HER ŞEY 3 TL İÇİN
Yoksulluk ve işsizlik.
Ülkenin en ağır sorunları ve "kanayan yarası"!
Yaşamın "her acı" dramı; bu iki "kangrenleşmiş" sorunda mevcut.
Siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel "kısacası", insani "kimlik" dahi.
Hepsi. Ama hepsi bu "devasa" bedbaht durumun "mayasını" teşkil etmektedir.
Eğer bugün terör varsa, şiddet hâkimiyeti elinde bulunduruyorsa.
Uyuşturucu kullanımı yüksek ise. Cinayet, yaralama, suç çeteleri cirit atıyorsa.
Yeraltı ve yer üstü "mafyalar" türüyorsa. Kapkaç, hırsızlık, soygun ve gasp "suçları" patlama geliştiriyorsa.
Kısacası, huzur ve güven ortamı "ciddi" yönde sarsılıyorsa.
Bunun temelinde; bu iki önemli kavram vardır.
Ne yazık ki de; "bu acı" tablo her geçen gün "büyümekte"!
Ve ne yazık ki; Güneydoğu "bu acı" tablonun en katı dramını yaşamakta.
Bağrında "ürkütücü" bir şekilde de büyütmektedir.
***
Tabi bu dram beraberinde "yeni" halkalar da geliştirmiyor değil.
Geliştiriyor. Hem de "çok kapsamlı" bir şekilde.
Mesela; "içine" gizlenmiş dramatik bir sorun;
"Sokaktaki çalışan çocuk"!
Sessiz sedasız "kangrenleşmeye" yüz tutan sorunlar "halkasına" yönelmiş vaziyette.
'Sokaktaki çalışan çocuklar" ve 'onlarla" gelişen "Sokak çocukları"!
Her ne kadar; "Sokakta çalışan çocuk ile 'sokaktaki çocuk' arasında fark söz konusu ise de.
"İkisinin de" dramı ve çıkış noktası aynı.
Yoksulluk ve İşsizlik.
Yanında; "bölünmüş" aileler.
Yerinden, yurdundan, evinden barkından "göç etmiş" olanlar.
***
Aslında; acı dramı "kanıksamış" haldeyiz.
Çünkü işe giderken. Ya da eve dönerken.
Kaldırımda yürürken, otomobille seyahat ederken.
Ya da ibadetimizi yerine getirmek için "camiye" giderken.
Yaşları 7 ila 16 arasında değişen "çocuklar!
Ellerinde "cam sileceği". Sakız, mendil. Ayakkabı boyama sandığı.
El arabası. Tezgâhında; "sebze-meyve"! Elinde terazi. Veya kibrit kutuları.
Karşılaşıyoruz. Günün her saatinde.
Kimi zaman "sabahın" ilk ışığında. Kimi zaman da gecenin bi yarısında.
Şaşırmadan. Kanıksayarak; ya "alış-veriş" yapıyoruz.
Ya da bakıp geçiyoruz.
***
Peki, hiç düşünüp de, onlarla sohbet ettiniz mi?
"Neden bu saatte buradasınız? Niye evde değilsiniz?" diye sordunuz mu?
Ekseriyetinizin "tabloyu" kanıksadığınız için;
"Hayır, sohbet etmedik, konuşmadık" dediğinizi duyar gibiyim!
Biz yıllardır "soruyoruz" neden buradasınız diye?
Onlar da her seferinde aynı cevabı verirler.
"Annem-babam yolladı. Para bekliyorlar?"
Soruyla gülümseyen yüzünüz gelen cevapla değişir.
Kızgın bir ifadeyle; "Baban nerede? Ne iş yapıyor?" sorusuna cevap verir.
"Babam işsiz, kahvede oturuyor."
"Biz 5–6 kardeşiz. Buradan kazandıklarımı eve götürüyorum".
***
Evet. Yıllardır! "Dilimizin döndüğü, kalemimizin yazdığı" kadarıyla yazıyor ve söylüyoruz.
Söylemeye de devam edeceğiz.
Her ne kadar sarf edilen "kelimeler" artık; değişim göstermeden bildik şekilde sıralanıyorsa.
Aynı ifadeler; "tekerrür" ediyorsa da.
Kimi zaman sıkıcı gelse de.
Kimileri "yeter yoksulluk ve işsizlik" felsefesi.
Yeter; "kentin ve bölgenin "imajıyla oynamak.
Yoksulluk ve işsizlikle "anılmak" istemiyoruz dese bile.
