DÜNDEN BUGÜNE DEĞİŞEN NE?

Önceki gün de, dün de, bugün de,
Belki yarın da aynı mevzuların "mahkûmu" olacağız…
Silsile misali…
Hep "mağduriyet" içerisinde debelenip duracağız ki öyle de görünüyor..
***
Dün ne diyorduk?
Ceberut devlet'ten yakınıyorduk!
Diyorduk ki;
Hukuka, Demokrasiye "tecavüz" ediliyor.
Adalet eziliyor.
İnsan hakları "ayaklar" altına alınmış!
***
Cinayetler işleniyor.
Katliamlar yapılıyor.
Ülke kaos içerisinde..
Fakr-u zaruret gövdeyi kapmış..
Yolsuzluk, usulsüzlük, rüşvet..
"Kılıç kuşanan" misali, iş bitiricilik revaçta…
***
Kurumsal vesayet!
Tek hâkimiyet postalda..
Asker; hukuki, idari hiç bir gerekçe göstermeden "astığı astık-kestiği kestikti?"
İşlemez-dokunulmaz.
Orman kanunu!
Derin yapısı.
***
JİTEM…
En güçlü, görev kutsallığı…
"Kandan" beslenme vampirliğiyle, "çalışan" ölüm mekanizması!
Vesayeti güçlü kıldıran yapı?
Devlet kurumları, "el pençe" korku, içerisinde…
Toplum dahil.
Çünkü enva-i şekliyle fişleme!
***
Faili meçhul cinayetler…
Kumpasla "suç isnatları?"
Kayıplar, gözaltı infazları…
Çoluk, çocuk, kadın yaşlı; "demeden?"
Devlet imkânlarıyla; "yağma ve talan"..
Makamsal, dokunulmazlık…
Teamüllerin "tabu" olarak inşası..
Keyfiyet arzıyla..
***
Toplum için veya birey için…
Eşitlik mi?
Özgürlük mü?
Fikr-i beyan mı?
İnanç mı?
Kültürel serbestlik mi?
İnsanı insan olarak sevmek mi?
Ne mümkündü, yaşanmazdı?
***
Var olan ana strateji şuydu;
Her şekliyle; "toplumsal dejenerasyon?" enjektesi.
Kendine biat eden bir "halk" yaratmak?
Tek tipçi anlayış…
Ya bendensin, ya da yoksun…
Ortası yok…
Ölüsün!
***
Peki, bugün ne diyoruz?
Muzdaripliğimiz neye dayalı?
Durum aynı.
Doludan kaçarken fırtınaya yakalanma misali..
Değişen "kurumlar" vesayeti.
Ötesi, "işlev ve işlem" aynı, yol seyrinde hız kesmiş değil.
***
Hukuk ya da, "adalet" mekanizması..
Bugün toplum nezdinde "güvenilirlik" yüzdeliği birçok kurumun altında…
Ne anlama geliyor; "Tuz çoktan kokmuş?"
***
Anayasa Mahkemesi!
Mevcudiyetiyle Şu an için, "politize" olmuşluğuyla konuşulmuyor mu?
Verdiği kararlar, tepedeki şahsiyetin ortaya koyduğu fikir beyanıyla.
***
Hal-i hazırda!
En çok; işleyiş "değişimine" uğratılan, tabiri caizse; "yaz-boz" tahtasına döndürülen, Yargı'daki birimler değil mi?
Güne, zamana "uygun" mahkemeler ihdas edilmiyor mu?
***
"Üç başlı" bir yargılama var..
Sivil, Askeri ve İdari "yargılama" mekanizması..
Önceki gün DGM'lerdi.
Dün, Özel Yetkili Mahkemelerdi?
Bugün, Ağır Ceza…Sulh Ceza Mahkemeleri.
Değişen ne; "mekanizma" işleyişi aynı, sadece isimler değişti?
***
Bir de litaratürümüze yeni bir deyim girdi.
"Dava göçü?"
Baksanıza, Güneydoğu'nun geçmişteki "karanlık cinayetlerine" ait davalar birbir, "batıya göç" ediyor?
Neye hikmet?
