Niyet, İhlaslıyla çözüm kaçınılmazdır!

Büyüklerimiz!

Durduk yere boşuna söylemiş değiller.

"Her şeyin başı, Niyettir" diye!

Doğru!

Hakikat-i ikmal eden değerli bir söz bu!

Zaten, "niyet" olmayınca hiçbir şey olmadığı gibi, olmuyor da!

Azim, istek ve pek tabi ki "samimi" düşünce gerek ki, "niyet" hâsıl olabilsin!

***

Derler ya;

Yeter ki "niyet hâsıl olsun" yani, "pak ve şeffaf" olsun!

Fitneye, kine ve nefrete, değil, hele; "beşeriyeti" mağdur etmeye hiç değil.

Ki, her meselenin çözümü ya da vücuda getirme gayretinde, şeffaflık ve samimiyetin "ihlâsıyla" niyet hâsıl olunca beklentinin yarısı elde edilmiş olur.

Yani; hedefe ulaşılabilinir!

***

Gelelim; "niyetle" başlayan sohbetteki, "niyetime".

Malum, hafta başından itibaren kamuoyundaki meşguliyet "Kürt meselesiyle" alakalı, gelişmelere odaklı!

Özelliklen de, önceki gün Başbakan Erdoğan ile CHP Lideri Kılıçdaroğlu arasında gerçekleşen "niyet" zirvesi!

Liderler; uzlaşıya "ışık" yakan bir mutabakatla görüşmeden ayrıldılar.

***

Dün, mevzuu üzerine fikr-i beyanımı yaptım!

Atılan adım, henüz berisi doldurulmamış,

Yöntem'de, başvurulacak araçlar, kullanılacak argümanlar net değilse de, "çözüm" umutlarını yeşerten.

Var olan, gerilimin "tansiyonunu" düşürmede, özelliklen de toplumdaki "sessiz" açılan makas'ın "rölantiye" alınması noktasında, "sahiplenilmeli-destek" verilmeli demiştim.

***

Çünkü 25–30 yıldır yaşanan bir çatışma ortamı,

Ve 50 bine yakın, insanın "'hayatını" kaybettiği, ateşten bir mesele!

Bunun, çözümü için "elini taşın" altına koyana, herkesimin "destek ve moral" vermesi gerekir.

Hele, bu süreçte, MHP ve en önemlisi, BDP!

Toplumsal mutabakatı, sağlama noktasında gidilecek yoldaki "yöntem" niyetine, "omuz" vermeli!

***

Yol seyrinde diken. Ya da takoz olmaları halinde "kendi" sonlarını getirebilecekleri gibi.

Bir sonra ki, adımda "bizim de sözümüz" var, hakkını kaybetmiş olur.

En önemlisi de; ülke ve millet "acılarla" elde ettiği "tecrübeyi" konuşturarak onları, "devre dışı" bırakır.

Ki bu da; her iki siyasi yapı için "yöntem yolunda" şarampole yuvarlanma anlamına gelir.

Vebali de, ağır olur!

***

Onun için, bu küresel meselede "şeffaflık ve samimiyet" ilk koşuldur!

Çünkü, Kürt meselesi, salt PKK veya İmralı değil.

Meselenin sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel yönleri vardır.

Elbette ki, güvenlik yanı var, ama "mesele" komplike ele alınmalı.

Lakin hepsi bir bütünlük içerisinde "birbirine" girmiş. 

Tabiri caizse; "etle-tırnak" misali!

Ne, Öcalan'sız, Ne İmralı'sız Ve ne de, Suriye, Irak ve İran.

Pek tabi ki, Avrupa'daki Kürtler!

Bütünlük istiyor. Bölük-pörçük değil.

***

Dünde ifade ettim, bugün de hatırlatarak, tekrar ediyorum!

Her ne kadar; hafta başına kadar "birbirlerini" boğazlayan!

Birbirlerine, söylemedikleri "küfür ve hakaret" kalmayan.

Zıt, kutuplarda koşan Erdoğan ve Kılıçdaroğlu.

Hele ki,

Kürtlerin "yılların" mağduriyet erozyonuna neden olan, CHP zihniyeti!

Yani, her şeyin "müsebbibi" CHP!

Önceki gün,

İcra ettikleri zirve için ister birileri "dağ fare doğurdu" desin.

İster birileri; fil yada gergedan "doğurdu" desin pek önemli değil.

***

Önemli olan, toplumdaki "intiba" ve yarattığı rüzgâr!

Zirve, toplumsal bazda "çözüm" yolunda umutları yeşerttiği gibi;

Siyasi, kulvarda sorunlar "bağıra-çağıra", aba altında sopa göstermekle.

Ya da; "bel aldı" vuruşlar icat ederek çözülemeyeceği gerçeğine hatırlattı.

Ve niyet, bağcıyı dövmek değil de üzüm yemekse bu böyle olmalı!

***

O zaman, "siyasi" düşünce farkı gözetilmeksizin hep birlikte "hadiseye" bakalım, çözümü üretelim!

Bildiğiniz gibi, önemli bir atasözü var.

Denilir ki; "bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur".

Aynen de öyle; o nedenle birlikte bakarsak dağlar bağ olur ve bu zengin ülke hepimize "üzüm" verir.

Bakmazsak, bilinsin ki her yer "dağ" olur.

***

Velhasıl, liderlerin zirvesinde şu hakikati ortaya çıkartmıştır.

Üzerinde, her daim "korku imparatorluğu" yaratılan Kürt meselesi!

Öyle, senaristlerin "körüklediği" gibi, bölünmeyi, parçalanmayı, yaratacak "bir çözüm" istediği hakikatinin olmadığı, görüldü.

En önemlisi, meseleye "samimiyet ve şeffaflık" penceresinden bakılırsa.

Ki herkes; "kendi işini ve kendisine düşen görevi yerine" getirirse, "çözümüz" hiçbir mesele olamayacağı gibi.

Kimsenin, kimseden korkusu da olmaz ve kalmaz!

Siyaset, ülke sorunlarına çözüm aracıysa o zaman Parlamento bu durumu daha fazla seyrelmemelidir.

***

Güçlü, Demokrasilerde,

Güçlü siyasette,

Ve güçlü devlet anlayışında "gizli-saklı" yoktur.

Çözümsel duruş için; yöntem hep "şeffaflık" üzerine kurguludur.

Bu da; enva-i suiistimalleri önleyeceği gibi, kusursuzluğu sağlar.

***

Fırsat ve esen rüzgâr bir şans üretmiştir!

Şöyle ki, halen mecliste "partiler" bir araya gelebiliyor.

Taraflar,

Konuşabiliyor, tartışabiliyor ve uzlaşı elde edebiliyor.

Yani, "akil" adamlara ihtiyaç duyulacak evreye gelmiş değiliz.

"Akil adamlar", Meclis'te bol!

Çözümün adresi mecliste ki öyle diyoruz.

O zaman, yol yakınken, "hala partiler" arasında, konuşulabiliniyor.

Akil adamlara, ihtiyaç duyulacak noktaya gelinmemişse,

Uzlaşı ve mutabakat sağlayıcı bir "kırılganlık" yok ise!

Peki, "kaybedilen zaman niye?"

***

Sonuç itibariyle;

Meseleye bir bütünlük içerisinde, seslenilmeli.

İki taraf da çözümü istemeli.

İki taraf da çözüm için esneklik göstermeli.

Ve iki taraf da çözümü zorlamalı.

İşte bu meyanda ortaya irade koyulmalı ki, bir adım sonrası "çözüm" arenası olsun.

Hayırlı Cumalar.