DİCLE ÜNİVERSİTESİ VE YENİ YÖNETİM
Dicle Üniversitesi. Yani kentimizin 'üniversitesi'!
İsmini bağrımızdan akan 'nehirden' almış bir abide. Her ne kadar 'çevresel' anlamda, temiz akmıyorsa da.
O akan nehir gibi, 'tarihi ve geçmişi' önemli ve büyüktür. Köklü. Ve çok eskilere dayanan bir tarihi süreci var.
Konumu ve üstlendiği misyon çok önemlidir. Bugün için salt Güneydoğu değil. Türkiye'nin geneline 'sahip'!
Ve ender bir konumu arz etmektedir.
Tarihçesine baktığımızda; 43 yıllık bir geçmişi söz konusu. Üniversitenin 'ilk kıvılcımı' sanırım 1966'da atılmış.
Dile kolay, 43 yıllık bir 'ömür'! Üniversite 'olabilme' yolundaki ilk hamlesi; Ankara Üniversitesi 'bünyesinde', Tıp Fakültesi'nin kurulmasıyla atıldı.
Ve 1969 yılında öğrencilerini Diyarbakır'a nakletti. Şuanki eski DGM ve şimdiki.
Psikiyatri, Fizik ve Dişçiliğin bulunduğu binalarda 'hizmet' geliştirdi. 'Numune' hastanesi diye anılırdı.
***
1974 yılında Fen Bilimleri Fakültesi'nin açılmasıyla 'Üniversite' fiilen kurulmuş oldu.
İlk adı da "Diyarbakır Üniversitesi" idi. 1982 yılında 'ismini' yanı başında akan 'Dicle'den aldı.
Ve o günden itibaren, Dicle Üniversitesi adıyla 'gelişip-büyüdü'! Devasa 'binalar' yükselmeye başladı.
Türkiye'nin en geniş 'kampüs arazisine' sahip üniversite oldu. Ardı ardına 'Fakülteler, meslek yüksek okulları ve bölümler' açılmaya başladı.
Derken, Batman, Siirt, Mardin ve Şırnak'ta 'Fakülteler' kuruldu. 120 'öğrenciyle' başlayan tarihi süreç, öyle bir döneme geldi ki, 23–25 bin öğrenciye ulaştı.
Artık 'kabına' sığmayan, kök salmış bir çınar misali sürekli 'dal' geliştiriyordu. Hassas ve kritik bir konuma sahip.
Bulunduğu 'coğrafyanın' Sosyo-ekonomik yapısı. Var olan 'siyasal' konjöktör.
Kısacası, 'artık' fikir ve çözüm üreten bir kurum olarak işlev görmesi gerekliydi.
Akademik çalışmalar. Yarınları 'daha aydınlık' görmek için, bilimsel araştırmalar.
Ama ne var ki; belli bir zaman dilimi sonrasında 'gerileme' dönemi başladı.
Tıpkı, 'Osmanlı İmparatorluğu' dönemine benzer bir 'düzensizlik' işlevine girildi.
***
Umutların yerine 'umutsuzluk'. Güneydoğu'nun ve özelde Diyarbakır'ın 'sosyal-ekonomik ve siyasal' mevzularına 'kendini' kapattı.
'Deve kuşu' misali. Bilimsel ve Akademik 'araştırmalar' kapalı kutu. Var olan da 'sır'.
Yönetimsel anlamda 'virüs' gibi yayılan 'tarafgirlik'. Sen-ben. Ötekileştirme.
Yaratılan 'sosyal' bunalım, kan kaybı başlattı. Var olan 'değerler' bir bir 'kaçış' yolunu bulmaya çalıştı.
Burası olmasın da, neresi olursa olsun 'denildi'! 'Kurumsal' anlamda derin politize oluş sağlandı.
Öyle ki, 'gelen-gideni' aratır oldu. Böyle olunca da, hem 'beyin göçü', hem de öğrenci göçü başladı.
Tercihler 'son sırada' yer aldı. Ve öyle bir döneme gelindi ki, 'kaprisler ve kişisel' çatışmalar haddini aştı.
'Gözün üstünde kaşın var' diye, suçlama ve soruşturmalar keyfiyet kazandı.
İşte böylesine 'derin' uçurumların geliştiği üniversite 'kurumsal' anlamda kan kaybetmenin yansıra 'ayrışma' başladı.
Yani düne kadar 'bünyesinde' yaşatıp büyüttüğü 'fakülteler' bir bir ayrılmaya başladı.
