Ölümlere yeniler eklenmesin!
Açlık grevleri.
Veya “ölüm” oruçları...
Hiç kuşkusuz ki; belli zaman dilimleri içerisinde vuku bulan bir “eylem” biçimidir!
Tabi ki mevcudiyetiyle;
İster onaylarsınız,
İster onaylamazsınız.
İster desteklersiniz,
İster desteklemezsiniz
Velhasıl tasvip edip etmede karar sizin.
Ama velâkin seyrine ve sonucunu;
Gözardı edemeyeceğiniz gibi, duyarsız da kalamazsınız.
***
O nedenle;
İnsani noktada hareket ve tavır içerisinde olunmalı.
Pür dikkat kesilmemiz gerektiği gibi, hassasiyet içerisinde olmalıyız.
Ne yazık ki;
Şuan için, toplumsal bir duyarlılık gösterdiğimiz söylenemez.
Hele ki medya da,
Siyasiler de, iktidar da, “pek” alaka göstermiş değil.
Aciz bir durum var.
***
Derim ya; insani duyarlılık şart.
Çünkü kişinin icra ettiği eylem “canından vazgeçmedir”.
Yani; “ölümü” göze alıp, bu eyleme girişmiştir.
O nedenle ölüme seyirci kalınır mı?
Pek tabi ki bu hal-i durum;
Kolay olmadığı gibi, “irade ve mücadelenin de” bağlılığına ilişkindir.
Dün itibariyle;
Ülke sathında bulunan 60’a yakın cezaevinde başlatılan, “açlık grevi” 41’inci gününü geride bıraktı.
***
Bilindiği gibi;
Açlık grevi ilk etapta, 63 kişiyle başladı.
Son verilere göre bu sayı binin üzerine çıktı.
Ki her geçen gün ve saat katılımda sayı artıyor.
Eylem tamamen,
PKK-KCK eksenindeki tutuklu ve hükümlülerce icra ediliyor.
Aralarında “tutuklu” vekillerde var.
***
Riskli günlere girilen eylemdeki gaye nedir sorusuna gelinirse?
Gaye; cezaevindeki kötü koşullar değil.
Ya da bir koğuşta, kapasitenin üç-dört misli mahkumun bulunması.
Veyahut başka etkenlerden kaynaklı cezaevi idaresine tepki eylemi de içermiyor.
Eylem; cezaevi dışındaki siyasi istemdir!
Yani kendilerince savunduklar; “Kürt Siyasal Hareketini” kapsayan mevzuular.
***
Daha önce de buradan ifade etmiştim.
Bir kere daha aktarayım!
Talepler klasik tanımla üç maddeden oluşmaktadır.
BİRİNCİSİ;
İmralı’da tutulan Abdullah Öcalan üzerindeki “tecrittin” kaldırılması, iyileştirme koşullarına gidilmesi.
İKİNCİSİ;
Anadilde savunmanın önündeki engellerin kaldırılması.
ÜÇÜNCÜSÜ;
Anadilde eğitim olanağının güvence altına alınması.
***
Evet,
Talepler ve atılması istenilen adımların, mevzusu bunlar.
Peki, “olabilirliği” noktasında çözüm mümkün mü?
Ya da; hemen şimdi bunlar yerine getirebilinir mi?
Doğrusu,
Var olan zaman ve süreç açısından, bir iki günde çözümlenmesi “inandırıcı” olmayacağı gibi.
İcrası da; zor ve meşekat ister.
Ama ilerisi açısından “güven” tesisi.
Ve ikna anlamında, “adımlar” ve olabilecek bir işbirliği, geliştirilebilinir.
Yani, bir adım ileri!
***
Mesela;
Başbakan Erdoğan yurtdışı gezisi dönüşünde açıklamıştı.
Gerekirse;
Abdullah Öcalan’la “görüşebiliriz” diye.
Ki bu ifadesinin ardında; MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın “görüşmede” olduğu söylendi.
Her ne kadar;
BDP bu görüşme üzerine” fikri ayrışıma” girdiyse de genel kanı farklı.
Hasip Kaplan “görüşme var” diyor.
BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan “görüşme yok” karşılığını veriyor.
Ama kulislerde konuşulan “İmralı-Ankara” trafiği son zaman diliminde hayli işliyor.
***
İkincisi;
Anadilde savunma istemine gelince.
O da;
Son günlerde hayli telaffuz edildi.
Nitekim Bülent Arınç Diyarbakır’da açıkladı.
“Anadilde savunmanın önünü açabiliriz” diye.
Ki bundan önce, Hatip Dicle yargılandığı bir dav ada “Kürtçe savunma” vermişti. Hatta o davadan beraat etti.
