ÜLKE NİZAMINA İNCE AYAR ŞART!

Öncelikle; düşünelim.

Türkiye'de "şuan neler oluyor, neler bitiyor?

Ortaya "dökülen" kirlilik nedir?

Neyin eseridir; üremesini kimler sağladı?

"Korkular" ülkesi olması kimin işine yarar..

Ve bunun için de "kimler" piyon seçildi.

Tabi bir de fikri takibi de "göz ardı" etmeden.

Çünkü az sonra "sizce" diye başlayacak olan sorular beyni yoracak türden.

O nedenle; bugünü ve yarını olduğu kadar geçmişin "dününü"de iyi okumamız lazım.

Ki; "soruları" ve şıklarını "net" kavrayabilelim.

Sakin ama sesli. Objektif ama siyasetsiz.

Ve tabi ki; "ideolojik" bağımlılık gütmeden.

***

"Ortak" sorunu bulabilmek için gerekli yol haritası bunlar.

Şayet; "sapma" hasıl olursa; fikri netlik oluşmaz.

Yaşadığımız, yaşadıklarımız ve yaşatılanları "analizde" eksik kalırız.

Biz de "yıkımın" vampirleri gibi; "tarafgir" olup gideriz.

O zaman da; "yarım doktor candan, yarım imam dinden eder" sözüyle; gerçek fikir gelişmez.

Tıpkı bugün; Türkiye'nin Ergenekon Terör Örgütü ve gelişmeleriyle "tıkandığı" nokta gibi.

Öyle ki; "herkes" fikir üretiyor.

Ama bölünmeyi de beraberinde getiriyor.

Korku, endişe, tedirginlik hasıl diye.

Yok böyle bir şey.

Türkiye "artık" karnından konuşmuyor.

O midenin içerisindeki "kirliliği" artık dışarı atıyor.

Bu anlamda; "durumu" korku tünelinin yerine; Refahın ve aydınlık yarınların "vagonuna" bindirmek gerekir.

***

Öncelikle dün itibariyle "demokratik" yapıdan başlayayım.

Sizce;

Türkiye Cumhuriyeti "demokratik" bir ülke mi?

Yoksa "totaliter" anlayışın güdüldüğü bir ülke mi? 

Bence "hepsi" mevcut.

Ama hiçbiri de "nizami ve tam" değil.

Olmadığı için de; "muzdarip ve mağduruz"!

Yani "yarım doktor" misali; hepsinden "az-buçuk" var.

Şöyle ki;

Anayasamızın "kendisi" Demokratik mi?

Değil.

Çünkü "mayası" demokrasiden gelmemektedir.

Nedeni de?

Yapısını ve kimliğini; "Askeri Darbenin" vesayetiyle almıştır.

Dizayn bu şekilde edilmiştir.

Tarih sayfalarına baktığımızda; "demokratik yapı".

Yani demokrasi "defalarca" kesintiye uğramıştır.

***

Gelelim "Sosyal Hukuk Devleti" kimliğine!

Sizce;

Türkiye Cumhuriyeti Devleti "Sosyal Bir Hukuk Devleti midir?"

Yoksa "Siyasallaşmış bir Hukuk Devleti midir?".

Demokratik yapı gibi, burada da hepsi mevcut.

Nizami olmadıkları gibi de; "yarım imam" misali.

Şöyle ki;

Önce; "sosyal ile hukuk" kavramında anlaşalım.

Hukuk mu sosyal, yoksa sosyal mi hukuk?

Dikkat ederseniz, soruda bile "ikilem" gelişiyor.

Uygulama ve yaptırımlar düzeyine baktığımızda; "iki farklı" görüntü çıkıyor.

Öncelikle; Türkiye'yi "seçilmişler mi" yönetiyor.

Yoksa "atanmışlar mı?".

İkisinin de "nizami" olmayan bir güçle var olduğu tartışılmaz bir gerçektir.

Ondan değil midir ki; "bir birlerine" karşı yaylım ateş geliştirdikleri.

Birbirlerinin "görev alanlarına" müdahil olduklarında; "politize" oluş ifadesi hemen öne çıkıyor.

Yok, "siyasallaşma", yok "teknokrat" diye.

Ya da; "alana" müdahale.

Veya "bağımsız" değil, bağımlı kurumlar.

***

Tüm bunların bir de bireyselliğine gelelim.