Ama acı dram büyüyor. Kangrenleşmenin "ötesinde".
Bugünü değil, yarını ve öbür günleri de; "etkiler" vaziyette.
Ki bu konuyla alakalı "istatistiklere" baktığımızda; durumun "vahimliği" daha net anlaşılıyor.
***
İşte son araştırma.
Diyarbakır Sosyal Hizmetler İl Müdürü Oktay Taş sokakta çalışan çocuklarla ilgili 10 gün süreyle, 50 meslek elemanının katılımıyla araştırma yaptıklarını açıklıyor.
Diyarbakır'da "sokakta çalışan çocuk" sayısı 2 bin 470. Geçtiğimiz yıl bu rakam 3 bin 302 imiş.
Sosyal "projelerle" bu rakam gerilemiş.
Tespit edilen 2 bin 470 çocuktan 946'sı sokakta el arabasıyla yük taşımakta,
594'ü ayakkabı boyacılığı,
347'si seyyar satıcılık,
110'u simitçilik,
106'sı çöp toplayıcılığı,
94'ü dilencilik,
68'si kavşaklarda kâğıt mendil satma,
25'i tartıcılık,
20'si su satma,
10'u kavşaklarda otomobil camı silme gibi işlerde çalışıyor.
Çocukların yüzde 26.62'si Bağlar ilçesinde,
Yüzde 23.6'sı Kayapınar ilçesinde,
Yüzde 15.95'i de Şehitlik semtinde çalışıyor.
***
Sokakta çalışan çocukların tablosu bu.
Peki, tablodan "sokak çocuklarına" geçiş yüzdeliği kaç sorusuna da Taş cevap veriyor.
Çocukların yüzde 87.20'si herhangi bir madde kullanmıyor.
Ancak yüzde 12.55'i sigara.
Günde ortalama 10 saatten fazla çalışan çocukların elde ettiği gelir ise 3 ila 7 TL arasında.
Çocukların yüzde 88.90'nı sokakta çalışarak elde ettiği kazancını annesine verirken, sadece yüzde 6,8’i kendi ihtiyaçları için harcıyor.
Taş, 2 bin 470 çocuktan 2 bin 445'nin annesinin ev hanımı olduğunu, diğerlerinin terzi, kapıcı, dilenci ve temizlikçi olduğunu belirterek, çocukların yüzde 40.40'ının babasının işsiz olduğunu söylüyor.
***
Peki, Sosyal Devlet olma noktasında, "devlet" ne yapıyor.
Ya da hükümetin bu alandaki "çözüm icraatı" var mı?
Veya yeterli mi?
Türkiye Çocuk Hakları Sözleşmesini imzalamış bir ülke.
Ama buna rağmen çocukların durumuna baktığımızda çocukların korunma, yaşatılma, geliştirilmesi ve katılımları için yeterli düzeye gelememiştir. Çocukların yüksek yararı için olması gereken koşulların ülkemizde hala oluşmamış olduğu açıktır.
En iyimser gözlüklerle baktığımızda bile çocuklar için eskiye göre bugün iyileşmiş bazı durumlardan bahsetmek mümkündür.
Ama çocuğun yüksek yararının yaşama geçmesi için yeterli ortama ulaşabilmek için alınması gereken çok uzun bir yol olduğu da görülmektedir. Türkiye'de bugüne kadar hiçbir hükümet özellikle iç hukuk normlarını gözden geçirerek sözleşmeyle çelişen hükümleri saptayarak gerekli değişiklikler yapmış değil.
Yapmak durumunda ve yükümlülüğünde olmasına karşın bugüne dek yol almışsa da, arpa boyunu geçmemiştir.
Çünkü geçse bile.
Halen bu ülkede; "günlük" kazancı 1 ila 3 TL arasında değişen yüz binlerle ifade edilen aileler mevcut ise.
Ki mevcut.
Sokaktaki çalışan çocuğu.
Sokaktaki çocuğu.
Ve yarınları tehlikeye sokan "gençliğin" acı tablosu.
Daima var olacaktır.
Onun için önce; "çocuğu sokağa" iten en büyük etken olan "ailenin ekonomik" gücüdür.
Bu güç "yaşama" imkânı geliştiriyorsa, sokaklar "temiz" olur.
Yok, sürümeyi adres gösteriyorsa; "giderek sokaklar" tehlike saçar.
Demek o ki; "her şey 3 TL için".
Gerisini siz düşünün.