İLKLERİN SEÇİMİ OLACAK!
…Ve Erdoğan Cumhurbaşkanı adayı!
Sürpriz mi, hayır olmadı.
Kimse de, "ters köşeye" yatmadı.
Bekleniyordu ve beklenen de oldu.
Her ne kadar, 'havlu atacak' senaryoları çizildiyse de!
Görüldü ki, Siyasette, Liderlik de "dik duruş" en büyük maharettik.
Ve tabi ki, halk talepleri de "bir iki" çelmeyle yoldan döndürülmez!
Hele ki, Erdoğan gibi biri.
***
Üç genel "seçimi" başarıyla atlatmış.
Yerel seçimler ha keza.
2010'daki, Anayasa Referandumu.
Ki en son 30 Marttaki seçim! Yerelde, yüzde 45'e dayanması.
Zaten bu seçim sonucu; "Köşk'ün" garantili vizesiydi.
Yani hepsini üst üste koyduğunuzda, Türkiye siyasetinde böylesi tırmanışlı bir siyasi performans gösteren şahsiyet tarihsel olarak ilktir.
Hangi parti. Hangi lider kesintisiz "Üç dönem" oylarını artırarak, "iktidarı" elinde tutmuştur ki.
Bu hükümet ve Erdoğan dışında!
Her ne kadar, en büyük şansı "rakip bir muhalefet" olmayışı!
***
Velhasıl!
Erdoğan'da bu gücün seyriyle en doğal "hakkı ve talebi" olan, Devletin en tepe makamını istedi.
Cumhur'un reisi!
Ki partisi "firesiz" tam destek vererek, "aday gösterdi".
Bundan sonrası; 10 Ağustos sonucu.
Diyeceğimiz, Köşk için yarış başladı.
Kala kala, zaten 40 günden az bir süre kaldı.
Kısa bir süre; Erdoğan, İhsanoğlu ve Demirtaş için.
Doğrusu, bu "yarışın" sonucu şimdiden belli.
'Görünen köy kılavuz istemez" derler ya işte öyle.
***
Hal-i hazırda, "çatı" çökmüş.
MHP-CHP’deki iç kavga, herkesin malumu!
Dağınık.
Demirtaş'ta, ekseriyetiyle, Kürt oylarını alacağına göre!
Toplama çıkarma da; ortaya çıkan sonuç yüzde 51'in üzerinde, Erdoğan birinci turu göğüsler!
Tabi, "Cumhurbaşkanlığı kampanyası".
Ve 'atmosferindeki" aksiyonlu hal, oylarda, tercih sunumunda değişim yaratabilir.
Tatili de eklersek.
Lakin bu gel-gitler, sonucu değiştirmez.
Ancak, sakin bir seçim mi yoksa 30 Marttaki seçimler gibi daha bir kavgacı mı olur, onu önümüzdeki haftadan itibaren göreceğiz.
Kullanılacak "dil" açısından?
***
Hiç kuşkusuz ki, bu seçim "ilklere" sahip!
Özellikle Demokrasi adına.
Çünkü ilk kez "demokrasinin" olmazsa olması olan "cumhur" konuşacak!
Halk "sandığa" gidip, Cumhur'un reisini seçecek!
Kendi tercihiyle, mahalle baskısı görmeden!
Neyse, seçimi, süreçteki aksiyonları daha konuşacağız.
Biraz da, düne gidelim, Erdoğan'ın konuşması.
Ve altını çizdiği, "hedefleri" neye hikmet, Türkiye için 'ne gibi" değişim olacağına ilişkin.
***
Şurası bir gerçektir ki;
Dün itibariyle, Türkiye yeni bir döneme girmiş bulunuyor.
Bu dönem neler getirir, neler götürür şimdiden kestirmek zor.
Kolay da olacak gibi değil.
Ama şu biliniyor ki, "eski tas, eski hamam" olmayacak?
Birincisi;
Erdoğan'ın "politik" kariyerinde yeni bir sayfa açmış oldu.
İkincisi;
Halk tercihiyle "siyaset" yeniden yapılanacak ve yapılmalı.
