KAYGILAR ve EYLEMSİZLİK
Öyle ya;
Korku, endişe ve huzursuzluk son üç gün itibariyle hayli yüksek dozda idi.
Ve tabi ki;
Bu duyguların ağırlığıyla tüm gözler PKK'ya ve Abdullah Öcalan'a çevriliydi.
Çünkü;
Eylemsizlik takvimi 31 Ekim'de sona ermişti. Ön koşullar; "yerine" getirilmemişti.
O nedenle;
Şu soru beyinleri kemiriyordu "bundan sonra" ne olacak?
Yeniden;
PKK'da "eller" tetiğe mi gidecek. Terör saldırıları yeniden mi başlayacak?
Kardeş kanı yine "oluk gibi mi" akacak?
Bu "panik ve korku" hali ruhiyeti, hâkimdi.
Hele şu "muamma" olan "Taksim'deki canlı bomba" saldırısı; tabiri caizse "tuz biber" oldu.
* * *
Şöyle ki;
PKK dışında hiç bir örgüt ve oluşum "intihar" saldırısına girişmez!
Enderdir!
Pek de görülmüş değil.
PKK üstlenmedi.
Tabi bu duruma bir soru işareti bırakıyor. Ancak şu elbiseyi de şuan için hadiseye giydirmiyor değil.
Nitekim!
Çok kişinin "kafasında" soru işareti.
PKK gözdağı mı vermek istedi?
Yoksa;
Başka güçlerin Provokasyonca bir hainliği mi?
Sanırım net bir nokta olmadığı için de;
İçişleri Bakanı Beşir Atalay "kim yaptı, kim sorumlu?" anlamında bir ipucu vermiyor.
Dün "canlı bomba" denilen kişinin; resmi basına dağıtıldı.
Henüz kimliği de belli değil.
Ha bir de, "kullanılan" patlayıcının menşei, Avusturya!
Neyse!
Er geç ortaya çıkar.
Boşuna dememişler; zaman en iyi "çözücüdür" diye!
* * *
SEÇİME KADAR EYLEMSİZLİK
...Ve dün bu eksende "iki önemli" gelişme yaşandı.
Bir ölçüde;
Korku, endişe ve huzursuzluk "ihtiva" eden beklenti, yerini "umut" verici gelişmeye bıraktı.
Bunlardan birincisi;
PKK "eylemsizlik" takviminde yeni bir süreç başlattı.
2011 Milletvekili seçimlerine kadar; "ateşkes".
Yani; kendi cephelerinde "eller tetiğe" gitmeyecek?
Tabi;
Bu sürecin "kalıcılığı" noktasında bir de beş şarttan bahsedildi.
Devlet'in atması istenilen; adımlar.
*Askeri operasyonların durdurulması,
*Tutuklanan siyasetçilerinin serbest bırakılması,
*Öcalan’ın sürece aktif olarak katılmasının önünün açılması,
*Sürecin ilerlemesi için anayasa ve hakikatleri araştırma komisyonlarının kurulması,
*Yüzde 10 seçim barajının kaldırılması.
Doğrusu;
Şu beş başlık altında ifade edilen "atılması" gereken adımların atılması pek de zor değil.
TUĞLUK İMRALI'YA GİTTİ-GELDİ
İkinci önemli gelişme;
Aysel Tuğluk Öcalan'la görüştü.
Evet.
Dün gece dönüş yolunda açıkladı.
Öcalan'la ne konuştuğunu ve neler söylediğini.
Verilen mesaj, kurgulanan cümlelerin satırlardaki buluşma şekli "umut" verici diyebilirim.
Şöyle ki;
Tuğluk Öcalan'la "Devlet görüşmesinin" kesildiği yönündeki haberlerin doğru olmadığını.
Bilakis daha aktif devam ettiğini söyledi.
Görüşmenin "niteliği" anlamında ise; ciddi ve önem arz edici.
Altı çizili bir ifade;
"Diyalog’dan" hamle yapılıp "müzakere" sürecine dâhil olunmuş.
