MEVZUU OLGUNLAŞMA EVRESİNDE!

Evet, bugünkü mevzu yine 'Kürt açılımı'! Ya da başka bir tanımlamayla 'Demokratik' açılım. Günlerdir 'ciddi' bir eksende düşünce galibi.
Peki, 'yapılanmanın' şuanki evresi nedir? Burda biraz duraksamamız gerekiyor! Neden demeyin?
Çünkü şu anki yapılanma tamamen; olgunlaşma' evresini içermektedir. Nitekim bir önceki yazımda kısmen de olsa 'değinmiştim'!
Mevzuunun şuan için 'gayret' sarf ettiği zaman dilimi 'çözüme' hamle geliştirmenin 'olgunlaşma' aşamasıdır. Taktir edersiniz ki!
Değişimin ya da yeni yapılanmanın 'toplumsal' düzeyde benimsenilmesi ve kazanım sağlayabilmesi için 'tam teşekküllü' veriye sahip olması lazım.

***

Yani 'olgunlaşması' gerekir ki; 'değişimin' ayakları yere basabilsin. Ve bu 'güçlü' yapının ekseninde 'fikirler' geliştirilip, uzlaşmaya gidilebilinsin.
Mevzuunun 'tarafları', ortak noktada buluşabilme anlamında 'doğru' yöne kürek çekebilsinler, istenilen hedefe ulaşabilsin.
İşte ülke, millet ve mevzuu muhatapları şuan için 'olgunlaşma' evresinin içerisinde bulunuyorlar. Peki, tüketilen zaman 'bunu' sağlayacak mı?
Ortak payda geliştiren 'efor' doğru bir olgunlaşma evresine 'nail' olabilecek mi? Bu icra doğru bir eksende gelişiyor mu?
Verilebilecek cevap 'evet mi, hayır mı? Her ne kadar 'bazı' fikir ve düşünceler 'hayırda' karar kılıyorsa da, benim şahsi fikrim 'evettir.

***

Beklenenin 'ötesinde' umut veren bir gelişme sağlandığı gibi olgunlaşma evresi başlangıcın çok da önündedir. 'Çözüme' yönelik hamle ter-ü taze.
Ama mevzuu 'onlarca' yıla haiz olduğu için; gelinen bu güne hesap katılırsa geçmişteki 'müzakereler' olgunlaşmanın bir ölçüde 'hızlılığını' sağladı.
Onun için de; 'sorunu' kişiselleştirmeden çıkarıp, genelleştirmek. Kişiye 'özgü' değil, topluma 'özgü' ivme kazandırmak lazım.  
Ki bu son günlerde aşıldı gibi geliyor. Gerek hükümet cephesinde gerekse de DTP, PKK ve Öcalan 'ekseninde.
Her ne kadar 'kişiselleştirme' anlamında tarafların 'fikriyatı' söz konusu ise de; geneline bakıldığında bu düşünce giderek zayıflamaktadır.

***

Özetle ifade etmek gerekirse 'Kürt sorununa' çözümü olgunlaştırmanın mecrası işlerken 'mevzunun' eksenini de iyi kavramak lazım.
Şöyle ki; 'Kürt sorunu' salt bir 'terör' ya da 'silahlı' çatışma 'kisvesinde' görmek ve bu minvalde hareket etmek 'en büyük' yanlışlıktır.
Ya da 'Bölgenin' geri kalmışlığı 'ekonomik' alandaki çıkmazlığı. İşsizlik, yoksulluk, eğitimsizlik. Veya 'Güvenlik' mevzuusu diye algılanmamalı.
Evet bunlar 'sorunun' birer parçası gibi görünüyorsa da; 'genel' konsepti tamamen 'İnsani' haklardır.
Dün de belirtmiştim 'çözüm' soruna 'insani' zihniyetin geliştirilmesiyle mümkündür diye. Çünkü yıllardır 'en büyük' eksiklik 'insani bakış' açısıydı.

