İKİ ÖNEMLİ ŞANS!

Referandum süreci!
Ve arifesinde PKK'nın ilan ettiği tek taraflı "ateşkes"
Türkiye'nin yarınları açısından "iki önemli yol" çizgisi!
Yani hayat-memat meselesi!
Onun için de; ciddi bir hassasiyet, "arınmış" bir zihin şart.
Çünkü
Alınacak karar. Verilecek cevap. Tercih edilecek yol; Pozitif ve negatif anlamında geri dönüşü var!
Ki burada en kritik nokta telafisi mümkün olmayan mevcut "bedbaht" durumun, tekerrür etme veya etmeme durumudur.
İsterseniz;
Öncelikle şöyle derin bir nefes alalım.
Sonra da "siyasi mülahazaları" bir tarafa bırakalım.
Özellikle de hadiselerin de "ayrıntılarına" ve inşa ettiği "çözümsüzlüğe" dahil olmadan, statükocu "düşüncelerin" ağından sıyrılalım.
Tabi ki devşirme "fikirlere de" kanmadan.
Çıplak gözle ve geçmişin de idrakiyle hadiselere bakalım.
Ve "empati" geliştirip, dünü, bugünü ve yarını "ak zihinle" deşelim.

***

Evet!
Ateşkes'ten anlaşılan nedir?
Doğrusu! Bir önceki yazımda ifade etmiştim.
Bu ateşkes "sekizinci" kezdir ifade edilip, ilan edilmektedir.
Sürecinde "atılan" adımların çözümsüz.
Siyasilerin "siyasi" hesapları.
Ve o dönemin "klişeleşmiş" fikirlerin icrasıyla.
Gerek siyasal iktidar ve muhalefet.
Gerekse askeri kanat.
Gerekse de bazı düşünce üretkenleri.
Hassasiyetin "ötesinde" hassasiyetsizliğin icrasıyla; "mütalaa" bile edilmedi.

***

Neyse!
Zaman ve süreç, şartlar ve siyasi atmosfer ve aktörler bugün farklı.
İktidar da, muhalefette, asker de, düşünce üretenler de.
Her ne kadar "geçmişin" kalıntıları var ise de; "eller güçlü" değil.
Onun için de; şu anki "esen rüzgâr" açık bir zihni gösteriyor.
Nitekim!
PKK'nın "ateşkes" ilanından sonra belli bir "sükut" ve huzur atmosferi gelişme göstermektedir.
Şiddetin, eylemlerin, kan ve gözyaşının "körüklediği" tansiyon, ciddi manada düşüşte.
Normal bir seyir izliyor!
Dikkat ediyorum!
Asker "tek bir terörist" kalana kadar operasyonlar devam edecek demiyor.
Siyasal iktidar; "dağdan inip gelsinler, devletin ve yargının şefkatli kucağına!" teslim olsunlar demiyor.

***

Dün;
Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Mehdi Eker'e bu yönde bir soru soruldu.
Ki; iktidarın "önemli" isimlerinden. "Kürt" ve Diyarbakır Milletvekili.
Önemli bir ifade kullandı;
"Kan ve gözyaşı dökülmemesi her halükarda olumlu mütalaa edilmesi gereken bir durumdur!"
Onun için bu "ateşkesi" okumak lazım.
Ne demektir;
"Silahların susması."
Eylemlerin durması, baskınların ve operasyonların sonlanması.
Şu demektir;
Artık kan akmayacaktır. Ana kuzuları ölmeyecek, "cenazeler" ard arda sıralanmayacak.
Ne "Kürt" genci hayatının baharında ölmeyecek.
Ne de; Mehmetçik. Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Roman.
Üstadın dediği gibi;
"Kardeş kavgasında" kardeş kurşunuyla ölmeyecek.
Huzur gelecek.
Barış olacak.
İnsanlar "özgür ve hür" korkmadan, endişe duymadan, birbirini kucaklayacak.

***

Düşünebiliyor musunuz;
"Bu atmosferin" yaratacağı insanlar üzerindeki mutluluğu.
Yüzlere yansıyacak "gülümsemeleri".
Bundan daha güzel ve doğal bir "hayat" ortamı var mı?
Önemli bir "yol" ayırımı şu anki süreç!
30 yıl. 40 yıl. Daha fazlası.
Türkiye. Özelde Güneydoğu "çok acılar" çekti.
Unutulamaz da!
Ama şu bir gerçektir; "Giden gelmiyor."
Burda şu hassasiyet herkeste hasıl olmalı.
Özellikle de; Ülkeyi yöneten siyasal irade.
"Saplantıya" değil, geçmişle-gelecek arasındaki "yol" gidişatında dünü değil, yarını kurgulamalı.

***

Bugün;
Fikir ve varlık düşüncesi, dili, dini ve rengi ne olursa olsun.
Soracağınız şu soruya vereceği cevap şudur.
Geçmiş mi, gelecek mi? Elbette ki; "gelecek" der.
Çünkü "gelecek" geçmişteki hataların, yanlışların, olmaması gerekenlerin "telafisi" açısından şans içerir.
Bence;
Bu ateşkes bir şanstır.
Ki bu şansı yaratanlar da "PKK" değil!
Bu gerçeği de görmek lazım.
Güneydoğu insanı. Yani Kürtlerin ta kendileri.
"Edi bese" diyor, şiddetin, çatışmanın, kavganın ve fitnenin "neler" yaşattığına.
Bugün;
Güneydoğu'da Sivil Toplum Örgütleri "top yekûn" ifade ediyor "silahlar susmalı" diye!
Hatırlayalım!
Bundan iki ay öncesini. Hatta Batman'da PKK'nın mayınıyla hayatları kararan 4 aydının ölüm olayı sonrası.
Ciddi ve büyük bir tepki hâsıldı.
"Şiddet çözüm değil, çözümsüzlüğün kendisidir" diye!

