KAMU YETKİSİ VE YOLSUZLUK
Yolsuzluk! Ve yolsuzlukla mücadele.
Ne illet ama! Sistemin mi, yoksa toplumun mu ürettiği bir 'illet' bilemiyorum.
Ama bilinen odur ki; 'Türkiye'nin batak karnıdır'! Virüs misali, dört bir yanı sarmış vaziyette.
Özellikle de, 'son yıllarda' bir hayli ağ geliştirmiştir. Bundan dolayı da dünya konjöktöründe 'sabıkalıyız'!
Hem de öyle böyle bir sabıka değil. Sicili 'bozuk'!. Bir hayli sıralamada 'revaçtayız'!..
Ve bu kirli yapılanma, icra edilme haslı ne yazık ki tamamen 'kamuda' icra edilmekte.
Yani 'devletin' özünde devleti 'kazıklamak', soyup-soğana çevirmek.
Bu da 'kamu gücüyle' oluşmaktadır.
Aslında 'yolsuzluğu' tanımlarken, şu ifadenin altı çizilmeli.
***
Yolsuzluk!
'Kamu gücünün özel çıkar sağlamak amacıyla kullanılmasına' denir?
Çünkü dikkat edilirse 'kamudaki yolsuzluklar' hep yetkili ve etkili zat-ı muhteremlerce yapılmakta.
Kimi zaman 'kanunlara' aykırı, kimi zaman da 'kanunlara kılıf' uydurmakla, 'yol bulunmakta'!
Salt yolsuzluk değil. Buna 'rüşveti', kayırmayı, kamu kaynağını kötüye kullanmayı da 'şekil' itibariyle ekleyebiliriz.
Yol haritası 'karmaşıktır'! Nedeni de; 'yolsuzluğa kaynaklık eden ilişkidir'!
Bu ilişkilerin 'gizli' ve işlemlerin kanunlara uydurulma çabası, menfaat sağlayanların 'etkinliği'.
Ve işgal ettikleri 'yetkinin' varlığı, durumu 'girdaba' dönüştürüyor.
Böyle olunca da; 'ekseriyeti' atı alan üsküdarı geçti misali, mal kaçıyor.
***
Burada önemli bir kriter de, 'yolsuzluğa' biçilen elbisedir.
Çünkü 'kamu kaynağına' dayalı yolsuzluk 'mutlaka' kılıflandırılması gerekiyor.
Yani bürokrasi, kısacası 'kaynağı' kullanan etkili ve yetkili zat 'kullanımı belgelendirmesi' lazım.
Zaten bu belgelendirme de bir ölçüde 'minareyi çalan, kılıfı hazırlar' olmasıdır.
İşte kamudaki 'yolsuzluğun' ekseriyet kazanması, bu karmaşık durumun hasıl olmasındandır.
Aslında yolsuzluğun 'icrası', tepeden aşağı inmektedir.
Ki son yıllarda 'sorumlu ve sorumsuz' noktasında çok 'derin' bir kanunsuzluk vardır.
***
Şöyle ki; 'emir-komuta' zinciri nasıl ki askeri hiyerarşide hakim ise. Bu diğer sivil kurumlarda da aynıdır.
Onun için de; 'mevzu' salt altında imzası bulunanlarla alakalı değil. Bir de bu duruma 'onay' verenlerdir.
Peki, ülkenin dört bir sathına yayılan 'yolsuzluk virüsüyle' mücadele?
Ne hazindir ki, olay hep 'polisiye' gözüyle bakılmıştır. Bu da, 'polise gelen ihbarla, ya da yürütülen bir müfettiş raporuyla'.
Veya 'suçüstü' olabilirliğiyle, duruma karşı bir mücadele var. Durum böyle olunca da, 'işin üstesinden' gelmek çok zor oluyor.
Yayılmacı duruma karşı 'aksak' kalınıyor.
***
Bir de duruma 'siyasi' yelkenler açılınca; 'durum' sümen altı oluyor.
Onun için de; aklı-selim. Ve sağlıklı bir tahlil, doğru bir sonuç.
Gerçeklerin 'açığa' çıkması anlamında, her mevzuda olduğu gibi bu konuda da; 'ehil' olunmalı.
Maliyeden, Polise, Savcıdan, Hakime. Ve bürokrattan, denetimciye kadar. 'Uzman' olunmalı, yolsuzluğun 'kokusunu' özgürce alabilmelidir.
Yolsuzluk ve rüşvet! Bilinen bir gerçektir ki, 'yolsuzluğun' yaygınlık kazandığı bir ekonomide 'etkinliği' sağlamak zordur.
Ve bu durum 'yıkımın' adresidir. Çünkü yolsuzluk bir ölçüde 'ekonomik kaynakların' israfıdır.
Har vurup harman savunma misalidir. Bu nedenle yolsuzluk tamamen 'sosyal' maliyettir.
Ve toplumsal 'ahlaki' erozyondur.
***
Kamu İhale Kurumu. Yani (KİK)! Misyonu 'Kamu İhalelerini' mevzuata uygun mu değil mi 'icrasında' kontrol etmek.
Ama gel gör ki, 'yolsuzluk' dediğinizde size şunu diyor. En yetkili isim. 'Bizim veya benim yolsuzlukla mücadele gibi bir misyonum yok".
Ve ekliyor, 'Biz usule uygun mu değil mi ona bakarız. Yolsuzluk var mı yok mu bakmayız'!
