Sürece, Suikast Girişimi!
Baksanıza;
Tam da, Ülke ve millet sath-inde “barışın” filizleneceği umutları yeşermeye başlamıştı ki.
Kardeşlik.
Uzlaşı.
Ve Müzakereye dayalı, çözüm köprüleri inşa edilmeye çalışılırken.
Paris’ten, gelen kanlı suikast haberi, “dengeleri” alt üst etti.
Akıllardaki, tüm oluşan “çözüm pazıları” dağıldı.
Zihinler bir kez tar-ü mar kesildi!
Döndük yeniden başa.
Bu nasıl, bir illeti hükümdür ki, “kana doymuyor?”.
Yazık.
***
Diyeceksiniz ki;
Türkiye’nin, n zaman akl-ı selim ruh hali oldu ki.
Her daim; kafası allak bullak!
Nasıl olmasın ki?
Haklısınız.
Bulanık ve puslu bir atmosfer içerisinde.
Dost kim, düşman kim belli değil.
Günün rüzgârına göre “yer değiştiriyor.”
Saflar her an bölünmeyle yüz yüze!
Bilinmez denklem misali.
Dost görünen, düşman oluyor.
Düşman görünen dost oluyor.
Bir bakıyorsun ki; dostun da, düşmanın da “ittifak” kurmuş, hedef sen olmuşsun.
***
Evet,
Paris’in, Fransa’nın velhasıl Avrupa’nın orta göbeğinde; üç Kürt kadını katledildi.
Sakine Cansız.
PKK’nın kurucu isimlerinden, Tunceli’li.
Yanında,
Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) Paris temsilcisi Fidan Doğan ile Leyla Söylemez.
Meçhul, kişi ve kişilerin silahlı saldırısı sonucu gece yarısı “kafalarına” sıkılarak öldürülüyor.
Yargısız infaz.
***
Peki,
Kim neden ve hangi amaca binaen bu “suikastı” yaptı.
Suikast diyorum.
Çünkü, bu cinayetler komplike bir kimliğe sahip.
Suikast,
Paris’te olduysa da, sirayeti Türkiye, hedef noktası Güneydoğu.
O nedenle; bu suikastı, “sürece” provokatif bir eylem unvanına sahip!
Cinayetin, sorumlu ve tetiği çekenler, ya da “emir verenler” kim?
Doğrusu her kesimden olabilir!
***
Bu;
Örgüt içi infaz da olabilir.
Türk gladyosu da olabilir.
Türkiye’nin, Kürt sorununu çözmesini istemeyen, “uluslararası” örgütler de olabilir.
Hatta Devletlerin “istihbarat” teşkilatları da olabilir.
Ama bu kesim;
Kısaca ifade edersek derin kozmik bir yapı olduğu gibi; “barış” karşıtıdır.
Yani,
Suikastın amacı ve hedefi belli.
***
Şöyle bir çevremize bakalım.
Dünün, Dostu bugünün düşmanı kim?
Özellikle; uluslararası, yani devlet nizamı noktasında.
Suriye...
Kendi içyapısında, çatışmalı ama hedefi Türkiye’nin “iç barışıdır”.
Benim “akıbetim, Türkiye’nin başına” bedduasını okuyor.
İran...
Diş bileyen, dünün dostu, bugünün baş düşmanı.
PKK “kozunu” her ortamda, kullanmaktan çekinmediği gibi; bugün PJAK’ rağmen “can-ciğer”.
İster mi, bu ahbaplık yer değiştirsin?
Irak...
Maşallah, Malik’i, “düşman” başına.
Ağabeyliğini yaptığımız,
Kuzey Irak’taki Federal Kürt Yapısıyla, “dostluğumuzu”,
Hele ki, Kandil’le sağlanabilecek “çözüm” süreciyle ortaya çıkacak, Devlet gücünü ister mi?
Enva-i derin kimliği bünyesinde tutuyor.
Irak’ın, salih-i selamete ulaşamayışı da, bu “derin” kimliğinden gelmekte.
***
Gel gelelim.
İsrail.
Din, Dil ve coğrafik daha da ilerisi “ata” düşmanı.
Şuan, Ortadoğu’daki esen rüzgârla “yalnızlaşmış” vaziyette.
Arayışta, yandaş devlet, yandaş coğrafik alan için.
İster mi, Türkiye’nin “Arap baharıyla” oluşan Osmanlı ruhunu diriltmeyi.
Ve Kürtlerle; “barış” masasında, çözüme imza atmayı.
Rusya mı..
Ermenistan mı, “elleri armut toplamıyor?”
En önemlisi;
Savaştan,
Çatışmadan,
Kanlı ve buzlu atmosferden nemalanan, milyon dolarları cebe indiren, “kozmik oda” sahibi, tüccarlar.
Velhasıl;
Daha sıralanabilinecek onlarca, “dumanlı havayı” isteyen vampir oluşum pusuda!
***
Hadisenin,
Şuan ülkede yarattığı olumsuzluk.
Gerçekten,
Vahim ve kaygı üreten, bir hal-i durumda.
Özellikle;
Siyasilerin birbirini “suçlayan” ve ölümler üzerinde, “siyasi” hesap gütme gayretleri.
Hele ki, bazı düşüncelerin “oh ne güzel olmuş” deyip alkış tutması.
Ürküten,
Bir gidişatı “körüklemekten” öteye gitmediğini söyleyebilirim.
***
Burada,
AK Parti’nin,
BDP’nin,
CHP ve MHP’nin,
Hatta Kandil’in, İmralı’nın ve toplumdaki diğer dinamiklerin önemli bir rolü şart.
“Karşılıklı”,
Suçlama alışkanlığı ve bağımlığını bırakmaları gerekir.
Geçmişten ders-i ibretler alarak, böylesi “süreçleri” kısırlaştırmak isteyen.
Provoke edebilecek,
Adımları, sekteye uğratabilecek, “haince” hamleler olabileceğini duyarlı ve hassasiyet getirmeli.
***
Demek istediğim;
Burada as olan işbirliği ve samimiyetin bütünlüğü.
Onun için de,
Bu suikast vakasında “suçlamalardan” çok, cinayetlerin “perde arkasını” aralamak gerekir.
Eforu bu alanda sarf etmeliyiz!
Eğer,
Bu ortak aklın inisiyatifiyle çözüme ulaşılırsa.
Bilinmelidir ki;
İşte o zaman bu aydınlık taşı, Hükümetin, İmralının, BDP’nin başlattığı “Barış” sürecinin, temel taşı olur.
Niyetin göstergesi,
Samimiyetin ifadesiyle; “mümkün” olabilir.
***
Sonuç itibariyle;
Gerek iktidar olsun,
Gerek Kürt siyasetinin dümenindeki aktörler olsun.
Bu suikastın peşini bırakmamaları gerektiği gibi, sağduyu ve barış dilinden, demokrasi kültüründen de uzak durmamaları gerekir.
Çünkü,
Savaş kolay başlatılır, lakin “barışı” inşa etmek zordur.
Eğer samimiyet hâsıl ve barışa yönelmişsek, “yoldaki dikenlere” takılmamak, kışkırtmalara da hayır demek gerekir.
Barışın,
O tatlı dilini bırakmayın!
Hayırlı Cumalar.