Üçüncüsü;
Klasik parlamentarizmden tarihsel bir kopuş olacak.
Yönetimsel bazda "devleti kutsayan" zihniyet değişecek!
İşte, bu alanlardaki "değişim" Türkiye'ye "makas" değiştirecek?
***
Başbakanın konuşmasına gelirsek!
Öncelikle, "içerik" duygu yüklü olduğu kadar, "kucaklayıcıydı?"
Yani "kutuplaştıran" değil, kapsayandı.
Bir nevi, "balkon" konuşmasıydı.
Ana fikir ve tema da; 'Bu ayrılış bir son değil, yeni bir başlangıçtır".
Nitekim "Kürsüye çıkışı ve sonrasındaki fon müziği" bu minvaldeydi.
***
Dönemin hassasiyetini anlattı.
Yaşadıklarını.
Kendisine yaşatılmak istenilenleri de.
Ailesini.
Baba olmanın "vasıflarını" yerine getirmedeki yaşadığı sıkıntı.
Kızının "bir gününü de bize" ayır sözü.
Vefa ve veda yüklüydü, her sözü "kırdığım varsa özür dilerim".
***
Âşık Veysel'in "Uzun ince bir yoldayım" şiiri.
Duygusaldı!
Köşk. Ve Cumhurbaşkanlığı makamı!
Şu sözüyle; "Orası dinlenme" yeri değil.
Yani, Erdoğan seçilirse cumhurbaşkanlığı makamını daha aktif hale getirecek.
Çünkü mesaj şuydu:
"Ben bir yere gitmiyorum, bugüne kadar önüme koyduğumu projeleri sürdüreceğim. Oturan ve pasif bir Cumhurbaşkanlığı dönemine son vereceğim. Türkiye'yi en üst düzeyde yöneten bir tutum içinde olacağım."
***
Herkesin!
Gerek partisinin, gerekse sokaktaki vatandaşların.
En önemlisi de, Güneydoğu insanın, cevap aradığı soru.
Çözüm süreci, "ne olacak, kime bırakılacak?"
Erdoğan tarihsel konuşmasında ilk vurguyu da buna yapması dikkat ediciydi.
“Çözüm sürecinin takipçisi ve sürdürücüsü olacağım, Çankaya'da da bu sorunun halledilmesine ilişkin etkim ve katkım sürecek."
***
Ve Paralel yapı!
Bu konuda da net mesajı oldu.
Öyle ki, parti içerisinde konuşuluyordu Erdoğan giderse; "paralel yapıyla mücadele yavaşlar. Yapı etkinliğini artırır" diye.
Cevabı da bu minvalde oldu.
“Paralel devleti yok edene kadar ben işin içinde olacağım. Sonunu getirinceye kadar bu mücadeleden vazgeçmeyeceğim."
Yani "asla bu kavgadan geri durmayacağım."
***
Konumu!
Köşk'ün "aktivitesi".
Ve Türkiye'nin ileri demokrasisi için de, mesajı vardı.
Özellikle; "Yeni bir Anayasa" vurgusu.
Ki bunu ifade ederken; "Yeni bir Türkiye" söylemi vardı.
Daha özgürlükçü.
Daha demokratik.
Daha çağdaş ve "insanı, bireyi" öne çıkaran devlet zihniyeti!
Tek kelimeyle, Türkiye'ye has şimdilik için "Yarı Başkanlık" sistemi.
Özetlersek; Erdoğan "son başbakan" ve ilk "başkan" olarak tarih sayfalarında yer alacak.
***
Her şey. Ama her şeye rağmen!
Duamız!
Ve beklentimiz şudur ki.
Özellikle; "coğrafik ve toplumsal" bazda, ciddi bir "bölünmüşlük" ruhu estiriliyor.
Estirme gayretinde olanlar da çok.
İşte bunları "egale ve alt" etmek için.
Huzurlu. İstikrarlı. Sakin. Kucaklayıcı.
Ve tabi ki, "güçlü demokrasinin" hayat bulması açısından "bütünleştiren" bir Cumhurbaşkanlığı yarışı temennimiz.