KAVRAM KARGAŞASI
Sanırım;
Hadiseler üzerine inşa edilme alışkanlığı edinilen "Kavram kargaşası" denen takıntı ülkemize özgü olsa gerek.
Çünkü;
Öylesine dehşetli bir şekilde toplumun iç dünyasında "bağımlılık" ihtiva etmiş ki; hep ter-ü taze.
Süreklilik sahibi olduğu gibi; yaygın ve geçerli.
Bu yapı noktasında;
İnsanda şaşırtıcı ve akla zarar getirici bir hal-i ruhiyat ta yaratmıyor değil?
O nedenle;
Mevzuların "ikmali" ve doğru tercümesi için "bilinç ve beyinin" güçlü bir eforla çalışması gerekir.
Yoksa;
Bağımlılık icra eden virüs misali, "olup-bitenle" alakalı yarım-yamalak, yüzeysel bir bakış sergilenmiş olunur ki.
Bu da;
Ülkenin ve milletin daima muzdarip olduğu ama bir türlü "girdabından" kurtulamadığı "Kavram kargaşasına" mahkûm olunur.
Hele bir de;
Şer cephesi var ki, bu durumu çok derin bir tuzak olarak kullanmaktadır.
* * *
Bilinmez denklem; çıkmazlara sahip "kavram" anlaşmazlığı.
Aslında;
Hadise yapı içeriğiyle ciddi de "poranoyaklık da" ihtiva etmiyor değil.
Şöyle ki;
Ülkenin yıllardır "aşamadığı" kanayan hadiseler.
Ve bu hadiselerin "ikmalindeki", karanlık oluşumlar.
Akla-hayale gelmeyen; "İlişkilerin" varlık kazandığı bir ağ oluşumu.
Kuşku "imparatorluğu" yaratıyor.
Hele bir de;
İç dünyasında "güçler" çatışması var ise; "kendi terminolojileri" içinde karşı tezler oluşturulur.
Öyle ki;
Ak ile kara "ayna gibi" yansıma gösterilse bile; farklı bir söylem geliştirilerek zihinler bulandırılır.
Doğru ile yanlış. Yanlış ile doğru.
Ya da; kim haklı, kim haksız. Kim suçlu, kim mağdur.
Çelişkiler "yumağı".
Tabiri caizse; karanlıkta "iğne aramak" gibi.
Bul da bulabilirsen.
* * *
En kan-revan yapı ise; "tarafgirlik" üzerine inşa edilen hizipleşme.
Dikkate şayandır şu anki hali ruhiyat.
Mesela;
Demokrasi.
Ya da; İnsan Hakları.
Veya Hukukun üstünlüğü.
Toplumların ve bireylerin "hayat" dramını icra eden bu yapıların işlerliğinde bi bakıyorsunuz ki; "hiziplik" var.
Biri hak ve hukuk diyor.
Diğeri yargısız infaz misali; değil diyor.
Ve ne hikmetse; bu düşünce bukalemunu yaratan felsefeye çağdaş nizam(!) deniliyor.
Örnek vermek gerekirse;
6 Ana kuzusu Askeri şehit eden mayını döşediğini internet sitelerinde düşen itirafname niteliğindeki ses kaydıyla gün ışığına çıkan; General hadisesi.
Tuğgeneral Zeki Es önceki gün tutuklandı.
Tutuklama hükmü;
"Taksirle birden çok kişinin ölümüne neden olmak"
Öncelikle ifade etmek gerekirse;
"Burada günah keçisi" sadece Zeki Es olmamalı.
Hele ona; "hiç önemli değil" deyip, 6 askerin şehit oluşunun "üstünü" örten komutanı konumundaki Tümgeneral Gürbüz Kaya.
Ve tabi ki;
Diğer ilgili ve yetkili zevat. Hatta; en üst tepedeki zat dahi; sorumlu iken, kendisi tek...
Ama hikmet-i kâmil Es tutuklu.
Doğrusu;
Türkiye'nin hukuk ve çağdaş demokratik yapısına yakışan bir gelişme olarak görülse de.
Tatminkâr değil.
Bu arada;
Dağlıca, Aktütün ve Hantepe karakol baskınlarındaki "zafiyet ve sorumsuzluk" da incelemeye alınmış.
Bu anlamda önemli bir gelişme Türkiye açısından.
* * *
Gelelim;
Hassasiyeti önem arz edici hadiseye yüklenilen "kavram kargaşası" dehşetine.
Dedik ya;
Herkes kendi tarafgirliğiyle hadiselere elbise biçip, hizipleştirmeyi körüklüyor.
Bakın bu generalin tutuklanmasına bile; hazımsızlık var.
