de hayata geçirmemiz gerekir.
Onu da Cumhurbaşkanı Gül 'geliştirdi'.
***
Ki bu eksende önemli yol ve mesafe katlediliyor.
Yeter ki, 'tarihi fırsat' militarizm burjuva zihniyetine kurban edilmesin.
Yeter ki; 'taraflar' rijit ve çözümsüzlük geliştiren 'söylemlerde' ısrarcı olmasın.
Yeter ki; demokrasinin üstünlüğüne, özgür ve evrensel hukukun nizamına 'inanılabilinsin'.
Yeter ki; dünyanın küreselleştiği, insanların da 'evrensel' nizamı benimsediği bilebilinsin.
İşte bunlardır bizi 'çözümsüzlükten' kurtarıp, aydınlık yarınlara kavuşturan.