SİVİL 'ACİL EYLEM PLANI'!

Şu 'dört başı mamur', eylem planına 'Sarı Öküz' hikayesini örnek vermiştim.
'Biz ne zaman kaybettik' diye!
Çünkü 'bu kadarı da' olmaz dedirten 'AK Parti ve Gülen' üzeri eylem planı 'ilk' değil.
Daha kısa dönem öncesi 'tekrarı' zühul etmişti. Ondan öncesi de 'olmuştu'!
Yani 'vazifesini' unutup, 'atmosferden' vazife çıkaranlar 'hep' varlık göstermiştir.
Nedeni de; 'yapanın yaptığı' hep yanında kar kaldığı içindir.
Her taviz bir sonraki 'istemin' şirretleşmesi olduğu için; 'eylem planları' da her hava değişiminde 'arz-ı endam' ettirilmiştir.
Tıpkı; bir haftadan buyana Kamuoyu'nun odaklanmış olduğu 'Malum' eylem planı gibi.
'Psikolojik' detayı ağır olan bir 'savaş' hali.

***

Eylem planının 'detayları' aşikâr! Gizli 'olmaktan' çıkmış. Mevzuunun 'saklı' tarafı kalmış değil.
Hani derler ya; 'ne ararsan vardır' diye. Şu anki; 'malum' durumda her şey hasıl.
Çerçevesi ise 'hazırlayan' açısından çok, maruz kalacaklar anlamında bir 'kâbus'.
Korku tüneli!
Şükürler olsun ki 'deşifre' oldu. Korku tüneline 'lamba' tutuldu, şuan için 'aydınlık'!
Ya mazaallah 'gün ışığına' çıkmasaydı. O zaman; 'gel de' tarih tekerrürden ibarettir 'vakaların' yaşandığına.
Kaset furyasından tutun da, 'irtica' faaliyetlerine. 'Sahte Şeyhlerin' müritlerinin 'kılıçlarla' kelle kesmelerine.
Ali Kalkancı'dan tutun da, Fadime Şahin'lere. Müslüm Gündüzlere kadar. Ardı ardına 'üretilen' örgütlerin 'kanlı' eylemleri.
Ve tüm bunları 'afişe' edecek olan belirli medyanın 'aktifliğiyle', seslerini gürleştireceklerdi.
'Biz demedik mi?'!
Neyse ki; 'evdeki hesap' çarşıya uymadı. Foyaları 'kısa sürede' ortaya çıktı.

***

'Yavuz hırsız ev sahibini bastırır' misali durumuna düşmemek için; 'şimdi' önemli hamleler gerekli.
Ki bu hamleleri geliştirecek olan da; 'sinsi' plana maruz kalacak olan 'Milli İrade'nin temsilcileri.
Bu devletin 'Yasama-Yürütme ve Yargı' mekanizmalarıdır.
Meclisteki 'muhalefet' partilerdir. Ülkenin 'kanaat' önderi sivil oluşumlarıdır.
Onun için 'Türkiye' kendi kendini 'derin' ama çok derin bir şekilde 'sorguya' alması gerekir.
Özellikle de; 'demokrasiyi' kesintiye uğratmak isteyen. 'Kurtarıcılık' maskesiyle, ülkeye ve millete 'ihanete' soyunanlar.
Kandan, gözyaşından, şiddetten ve flulaşan 'ortamdan' medet umanlar.
Bu durumdan nemalanıp 'kendilerini' güçlü sananlar. Sorgulanmalı.
Sorgulanmadan kimse 'azat' edilmemeli. Ve 'azat' edilmiş olarak görülmemelidir.
İki satır ötesinde ifade ettim. Kimlerin 'bu açılımı' sağlaması gerektiğini.