***

Bu da şunu ifade etmektedir.
Bu ateşkesi isteyen;
Güneydoğu insanı ve Kürtlerin tümü!
İşte bu şans ve istem; bence ciddi manada siyasal iktidar tarafından "mütalaa" edilmeli.
Eğer; "vicdanlarda" serin bir esinti yaratacak bir gelişme yol alırsa.
İnanıyorum ki; "barışa" yönelik adımlar daha bir serileşir.
Dedim ya;
İki hassas hadise!
Ve birbirlerinin Arifesinde" gelişme kaydediyor.
12 Eylül'deki Referandum!
Güneydoğu cephesinde "iki meseleyi" teraziye aldığımızda bir hayli "ağır" ve birbirlerine "şans" yaratabilirler.
Çünkü
12 Eylül Darbesi'dir; Kürtleri "ötekileştiren".
İşkencelerin, infazların, baskıların, "yok" saymaların.
Cop ve Copların "eseridir" dağların eli silahlı gençlerle dolması.
Referandum!
İşte bir şanstır "hesap" sorma ve "askeri vesayette" gedik açmak!

***

Önceki gün ve dün;
Diyarbakır'da BDP'nin "boykot" çağrısına.
PKK'nın "sandığa" gitmeyin istemine rağmen.
Kürt gruplar. Bölgedeki Sivil Toplum Örgütleri.
Yüzlerce temsilci; "yetersiz olsa da".
İstenilenlere cevap vermezse de.
"Geçmişin" sorgulanması, yüzleşilmesi ve 12 Eylül Askeri Darbe'nin kaleme aldığı Anayasal zeminde "gedik" açmak için; "evet" diyorum.
Velhasıl!
Süreç iyi işliyor. Sürekli de "şans" üretiyor.
Bu şansı "heba" etmemeli ve Referandum ile PKK'nın ateşkes ilanını "ıskalamamamız" gerekir.
İfade ettim;
PKK'ya "ateşkesi" dayatan Kürtlerdir.
Çözümü siyasal iktidara dayatacak olan da yine Kürtlerdir.
BDP sanırım bunu görmeye başladı.
Ki; BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş dün "sinyal" verir gibi oldu.
"Hükümetten taleplerimiz var.
Yani PKK eylemsizlik kararı aldı diye biz boykot çalışmalarımızdan vazgeçmeyiz.
Hükümet taleplerimizi karşılamaya yönelik ciddi adımlar atarsa müzakere süreci başlar, biz de yeni anayasayı destekleriz.
Önümüzde daha uzun bir süre var.
Hükümet bu süreyi iyi değerlendirmelidir"

***

Bu da sonuç itibariyle şunu "aleni" bir şekilde ifade etmektedir.
Sayın Bakan Eker'in de deklare ettiği gibi;
"Mütalaa edilmeli".
İnanıyorum ki ve beklentimiz de "Hükümetin. Başbakanın ve kurmaylarının hadiseyi mütalaa ettiğidir"
İnanın!
Geleceği yaratacak gücü, kararlılığı ve yapılması gerekenleri "basamak basamak" çıkma niyetiyle "Bismillah" dersek.
"Karşılık" sinyali "sarı" dahi yakılırsa.
Türkiye 13 Eylül sabahı "çok ama çok" farklı bir güneşle uyanacaktır.
Bunu;
72 Milyon Türkiyeli görecektir.
Yeter ki; "tabuları" kırıp, yaşanılan 21 yüzyılın "çağdaş" felsefesine uygun hareket edelim.
Çünkü
Bilmeliyiz ki yarınlar bugünkü çocuklarımızın "geleceğidir".
O gelecek "huzur" ihtiva ediyorsa çocuklarımız huzurlu olur.
Etmiyorsa; bugün yaşadığımız gibi yarın da onlar huzursuz yaşama mahkûm olacaktır.

***

DİYARBAKIR'DA KRİTİK GÜNLER!

Tüm bu ifadelerimizin yanısıra;
Diyarbakır'da hafta sonuna kadar üç önemli aktivite var.
Birincisi bugün!
100'e yakın STK "ateşkesin" kalıcılığı ve barışın süreklilik alması için;
Özellikle siyasal iktidara ve muhalefete yönelik çağrı içeren bir deklarasyon yayınlanacak.
İkincisi;
Diyarbakır başta olmak üzere iki ay önce toplanan Güneydoğu'daki Sivil Toplum Örgütleri.
Ciddi bir hazırlık çalışması içerisinde.
"Ateşkesin" karşılık bulması için; baskı zemini yaratma stratejisini belirlemeye çalışıyor.
Üçüncüsü;
Demokratik Özerkliği gündeme getiren. Ve bu yönde "karar" mekanizması geliştiren.
Bir önceki toplantısında; PKK'ya 'ateşkes" çağrısında bulunan;
101 üyeli Demokratik Toplum Kurulu hafta sonu toplanıyor.

***

Burda üç önemli "karar" çıkması bekleniyor.
Birincisi;
Ateşkes'in karşılık bulması açısından belirlenecek "yol" haritası!
İkincisi;
Demokratik Özerlikle ilgili "siyasi" stratejinin işlemi.
Üçüncüsü de;
Referandum'a ilişkin alınan "Boykot" kararının gözden geçirilmesi.
Ve tabandan gelen "tepkilerin" mütalaa edilmesi.
Anlayacağınız;
Birileri zamanında "AB'nin yolu Diyarbakır'dan geçiyor" demişti.
Doğrusu;
Kürt sorununun çözümü ve Türkiye'nin yarınlarının akıbeti Diyarbakır'dan geçiyor.