Gerekçe hazır; "güvenlik!"..
***
Dün, Asker diyorduk!
Bugün, Polis diyoruz.
Derin devlet, Ergenekon, Gladyo'dan söz ediyorduk..
Bugün, "Paralel yapı" diyoruz, cemaat tanımlamasıyla yatıp kalkıyoruz..
***
Faili meçhul cinayetler, artık aleni işleniyor…
İşte dün, Cizre'de 12 yaşındaki çocuk başından vuruldu.
Kim vurdu, niye vurdu belli…
Cizre'de günlerdir "ölümlerle" son bulan provokatif bir atmosfer hâkim.
Bunun dinmesi için; "Cizre halkına" mesaj çağrısı yapılıyordu…
Hatip Dicle, İmralı'dan gelen mesajı aktarıyor.
Halk dağılıyor, o esnada 12 yaşındaki ilköğretim öğrencisi Nihat Kazanhan öldürülüyor.
***
Toplu katliamlar ki vicdan askısından hiç bir zaman inmeyecek olan; Roboski katliamı…
Yargısız infazlar…
Cizre'de, Diyarbakır'da, Batman'da..
6-7 Ekim'de gördük…
50 insan katledildi, peki failler nerede? 
Meçhul.
Her türlü, teknolojik donanıma rağmen?
***
Kumpas içerikli; "suç" isnatları…
Güçlerin üstünlüğü hala revaçta… 
Kimin kime gücü yettiyse!
Rüşvet…
Yolsuzluk, usulsüzlük…
Adam kayırma, bilumum!
Hepsi yapılmakta, uygulanmakta "konuşan deşfre eden, yazan-çizen" susturuluyor.
Dün olduğu gibi!
***
Siyaset kurumu!
Devlet kurumları…
Hal-i hazırda hepsi; "şaibeli".. 
Ki günlerce buradan yazdım; hangi kurumda milyonluk ihalelerin kime ve nasıl peşkeş çekildiğini!
Birim fiyatlarının nasıl değiştirildiğini!
Milyonların "hakediş" adı altında alınıp, tek bir metre işin dahi yapılmadığını?
Anlayacağınız, tepeden tırnağa dökülüyor…
***
Hele ki "atanmış" bürokratlar..
Yasa mı, kanun mu, hükümler mi, "kim takar"? 
Siyasi ağabeyler ne derse o!
Çarka uymayan “kapı dışarı”…
Ya paralelci ya cemaatçi diye “tu kaka” olur.
Sahi, 28 Şubat’ta ne deniliyordu çarka uymayanlar için "irtica!
O zaman değişen ne?
***
Peki, fakr-u zaruret…
Daha beter bir durumda…
İşsizlik önlenmiş değil.
Uyuşturucu bağımlığı…
Fuhuş…
İnsani karakteri bozan ahlaki çöküntü, dünden daha vahim!
***
Velhasıl;
Çark çok kirli ve tehlikeli dönüyor?
Sonumuz ne olur bilmem?
Ama durum hiç de "hayra doğru" bir seyir almadığı görülüyor.
Çünkü, halk deyimiyle; "güvendiğimiz dağlara kar yağdı?"
Biliyorum!
Birileri diyecek ki, "hiç mi güzel şeyler" olmadı bu ülkede?
***
Demokrasi adına,
İnsan hakları adına,
Özgürlükler adına,
Dil, din, kimlik adına,
Hukuk, adalet adına,
Sosyo-ekonomik kazanım adına,
Doğru!
Yapıldı ama "yaranın" tedavisi için değil, mevzuların "üzerine" şal çekme adına yapıldı.
“Dostlar alış-verişte görsün” misali…
***
Eğer ki!
Dünün yaraları hala kanıyorsa,
Sorunlar,
Muzdariplikler hala da katmerli yaşatılıyorsa!
Ve bugün yine aynı "korku, endişe" vahameti içerisinde yarınımız ne olacak belirsizliğiyle beyin bunalımı yaşıyorsak…
Demek ki, "hakikatlerimizin ve idare-i maslahatın" farkında değiliz!
Yanlış mıyım?