Zaten KİK'in varlığı da, birçok kamu kuruluşu tarafından 'önemsenilmiyor'!
Salt Diyarbakır'da bu yönde 'sayısını' bilemediğim geçmişe yönelik onlarca 'ihale' vardır.
Birçoğu 'yargıya' intikal etmiştir. 'KİK' mevzuata aykırı denilmiş.
Hatta bölge idare mahkemesinden 'yürütmeyi durdurma' 'kararı dahi' alınmıştır.
Buna rağmen, 'iş bilenin, kılıç kuşananın misali', ihale oldu-bittiye bitiriliyor.
***
Ve dikkat edilirse 'son aylarda', ülke sathında 'bu durum' organizeli 'çete' misali icra edilmekte.
Ki son halka Kızıltepe 'olmuştu'!.. Aralarında 17'si doktor, 35 kişi 'tutuklanarak' cezaevine konuldu.
Batman'da, Siirt'te. Hepsinin genel yapısında ve icra edilen 'yol haritasında', durum benzerlik göstermektedir.
Her ne kadar 'polis' ve siyasal iktidar 'olup-bitenin' üzerine yığılma gösteriyorsa da, 'kökünü' kazımakta yetersiz kalmakta.
Sanmıyorum ki, hiçbir dönemde 'yolsuzluğun ve usulsüzlüğün' üzerine bu kadar gidildi.
Ama bakıyorsunuz ki, 'ne kadar' üstüne gidilirse gidilsin, 'aynı minvalde' artmaktadır.
Onun için 'mevzuatlardan' önce şeffaflık ve dürüstlük şarttır.
Bakın bir de şu 'Doğrudan Temin' mevzusu var ya?
'Yolsuzluğun' küçük dilimi. Kamu kurumlarının 'acil ihtiyaçlarını' karşılamak için uygulanan bir sistem 'doğrudan temin'!
Yani 'İhale Kanununa' uyulmadan, iş bitirme.
***
Bu durumla alakalı çok 'şikayetler' alıyorum. Çok ciddi ve yaygın bir şekilde 'icra' edilmektedir.
Çünkü Doğrudan temin usulünde kamu ihale yasasının prosedürlerini yerine getirmek gibi zorunluluk yok.
Bunun yerine ihale yetkilisinin 'insiyatifi' söz konusu. Ne derse o olur misali.
Kişi veya kişiler tarafından piyasada fiyat araştırması yapılır ve ihtiyaçlar temin edilir
Tabi bu görünen yüzü. Ancak yolsuzluğun icrası buranın 'piyasa araştırmasında' ortaya çıkıyor.
O da şöyle piyasa fiyat araştırma 'tamamen' keyfiyete yönelik. Eş-dost, ahbap-çavuş 'ayarı'!
İhtiyacını karşılamak istediği firmadan fiyat teklifi alır.
***
Dostlar alış-verişte görsün diye, 'ek teklifleri' de bi zahmet siz hazırlayın der.
Ve ihtiyacını o firmada karşılar. Genelde bir kamu idaresi tüm ihtiyaçların aynı firmada karşılamaktadır.
Yani doğrudan teminde kamu ihale yasasının 5. maddesinde sayılan rekabet ilkesi işlememektedir.
Bunun yerine idareler kendileriyle çıkar ilişkisi içinde oldukları firmalarda ihtiyaçlarını karşılamaktalar.
Küçük bir denetimde, hani derler ya 'damlaya damlaya göl olur' misali, yolsuzlukların ne kadar 'vahim' derecede olduğu ortaya çıkar.
Ki Diyarbakır'da bu durum ekseriyetiyle 'tüm kurumlarla' icra edilmekte. Milli Eğitim mi, Hastaneler mi?
Şöyle bir bakışla, 'hangi kurum' doğrudan teminlerini sürekli aynı firmadan 'temin' ettiğine bakıldığında, herşey alenileşir.
***
Bir de bu mevzuatın 'D bendi' var. Bu bende göre belli bir miktara kadar idarelerin doğrudan temin ile ihtiyaçlarını karşılayabilmeleridir.
Kamu İhale Kurulu her yıl bu miktarı yayınladığı tebliğ ile belirlemektedir.
Ancak kamu idareleri ihtiyaçların 22. maddenin d fıkrası kapsamına almak için kısımlara bölmektir.
Yani bi onarım mı, ya da mal alımı mı gerekli? İnşaat için, demiri ayrı, çimentosu ayrı, boyası, badanası ayrı 'doğrudan temine' gider.
Diğeri hele elektronik cihaz ise, 'yazıcısından, kartuşuna, bilgisayarın hard diskinden, klavyesine' kadar ayrı tutar.
Ki fiyat oranı 'doğrudan temine' inebilsin. Önleyen kim?
***
Her ne kadar ilin mülki idarecileri 'gelen şikâyetler' doğrultusunda 'önlemler' alıyorsa da, 'kılıf' buluyorlar.
Mesela, son dönemlerde 'şeffaflık' adına 'bilirkişilik' diye bi denetim 'uygulaması' başlatılmış.
Az önce sıraladığım ve herkesin muzdarip olduğu 'oldu-bittilerin' yaşanmaması için.
Ama bakıyorsunuz ki, 'bu şeffaflık' tam aksine 'keyfilik' arz ediyor.
Neyse bunu da not alıp 'bir başka' yazıda aktaracağım.
Çünkü masamda bunla alakalı bir hayli dosya birikti. Durumun nasıl icra edildiğine ilişkin.