***

Onun için de, AK Parti Hükümeti 'dahil' olmak üzere. Mevzuya 'ivme' kazandırmada rol alan ve almak isteyenler. DTP'de, PKK'da ve Öcalan'da. Kısacası herkes, 'insani' zihniyet geliştirip, 'değişimi' olgunlaştırmalıdır. Aksi taktirde; 'aşılan' çıkmazın daha bir dar çıkmazı kaçınılmaz olur.
Dün Tes-İş 1 Nolu Şube Başkanı ve Demokrasi Platformu Sözcüsü Ali Öncü 'ziyarete' geldi. Annemin vefatı nedeniyle 'baş sağlığı' dilemek üzere gelmişti. Kent dışında olması ve kendisinin de 'babasını' kaybetmesi nedeniyle Kızıltepe'de 'taziyede' bulunması, nedeniyle 'ancak' gelebildik dedi.
Sağolsun. Yönetim kurulu üyeleriyle 'fatihayı' okuduktan sonra sohbet ettik. 'Sıcak gündemi'!

***

Çünkü yaklaşık bir haftadan beri Ankara'da idi. İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın 'Kürt Açılımı'na yönelik 'sivil toplum' örgütleriyle görüşme turuna davetliydi. Diyarbakır'dan katılanlardan biri olması münasebetiyle 'havayı nasıl' soluduğunu sordum. Ciddi ve samimi bir 'üslupla' değerlendirdi.
Mülakatının tümünü buradan aktarmayacağım. Zaten detaylı bir şekilde 'haber' konusu ettik. Ben 'altı çizilen' bazı önemli noktaları okumak istiyorum.
Özellikle de 'süreç'in nazik ve hassasiyeti anlamında. Öncü "Eşitlik ve hakkaniyet" ekseninde uzlaşı geliştirilirse, 'uzlaşma' noktası uzak değil.
Öncü, sürecin nazik ve riskler içerdiğini ifade ederken, 'muhatapların' üsluplarına dikkat çekti.

***

"Bir ortak barış diline ihtiyacımız var. Barıştan, adaletten, hakkaniyetten, kardeşlikten söz ederken, öbür yandan da yaraları kanatmadan hassasiyetleri harekete geçirmeden bu dilin kullanılması gerekir" 
MHP ve CHP'nin 'sürece' ilişkin 'şoven' yaklaşımlarını Öncü 'siyasi bir rekabet' olarak değerlendirirken, 'yaklaşımın' faşizan olduğunu söyledi.
"CHP ve MHP'nin tutumunu anlamada şahsen güçlük çekiyorum. Bunu da, bir Kürt aydını bakış açısı ile ifade etmiyorum. Ama bu nedenden dolayı sürecin hassasiyeti dikkate alınarak mümkün mertebe biran önce bir çerçevenin oluşturulması ve detaylar üzerinde çalışılması lazım" 

***

Evet! Sonuç itibariyle 'Kürt açılımı' şuan için 'çözüme' yönelik hamlenin 'olgunlaşma' evresidir. Onun için de; 'olgunlaşma' önemlidir.
Çünkü malumunuzdur 'Olgunlaşmış' yani 'kıvamına' gelmiş her vaka 'anlaşılırdır. Çözümü de; 'değişimi de 'kolaydır'. Verebilecek tadı da hoştur.
Ama 'olgunlaşmamış' ham olan her mevzuu 'yeni bir mevzunun' oluşmasına gebedir. Çözümü olmadığı gibi çözümsüzlüğe ivme kazandırandır.
Verebilecek tadı da 'rahatsızlık' vericidir. Üstadın ifade ettiği gibi; üslubumuza, mevzuuyu 'kişiselleştirme' düşüncesine dikkat etmemiz lazım.
Ki bu eksende efor sarf edenler, 'belli saplantıların' cenderesinde 'kalmasınlar'! Aksi taktirde; 'hem' açılıma irade gösteren 'siyasal zihniyet'!
Hem sorunun tarafları 'açısından', ciddi 'bedellerin' ve vakaların 'gelişmesine' vesile olur ki. Yıllar öncesine dönmüş oluruz.