***

Ve hatırlamalılar! Cumhuriyetin 'kuruluşundan' bu güne kadar 'tekerrür' eden vakaları.
Gerektiği zaman gerektiği 'sorgulamayı' yapmadığında 'ödediği' faturanın ne kadar yüklü olduğunu.
Ve kimlerin 'acılar' içerisinde faturayı ödediği. Bunları göz ardı etmemiz gerekir.
Kimse de; 'üretilen' senaryoya 'figüran' aktör olmasın. Olmamalı.
Demem o ki; siyasal iktidar 'nasıl ki', Güneydoğu'nun 'Sosyo-ekonomik' sorunlarına karşı 'hayata' geçirmeye çalıştığı 'acil eylem' planı hasıl ise.
Hükümet te, 'bu tür' toplumsal ve demokratik yapıya karşı 'ihanetlik' içerisinde olan 'zümrelere' karşı, 'acil eylem' planı hayata geçirmeli.
'Komplo' teorilerini 'üretmeyen'!
Demokrasiyi 'güçlü' kılan.  Milli iradeye 'saygı' gösteren.
Toplumun 'değer yargılarına' güvence oluşturan. Dini, dili ve gelenek-göreneklerini 'benimseyen'!
Kısacası 'Demokratik-Laik' şeffaf ve samimiyet arz eden yeni bir 'yapılanma' sağlanmalı.
Anlayacağınız, çok acil ve ivedi bir 'Sivil Acil Eylem' planı şart.

***

Gelelim dünkü gelişmelere. Ankara 'bir hayli' hareketliydi.
Özellikle de; 'AK Parti ve Başbakanlık'!
Niye derseniz? Partilerin Meclis Grup Toplantıları vardı.
Başbakan ile Genelkurmay Başkanı da 'Özel' gündemle buluştu.
Perşembe 'günü' olan görüşmelerini iki gün öne çekerek, 'dün' sabah bir araya geldiler.
Önce 'sabah' ki icraata takılalım.
Bir saat 10 dakika baş başa görüştüler; Erdoğan ve Başbuğ.
Bir gün önce; Genelkurmay'dan ikişer saat arayla 'iki' açıklama geldi.
'Hepimizi' beyinen kemiren 'Malum' eylem planıyla alakalı.
Savcılıkta, Genelkurmay da, 'net' bir cevap vermedi.
'Muğlâk' ifadeler kullanılarak; 'Belge' askıda tutuldu.

***

Sanırım bu muğlâk durum 'dünkü' görüşmenin sonucuna da yansıdı.
Şöyle ki; Başbuğ 'herhangi bir açıklama' yapmadı.
Ancak Başbakan görüşmeden hemen sonra Meclis Grubunda 'kürsüye' çıkıp konuştu.
"Bu iddialar karşısında sorumluluk sahibi onurlu ve tutarlı bir duruş sergilenmelidir. Bu mesele sadece AKP’nin değil bütün Türkiye’nin meselesidir."
Ve 'suç duyurusunda' bulunacağız' dedi.
Akşam saatlerinde de, 'partinin' hukukçuları 'şikâyet' dilekçesini verdi;
"Gerekli soruşturmanın yapılarak suç fail veya faillerinin ortaya çıkarılması ve cezalandırılmaları hususunda gereğinin yapılması''
AK Parti 'kulvarındaki' bu durum; şunu 'okutuyor!
Her ne kadar Başbakan Erdoğan Başbuğ'la olan görüşmesine binaen;
"Hükümet’le Genelkurmay arasında gerginlik ve güven bunalımı yok" mesajını verdiyse de.
Başbuğ’dan 'Belgeyle' alakalı 'Bizden çıkmış değil' cevabını alamadığıdır.
Yoksa Başbakan 'böyle bir belge yok' deyip, ülkenin 'sanal' planlarla kaybedecek zamanı yok derdi.
Bu durum bir ölçüde 'belgenin' de doğruluğunu da 'doğrular' niteliğinde.

***

'Psikolojik' savaşı yaratmaya yönelik 'Eylem Planı' hala askıda.
Henüz yenmiş değil. Daha uzun bir süre de 'askıda' kalacak görünüyor.
Her ne kadar; Askeri savcıdan sonra Sivil Savcılık da 'harekete' geçecekse de.
Durum 'zaman' alacak.
Ancak herşeye rağmen; şu 'kararlılık' önemli.
Başbakan ve Başbuğ'da.
Ne olursa olsun. Önce 'yargı' bir karar versin. Ondan sonra hem askeri hem sivil irade 'yekvücut' hesap sorsun.
O zaman da; 'var olduğu' izlenimi gelişen.
Ve giderek de toplumda yaygınlık 'arz' eden 'güven bunalımı da’ bertaraf edilmiş olur.
Yeter ki; 'geçmişin' tekrarı zühul etmesin. Yani bir daha 'Sarı Öküz' hikayesine dönmeyelim.