Hem de;
Kendisine "demokrat" ünvanını yakıştıran bazı zihniyetler tarafından.
"General niye tutuklandı?"
Hukuki "işlemde" çarpıklık olduğu görüşünü savunan zevat.
Diyor ki;
Cezanın üst sınırı belli.
Delilleri karartma ihmali yok.
Ortada toplumsal infial de söz konusu değil.
Kaçma ihtimali de yok.
O zaman niye tutuklama kararı.
Adalet Bakanlığı tutukluluk müessesesini acilen gözden geçirmesi gerektiğine bir başka örnek.
Tutuksuz yargılansın, suçlu bulunursa cezasını çeksin.
* * *
Şimdi;
Bu düşünceye ne diyeceksiniz?
Bahseden zat-ı muhterem "demokrat" kesilenlerden bir kaçı..
Pes doğrusu.. Ki bunlardan biri de Ergün Babahan!
İktidara yakın gazetenin yazarı.
Garip bir hal..
Hatırlıyorum;
Şemdinli'nin "iyi çocukları" için de, satırlar dizelemişti.
Bu çocuklara yapılan;
"Yargısız infaz ve linç girişimidir" diye!
Hatta öyle ki;
Nam-ı diğer Mutkili Ali olan Astsubay Ali Kaya ve yanındakilerle ilgili..
İfade veren;
Mehmet Ali Altındağ'a savlar sıralamıştı.
Aslında;
Bu yöndeki zihniyetlerde beklenilir "kalkan" oluşlar.
* * *
Sormak lazım değil mi;?
Şayet Es ve Gürbüz Kaya'nın "telefon görüşmeleri" internete düşmeseydi.
Ve kamuoyu bilgi sahibi olmasaydı.
Evlatları şehit düşen aileler;
"Çocuklarının" nasıl sinsi bir duruma kurban gittiklerini öğrenmiş olmasaydı.
Yargı mekanizması da, öğrenmeseydi.
Askeri Mahkeme tüm bu gelişmeler paralelinde;
"Delil ve şikâyet" noktasında soruşturma başlatmasaydı.
Kim bilebilirdi ki;
"O altı asker, ihmalin ve sorumsuzluğun kurbanı oldu"
O paşa mı, çıkıp "valla ben bu işi yaptım" diyecekti.
Demezdi;
Çünkü komutanı ona diyor ki; "önemli bir şey değil".
Galiba;
Altı askerin ölümü de onlar için "önemli" değil?
Nasıl olsa;
Güneydoğu'da kardeş kavgasında "ölüyorlar?"
Bir kaçı ölmüş ne olacak?
* * *
Sormak gerekir;
Elazığ'da askerlerin eline pimi çekilmiş bomba veren komutanın neden olduğu katliamına;
Ve tutukluluk durumuna da; "hayır" diyebilir misin?
O da; "önemli bir şey değil?" diye dersin.
Ama gel gör ki;
KCK operasyonu kapsamında bugün bin 800 civarında tutuklu bulunanlar için.
Ki onların;
Ne silahlı eylemleri var, ne de silahlı, mayınlı, bombayla öldürdükleri insan.
Sadece;
Siyasi anlamda, kendi fikir ve düşünceleri doğrultusunda politika üretmişler.
Birçoğu seçilmiş insan.
Makam ve görevleri var.
İddianameleri de tamamlanmış.
Delil karartma evresi bitmiş.
Kaçma halleri de yok.
Suçun vasfı belli, üst sınır ortada.
O zaman gel de ki;
Tutuksuz yargılansınlar, suçlu bulunurlarsa cezalarını çeksinler?
Der misiniz; mümkün mü?
İşte burada; demokratik duruş anti-demokratik kimlik alıyor.
* * *
Ne diyelim;
Öyle bir kavram fırtınası estiriyoruz ki.
Üstadın dediği gibi;
Hem hakim,
Hem savcı,
Hem kanun,
Hem suçlu,
Hem mağdur,
Hemi de, Anayasal nizam oluveriyoruz?
Niye;
Çünkü "belleğe yerleşmiş" bir antidemokratik cephe var.
Mücadelesi zor.
Onun için;
Güçlü ve bilinçli bir benliğe sahip olmalıyız ki.
Hadiseleri yüzeysel değil; köklü bir fikir ve değer ölçeğinde görmeliyiz.
Velhasıl;
Dreyfus'ü mahkûm edenlerin onu böylece mahkûm ettiren inanç ve düşüncelerini savunduğunuz zaman, demokrasiyi değil, faşizmi savunmuş olursunuz.
Bilmem; bilinmez denklemi çözebildik mi bu derin kavram kargaşası denilen illetin.