Bu eksende, gelişebilecek “somut” hamleler, “eylemi” sonlandırabilir.
***
Bilindiği gibi;
Başbakan Erdoğan bugün Van’da olacak.
Malum,
Van bir yıl önce tabiri caizse ülkeli bir bütünlük içerisinde “ciğerden” vurdu.
6.7 şiddetindeki depreme; 644 kişi kurban verildi.
İşte o acı günün birinci yılındayız.
Başbakan Van’dan seslenecek; buradaki yaraları sarma noktasında yapılanların neler olduğunu.
Ama bir ümit içerisindeyim; Van’dan “açlık grevlerine” son verilmesi noktasında mesajın çıkabileceğini.
***
Özellikle de;
Dün 6 saat süren Bakanlar Kurulu toplantısında, Yargı’da dördüncü paketin ele alındığına ilişkin.
Çünkü
Cezaevindekilerin ön koşullarının bir ve ikinci maddesi; “bu paketin” dâhilinde olabilir.
Nitekim Ali Babacan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Tasarısını kısmen açıkladı.
“İyileştirmelerin neler olduğuna” ilişkin.
Mesela;
Evli olanlar üç ayda bir “3 ila 24 saat arasında ailesiyle” görüşebilecek.
Bir de;
Ölüm ya da hastalık nedeniyle izin verilen hükümlü tutuklular.
Evinde ikinci derece dâhil kan ve kayın hısımlarının evinde.
Tabi ki dış güvenlik görevlileri tarafından güvenli görülen başka bir yerde kalabilirler.
Hadi bakalım;
Bayram öncesi “kaygılara” son verelim hep birlikte!
***
Aksi takdirde; ölümler kaçınılmaz olur.
Ki biliniyor ki ilk olarak “eyleme” girişen 63 kişi için şuan kaygı süreci başlamış durumda.
Çünkü
Vücutta ciddi hasarların oluşabileceği bir zaman dilimi içerisine girildi.
Her geçen saat içinde; “risk” oranı, “telafisi mümkün” olmayan hasarlara yol açabilecek durumu işliyor.
Kısacası; ölümler kaçınılmaz hale gelebilecek anlardayız.
***
Anlayacağınız;
Gelinen nokta “zor bir insanlık mesaisini” göstermektedir.
Sınavı nasıl atlatacağız, onu zaman gösterecek.
12 yıl öncesini de hatırlamakta yarar var.
Her ne kadar;
Türkiye’nin tarih sayfalarında “ölüm oruçlarının” acı tablosu hâkim ise de.
2000 yılında olup-biten, “hafızalardan” silinemez!
***
O gün;
Yine F Tipi cezaevinde sol gruplarca “ölüm orucu” başlatılmıştı.
Sonra; “ölümler olmasın” diyen o dönemin koalisyon iktidarına haiz arıza-i akıl, “hesapsız-kitapsız” girişti.
Söz de; “hayata dönüş” diye.
Ama içerden.
Dışarıdan gelen “direnişi” hesaba katmayınca, hayata dönüş “katliama” dönüştü.
Onlarca kişi kimi yanarak, kimi dövülerek öldürüldü.
O nedenle;
Olası güvenlik eksenli bir müdahale, “çözümsüzlüğe” çözümsüzlük katar.
***
Sonuç itibariyle;
Cezaevlerindeki “açlık grevi” kritik günlerin eşiğinde.
Yani; “henüz vakit varken, açlık grevleri ölümlere dönüşmeden”.
Vicdanı,
Sorgu ve özeleştiri ikmaliyle, “somut” adımların ışığı atılmalı.
Ki; ölümler olmasın.
Hele ki;
Kurban Bayramına dâhil olacağımız zaman içerisinde.
Bilmeliyiz ki;
Bayram tatil olabilir.
Bizler de,
Siyasiler de, devlet erkânı da, tatile çıkabilir.
Ama cezaevlerinde hayat devam edecek.
***
Bayram sonrasında,
Bu açlık grevinin 7. haftayı doldurduğunu da unutmamalıyız.
Ne demek bu?
İnsanlar açısından artık “geri dönülmez” ölümcül aşamaya ulaşılmış olacak.
Henüz vakit varken,
Toplumsal tarihimize ve vicdanlarımıza başka bir kara lekenin daha sürülmesini engelleyebiliriz.
Evet,
Bu somut adım “insanlık” mesaisine bağlıdır.
Beklenti,
Ve ümit edilen odur ki;
Ülkenin tarihinde utanç sayfaları olarak askıda duran “ölüm oruçlarında” ölümlere yenileri eklenmez!