Toplumsal buhran!

İster birey düzeyinde olsun.

İster aile düzeyinde.

İsterseniz de,

Toplumun bütünlüğü noktasında olsun.

Vahim derecede;

Bir "şiddet" sarmalı içerisinde buhranlı günler yaşıyoruz.

Debelenip durarak!

***

Toplumsal;

"İhtilaflar" körüğüyle, uzlaşılmazlık içerisindeyiz!

Sıtma misali.

Bir adım iyiyiz, bir adım sonrası düşman kesilip, kavga ediyoruz!

Ciddi bir diyalogsuzluk fakirliği yaşıyoruz!

Şiddet ve öfke hâkimiyetiyle.

En sıradan, en cılız, tabiri yerindeyse "konuşma" değmez mevzuu da bile.

"İhtilaf" bağımlığı her alanda kümelenmiş vaziyette!

Şiddet, öfke ve kin öne sıçrayarak kaotik ortam yaratıyor.

Yani.

Acık ifadeyle yaşam!

Tabiri caizse sinir uçları açık bir şekilde seyrediyor.

Dokunan.

Hissettiren, hem kendini hem dokunduğunu yakıyor.

Acıma duygusu yaşamadan, sorgulamadan.

Hele bir de;

Sosyal hayatın dayanılmaz zorlukları bindiğinde birey ve toplum "çekilmez" bir dramla boğuluyor.

***

İşsizlik,

Yoksulluk,

Eğitim dengesizliği,

Yaşam kültüründeki zafiyetler,

Özellikle;

Değer erozyonu yaratan bencillik.

Ve tabi ki, pembe diziler,

Şiddeti teşvik ettiren, "ayrılıkçı" filimler.

***

Ailenin "en na mahrem" konusunu işleyen!

Enva-i ihanet ilişkisini; "sıradan" gösteren "amerikan vari" kültür.

Velhasıl; zihniyet bunalımı!

En azdırıcı olanın da.

Yasaların,

Kanun ve nizamların, "yetersiz" ve caydırıcılıktan uzak olması.

***

Var olan da;

Hak, hukuk ve adalet "eşitliğinde" bir türlü dikiş tutturamıyor.

Dağınık.

Kim kime, dum duma misali.

Deyim yerindeyse;

Kendi işini kendin gör ve adaletini kendin tecelli et!

Güç kimdeyse!

Orman kanunları misali..

***

Yani diyeceğim.

Refah düzeyi,

Ekonomik kaygılar,

Tüketim kültürü.

Ve Kültürel yapının beslediği, şiddet olgusu!

Bir diğer etken de; "insanı" değersizleştiren, kaotik yapının, sirayeti…

***

İnanç..

Dil..

Ve Kültür..

Haklar ölçeğindeki; "özgürlükler"..

Hepsi prangalanmış!

***

Hele bir de;

Kadın-Erkek eşitsizliği,

Paylaşımdaki,

Feodalitenin öncülük etmesi,

Ekonomik özgürlükte, kıskançlık duygusunun körüğü.

Tüm bunlar enva-i şiddet şeklini "azdıran" ana etkenlerdir.

***

İşte bu toplumsal erozyonla;

Sosyal "terörizm" kaçınılmaz bir halle gelerek hayatlar kararıyor.

Hiç kuşkusuz ki,

Bu sarmalın en büyük mağdurları dediğim gibi, kadınlardır.

Ve ailelerdir!

Aile bütünlüğünü, "darmadağın" eden, ana etkendir bu geçimsizlik ve şiddet!

***

Kadın için de,

Erkek için de,

Çocuklar için de.

Tabi ki, iki aile efradı için de, dayanılmaz bir tehdit teşekkülüdür.

Kısacası.

Yaşam her alanıyla; "psikopat" bir haliyeti ruhiyatla var olmaya çalışıyor.

***

İşte;

İbret vesikası bir hadise!

Ki bu önceki gün Diyarbakır'ın göbeğinde yaşandı.

Hem de onlarca kişinin gözü önünde.

Aile faciası.

Acı bilânço; iki ölü.

Bir de, "mabusta" hayat çürütecek olan genç bir insan!

***

Mevzuu.

Aile içi geçimsizlik.

Sevda ve Şahin Cevap!

Üç yıllık evliler.

Şahin "işsiz", seyyar-satıcılık yapıyor.

Eee.

Diyarbakır koşullarında, "iş" aslanın midesinde.

Ki o midenin içerisinde; akrep-yılan ve çıyanlar da yok değiller…

***

Daha çocukları bile olmamış.

Ter-ü taze bir çift.

Derler ya;

Yoksulluğun, gelirsizliğin gözü kor olsun.

Geçimsizlik başlamış!

Çileye dönüşmüş, aile içi bu hal-i huzursuzluk.

***

Derken;

Sevda "baba" evine gidiyor.

Vay sen misin giden.

Bölgedeki feodalite.

Mahalle baskısı.

Aile, mülahazaları, "durumu" kabulsüz bir noktaya getiriyor.

***

Ki sonuç da öyle oldu.

Şahin.

Eve dönmeye ikna edemediği eşini,

Bir de kayınpederini,

Sokak ortasında "kurşun" yağmuruna tutarak öldürdü.

Elbette ki.

Bu hadise, ne ilktir, ne de son olacaktır.

 

***

Ama bir ders-i ibrettir!

Peki, suçlu kim?

Eşini terk eden Sevda mı,

Yoksa kızına bel çıkan baba mı,

Veyahut

İşsizliğin batağında aile geçindiremediği için,

Ailesinden, çevresinden "itibarsızlık" gören Şahin'in eline silah alıp, kan akıtması mı?

Katil olması mı?

Varın karar sizin!

***

 

Ancak benim diyeceğim;

Ciddi manada bir toplumsal psikolojik tedaviye ihtiyacımız var.

Hem de, 7'den 70'ine kadar.

Çünkü

Şiddetin, öfkenin, hizip ve ihtilaf düşüncenin en yakıcı halini yaşıyoruz.

Öyle ki; hayatın her alanında bu pik noktada bulunuyor.

***

Örnek verdim.

Aile içi geçimsizliğin, acı sonucunu.

Bu durum bile yüzde toplumsal şiddet ve öfkenin 25'ine tekabül ediyor.

Ki bunun ne kadar yakıcı ve tahrip edici bir boyuta geldiğini anlamak için çevremize bakmak kâfidir…

Hayırlı cumalar…