Sizce;

Bireyler mi özgür, yoksa "birey hakları mı" özgür?

İkisi de var diyebilirsiniz. Yok da diyebilirsiniz.

Çünkü "ikisi de" durumun içerisinde var.

Ama üçüncü şıkkı da "demoklesin" kılıcı gibi hüküm sürüyor.

O da; "yasakçı" anlayış. Neden?

Kimi noktada "yasalar", kimi noktada "teknokrat" anlayış.

Sana var, bana yok. Bana varsa, "taraf" olmayana yok.

Bizden-sizden misali.

***

Anlayacağınız; "Türkiye" yapısal bir ayara ihtiyaç duyuyor.

Bunun da "ana membası".

Demokratik sivil bir Anayasa'dır. Ve "anayasanın" geliştirdiği "dokunulmaz" ilkelerdir.

Vesayet "altında" hazırlanan ve ifade edilen her düşünce "bilinmelidir ki" zora dayalıdır.

Çünkü "baskı vardır", çünkü "dayatma" vardır. Çünkü "özgür" fikriyat yoktur.

***

Yoksa bugün "ahali" olarak korku tünelinde olur muyduk?

Bölünme, parçalanma ve kaos.

Herkes "kendi" alanında korku imparatoru.

Öyle ki; herkes bir "mevzudan" kaçıyor.

Kimi "şeriat" düzeni geliyor diyor?

Kimi "Laiklik" dinsizlik diye; din elden gidiyor diyor?

Kimi; 'minik etekliyiz' mahalle baskısı var diyor

Kimi; Başörtülüyüz özlük haklardan mahrum bırakılıyoruz

Kimi; İdeolojimizden dolayı "bölücü" ilan ediliyoruz diyor.

Kimi; Sevgisiz diye aşkı ve arkadaşı göremiyoruz diyor.

Kimi de; "despot" düşüncelerin çemberinde ezilip gidiyoruz diyor.

Dikkat ediniz "hepsi" sosyal hayatın "acı ve dramları".

Ancak güdülen amaç; "siyasal".

Geliştiren de "siyasal"

**

Beri yandan; Kimi doğruları söylemekten,

Kimi eli kanlıları ifade etmekten,

Kimi; hakkın, hukukun, adaletin "varlığını" istemekten,

Kimi "kral çıplak" demekten korkup çekiniyor.

"Başıma" bir şey gelebilir diye?

Ya da; "orta yerde" oluşturulan "korku tüneline" ben de mi dahil edilebilirim diye?

Anlayacağınız; "korku hükmediyor"!

Kimse "diyebilir miki; "Korku ve endişe" içerisinde değilim.

Veya "huzur ve güven" içerisinde başımı yastığa koyuyorum.

Sabah işime, akşam da evime "gidip-gelebiliyorum".

Hayır. Herkes "kendinden korkar olmuş" vaziyette.

***

Ne diyordu, milli şairimiz Mehmet Akif?

"Hayır, hayal ile yoktur benim alışverişim;

İnan ki her ne demişsem görüp de söylemişim.

Şudur benim hayatta en beğendiğim meslek;

Sözün odun gibi olsun / hakikat olsun tek..."

***

Onun için; Türkiye'nin ve "ahalisinin" tek istediği ve tek beklentisi;

"İçerisinde" bulunduğu korku tünelinin aydınlanması.

Yarınların "huzur" verici.

Demokrasinin, İnsan Haklarının, Hukukun ve Özgürlüklerin "eşitlik" noktasında icra gördüğü;

Bireyin toplumu, toplumun devleti, devletin de tümünü "kardeş duygularıyla" kucakladığı.

Yasama, Yürütme ve Yargı mekanizmalarının "bir birlerine" diş bilemediği.. Erkler çatışmasının yaşanmadığı,

Toplumsal menfaatleri "öne çıkaran", ideolojik saplantıları gütmeden; tek gaye ekseninde misyon üstlenmesi için;

"Türkiye" ter-ü taze bir sivil Anayasa'ya ihtiyacı vardır.

Ki bu Anayasa "ülkeye" ince ayar getirebilsin.

Yoksa "sen bunu" dedin.

Yok demedin "ikilemi" içerisinde; hiç bir "erk" ince ayara gelmez.

Sizce; tüm bu anlattıklarımda "haksız mıyım?".

Taktir sizin.

Hayırlı Cumalar.