Mardin, Batman, Şırnak ve Siirt'teki 'Fakülteler' Üniversite oldu. Siyasal iktidarların kararıyla.
***
Ve ne yazık ki, 'bu üniversitelere' hamilik yapılmadı. Yaptırılmadı.
Hatta kurucu rektör ve organizasyonda bulunması gereken; Dicle Üniversitesi 'alaşağı' edildi.
Diskalifiye' edilerek, yanı başında dünün 'baraka' üniversiteleri denilen üniversiteler 'kuruculuk' aldı.
Sebebi de; 'yine siyasal" çatışma. Yine 'kurumsal politize' oluş. Ve yine 'senden-benden' mantığı.
Şimdi 'öğrenci' sayısı 12 binlerde. Akademik 'kadro' desen, mumla aranıyor.
Diğer uzman personel veya hizmet çalışanı. 'Eksik! Anlayacağınız, 'kırpıla, kırpıla' bugünlere geldi Dicle Üniversitesi.
Birçoğunuz merak etmişsinizdir. Neden bunları anlattığımı. Ve üniversitenin 'içerisinde' bulunduğu vahim duruma dikkat çektiğimi.
Haklısınız. Aslında bunları daha önce defalarca 'sizlerle' paylaştık. Yazdık-çizdik. Zaten bu durumu 'Diyarbakır' ahalisinden bilmeyen yok.
Ama ben bir kez daha 'hatırlatmak istedim'. Bu çark 'böyle' gitmemeli.
Artık 'değişmeli', yenilik hasıl olmalı 'diyebilmek' için. Fikri takip noktasında; 'hatırlattım.'
Tabi önemli bir nedeni vardı. O da; 'bu kurumun' yönetimiyle 'bir araya' gelişimiz idi.
***
Dün Üniversitemizin yeni Rektörü Prof. Dr. Ayşegül Jale Saraç ve yönetim kadrosu 'ziyarete' geldi.
'Bir nevi iade-i ziyaret'! Uzun uzadıya sohbet ettik. Öyle ki, bazı konuları 'defalarca' dillendirdik.
Yukarıda 'sıraladığım' vahim durumun; 'müsebbipliği' ve bu aksamanın 'neden kaynaklandığını'.
Aslında tüm bu anlattıklarımı 'yaşayan ve bilen' biri olduğu için; 'çözüm reçetesini' çoktan hazırlamış.
'Geçmişi tekrar yaşatmamak' adına 'söyledikleriniz" doğru.
Tabi bu tür 'sohbetlerin' iki yönü söz konusu. Resmi konuşma, gayri resmi konuşma.
Mesleki tanımlamaya gelince, 'yazılan bölüm' yazılmayan bölüm. Yazılan 'bölümleri' haber noktasında zaten size aktardık.
Yazılmayan bölümleri de 'düşünme' anlamında kendi yanımıza not aldık. Bir zaman gelir de 'kullanırız' diye.
Sohbetimizin odağında; 'üniversitenin dünü, bugünü ve yarını. Yani olabilecekler' oldu.
***
Öncelikle ifade etmem gerekirse; Saraç hoca kararlı. Bir o kadar da 'cesur'!
Mütevaziliğine gelince 'mükemmel'! Dinleyen, düşünen ve düşündüğünü 'zerafet' içerisinde net icra edebilen bir intibaya sahip.
Ancak şunu gördüm; 'eleştiriye' pek tahammülü yok. Tabi bu tahammülsüzlüğü 'haksızlığa' uğrama anlamındaki bir tahammülsüzlük.
Şöyle ki; son günlerde kendileriyle 'alakalı' basında çok ciddi 'suçlama' getiren haberler yayınlandı.
Bazı Sivil Toplum Örgütlerinin 'basın' açıklamaları. Ve 'Üniversiteyi' izleme komisyonu adı altında 'insiyatif' geliştirilmesi.
Buna benzer bir dizi 'haber ve yorum'! Bir hayli olup-bitene içerlenmiş.
'Çünkü' haksızlık var diyor? Ve altını çizerek, 'tahammülsüzlüğüm' eleştirilerin yapıcı değil, yıkıcı olması.
Eleştiri olabilir. Ama eleştiri çözüm getirici olmalı. Yoksa yargısız infaza dayalı eleştiri kabul edilemez.
Haksız da değil. Tabi bu 'haksız' değil sözü, medyanın da 'haklı' tarafının olmadığı anlamı yok.
Onun için de; 'önce iğneyi kendimize batırmamız gerekir' diyerek, iki taraflı bir 'uzlaşı' sağlanması lazım.