***

KUTLAMAK LAZIM!

Diyarbakır'ın 'Eğitimdeki' başarı kriteri malumunuz. Dibe vuruyor. ÖSS'den, SBS'ye kadar. Bölgenin 'merkezi' olma ünvanı maalesef 'eğitimde' dibe çakıyor. Hem de; 'sondan'.
Başarıya 'hamle' koşullar gerekçe gösteriliyor. Yani; 'Eğitimde' kalitenin yakalanabilmesi için; 'imkanlar' ölçüler üstü olması gerekiyor.
Ben bu 'gerekçeye' inanmadığım gibi; 'gülünç' görüyorum. Çünkü 'eğitimde' başarı 'azimle', istekle ve 'güven' tesisiyle sağlanır.
Aksi taktirde 'allem-i cihan' bile olsanız; 'hedefinize' ulaşmada canı-gönül bir mücadele sergilemezseniz, ulaşacağınız nokta hezimettir.

***

Tıpkı Diyarbakır'ın bu yıl 'Eğitim'deki yıkım yılı olması gibi. İşte size 'çok' önemli bir başarı öyküsü. Hem de Diyarbakır'ın fersah fersah gerisinde.
Bölgenin 'en ücra' yol geçmez, kervan konaklamaz ili Muş. Nüfusuyla, kentsel yapısıyla Diyarbakır'ın bir ilçesi kadar bile değil.
Ama gel gör ki 'Eğitimde' bu yıl sağladığı başarı 'parmak' ısırtıyor. Ve bu başarının 'ölçütü' bir okul üzerine kurguluysa da, geneli de 'küçümsenilmez'.
Bu yıl ilk mezunlarını veren Muş Fen Lisesi 'ÖSS'de, yüzde 95'lik bir başarı elde etti. Öyle ki, mezun olan ve ÖSS sınavına giren 26 öğrencisinden, 22'si 'ipi' göğüsleyerek; 'Üniversiteye' girmeyi başardı.

***

Tabi bu başarı öyle 'küçümsenecek' bir başarı ve üniversiteye girme derecesi değil. Bunlardan 9'u Tıp Fakültesine, 8 öğrenci de Mühendislik.
İmrenilmeyecek değil. Hani derler ya 'Başarı'. İşte alın size Muş Fen Lisesi'nin 'beynelmilel' denilen kolejlere taş çıkartan 'performansı'
Birer cevherler hepsi. Onları 'canı gönülden' kutlamak gerektiği gibi; devletin de, diğer önemli kurumların da 'destek' olmaları lazım.
Ki; 'diğer' eğitim kurumlarına ve eğitimcilerimize 'teşvik' olsun 'yeni' başarılar sağlanabilsin.
Bir de Diyarbakır başta olmak üzere, Batman, Siirt ve Şırnak'ta, ÖSS ve SBS'de başarı sağlamadıkları için 'bin dereden' su getirenler.

***

Koşulları 'gerekçe' gösterenler, gerçeklerden uzak 'kendilerini' aldatan mazeretlerle başarısızlığı 'kanıksamış' olanlar.
26 mezun öğrencisinden 22'sini 'Üniversite'ye kazandıran Muş Fen Lisesi'ni 'rehber ve örnek' almaları lazım.
Sormak lazım Diyarbakır'da 'Kolej' statüsünde kaç okul var. Ve onlar bu yıl mezun ettikleri öğrencilerin 'kaçta kaçını' üniversiteye dahil etti.
Özel 'paralı' okullar da dâhil olmak üzere? Sanmıyorum ki; Muş'taki okulun 'başarı' yüzdesinin yarısına ulaşabilsin.
Aslında sorun özü itibariyle, 'Eğitimdeki' mevzuat gözüküyorsa da, 'çıkmaz sokak', idareciler ve onun himayesindeki 'beyinlerdir'!
Gerisi 'bürokratik' işlemdir. Önemli olan 'beyinlerin' mazeret değil, üretim geliştirmelidir.