Yani "sorun ve çözüm" başlıklarına bağlı; "müzakere" yapılıyor.
"Bu iş nasıl çözülür?"
Tuğluk!
Devlet'in "soruna" yaklaşım duygusunu da, Öcalan'ın ifadesiyle açıkladı.
Öcalan'a göre;
"Devleti barıştan ve çözümden yana görmüş".
İmralı'nın "siyasilere" yönelik; düşüncelerini de aktaran Tuğluk;
Öcalan'ın AK Parti, CHP ve MHP'ye çağrısı var.
Gelinen sürecin önemi noktasında; "Siyasi nemalanma" gayesine girmemeleri ve süreci "baltalamamaları gerekir."
Yani; Muhalefetin bu "atmosfere" katkı sunması lazım.
Tuğluk, Öcalan'ın bir de önerisi var diyor.
* * *
HAKİKATLER KOMİSYONU KURULSUN
Şu son dönemlerde;
Vuku bulan "hadiselerle" alakalı.
Geçitli katliamı.
Taksim'deki intihar saldırısı.
9 PKK'lının öldürülmesi.
Ve daha bir kaç, "muammalık" olan olayların deşifresi için.
Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulsun.
Hatta iddialı bir şekilde;
Kandil üzerindeki "gücünü de" hissettirerek!
Hakikatleri Araştırma Komisyonu "barış" sürecinin yol alabilmesi yönünde;
Eylemsizlik, silah bırakma gibi kararları alması durumunda "uygulanması" için çaba sarf edecek!
Konumunu yeniden "ortaya" koyan Öcalan!
"Sürecin dışına" çıkmadığını ve verilen her türlü aktif göreve devam ettiğini söylüyor.
Tuğluk!
Kafalarda soru işareti oluşmaması.
Özellikle;
İlk kez Kandil Öcalan'dan önce ve habersiz "Eylemsizlik" kararını uzattığı şeklindeki ifadeleri boşa çıkararak.
"Eylemsizlik" kararından Öcalan haberdardı.
Hatta;
Kendisi de İmralı'ya gitmeden önce böyle bir kararın alındığı bilgisine sahipmiş.
Velhasıl!
Sonuç itibariyle; "gelişmeler" önemli!
* * *
Lakin;
Süreç bir test sürecidir.
Hem; "PKK cephesinde", hem BDP cephesinde, hem İmralı cephesinde.
Ve elbette ki, hem devlet cephesinde, hem iktidar, hem de muhalefet cephesinde; "karşılıklı" sorumluluk ihtiva edici bir test süreci bu!
Bekleyip göreceğiz;
Bu testin önümüzdeki zaman süreci içerisinde "nasıl" gelişmeler kaydedeceğini?
Ama şunu net ifade edebiliriz;
PKK'nın sonuç olduğu Kürt meselesinin "çözüm" trendine girdiği kaçınılmaz bir gerçektir.
Çünkü bu gerçek;
Gerek kamuoyu nezdinde olsun.
Gerek Türkiye Cumhuriyeti'nin "iç dinamiklerinde" olsun.
Gerek Ortadoğu'daki Coğrafik yapının kendisi olsun.
Gerekse de, ABD ve Avrupa Birliği ekseni olsun.
Hepsinde; "sorunun" çözümüne ilişkin bir hemfikirlik var.
* * *
Her ne kadar;
Bazı dış güçler ve Ergenekon gibi "derin yapılar" yaraları kaşısa bile.
Derler ya;
"Ok yaydan" çıkmıştır. Geri dönüşü yok!
Önemli olan;
"Testlerde" arıza bir durum çıkmaması.
Çünkü
Güneydoğu insanı, ülke insanı artık *kan, gözyaşı, şiddet ve terörden" bezmiş ve isyan eder hale gelmiştir.
Ve şu iyi bilinmeli;
"Şiddet ve terör" kimden gelirse gelsin; "artık" sineye çekmiyor.
Hele benimseyenleri; "hiç affetmiyor".
Referandumda; hissettirdi bu halk!