Bunu yapacak olan da; 'kurumun' basın halkla ilişkiler bölümüdür.
***
Nasıl bir üniversite devir aldınız sorusuna verdiği cevap; vahim düzeyde.
'Enkaz ve borç batağı!'. Buarada geçmiş yönetime ilişkin 'inceleme-soruşturma ve araştırmaların da" sürdüğünü söylüyor.
Tabi 'detay' veriyor da, 'yazılmamak' kaydıyla, ne zaman 'yargıya' intikal ederse o zaman diyor.
Neyse! Kendi deyimiyle 'Geçmişe takılmak değil işimiz, geleceğe bakmaktır yapacaklarımız' diyerek şerit değiştirelim.
Altını çiziyor. "Dicle Üniversitesi’ni bir dünya üniversitesi yapmak için çaba sarf ediyoruz" Bu idealine vurgu yapmakla kalmıyor.
Buna ilişkin faaliyetleri heyecanla aktarıyor. Evet, Üniversiteler, kesinlikle üniversal kurumlar olmalıdır ve üniversal çapta bilim üretiminde söz sahibi haline gelmelidir.
Çünkü bu 'ünvanı' ve konsepti Dicle Üniversitesi 'uzun yıllardır' ihmal ve göz ardı etmiştir. Saraç için ilk hamle 'kurumsal dönüşüm' olmalı. Ki 'Başarı' gelişebilsin'.
Ve en önemlisi de yeter sayıda insan, yönetimin reform vizyonunu benimser ve desteklemeyi göze alırsa 'çözüm" kaçınılmazdır.
Şu kısa dönem içerisinde önemli işler yaptıklarından söz etti.
Söylerken de, biz 'çak-çuk"la değil. Ortaya 'veri ve yapı' koyarak, işte yaptığımız diyoruz.
***
Hedeflerinin içerisinde; 5 Fakülteye yeni hizmet binası inşa etmek. Acil ve Yoğun Bakım 'servisini' top-yekûn 'yenilemek'.
Teknik donanım ve cihaz eksikliğinin 'giderilmesi' gibi aciliyet isteyen hizmetler.
Ama en büyük idealim; Dicle Üniversitesi'ne yeni bir Araştırma Hastanesi 'inşa' etmek.
Çünkü diyor; 'Mevcut hastanemizin hizmet binası eski. Artık hizmet veremez durumda. Sadece onarım ve bakımı için; fizibilite çıkardık. 60 milyon TL tutuyor." Onun için; tek düşüncemiz buraya harcanacak olan parayla yeni bir hastane inşa etmek.
Öğrenci 'kapasitesinin' artırılması. Akademik kadroları yeniden 'üniversiteye' yönlendirmek. Beyin göçünü sonlandırmak.
Üniversiteyi 'dünya' ile entegre etmek. Diyarbakır'la üniversiteyi 'iç içe' almak.
Salt 'sağlıkla' değil, Sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel 'anlamda' açılımlar yaratmak.
Kısacası 'Tez zamanda yapılması' gerekenler, az zamanda 'olması' gerekenler.
***
Şüphesiz yönetim bu işleri en iyi şekilde 'icra' edecek. Çünkü düşünüyor, planlıyor, hayata geçirme 'aktifliğinde' destek istiyor.
Bunun için de; 'her mevzuda' olduğu gibi ifade ettiğim 'konseptin' gelişmesi lazım.
O da Siyasi iradenin teşekkülü ve kamuoyunun katkılarıdır.
Eğer bunlar 'çözümleyici' kimlik üstlenirse, o zaman icra mekanizmasının başındaki, yöneticilerin de elleri güçlenmiş olur.
Onun için; 'bizler' istediğimiz kadar katkı sunmayı da bilmemiz gerekir.
Sonuç itibariyle; Dicle Üniversitesi 'tarihsel' kimliğini yeniden yakalayabilmelidir.
Kan kaybeden' değil, taze kanlar üreten. Sen şunun adamısın, sen bunun adamısın diye 'ötekileştirmek' yerine hepimiz diyebilmeliyiz.
Siyasal ve ideolojik 'saplantılar değil, evrensel değerler ölçeğinde düşünebilmeliyiz ki. Yarınlarımız 'aydınlık', olabilsin.
Üniversite ne Rektör Saraç'ın ne de, 'geçmişte' o koltukta oturanlarındır.
Çünkü bu üniversite bizim üniversitemizdir.
Biz sahiplendikçe 'dev bir çınar' gibi yeniden gölge ve dal vermeye başlayacaktır.