VİCDANI SIZLATAN HUKUK MU?
Boşuna söylenmiş değil;
"Vicdan ve vicdanların" sızladığı ortamın adil olmadığı gerçeği!
Olamaz!
Öyle ise; sorgulanmalı!
Çünkü "vicdanı" tar-u mar eden "O şer'in" vukuatı hukuksuzluğa dayalıdır.
Varlık gösterdiği, hüküm ettiği sistem ve coğrafyada "adil" bir yapı mümkün değil.
Hak ile hukuk batıl olur!
Zulüm ve istibdat da ne yazık ki baki olur.
Hazin bir durum.
Ülkemiz ve toplum, düzen yapısı itibariyle "aynen" böyle bir hali yaşamaktadır!
* * *
Öyle ya;
Ülkenin hal-i pür melali ortada!
Sormak lazım değil mi;
Türkiye'de "Adalet" sisteminden ve Yasaların uygulamasından.
Pek tabi ki; işlenişinden muzdarip olmayan var mı?
Ya da, daha açık bir ifadeyle söylemek gerekirse;
Suçlu ve suça karşı verilen "karar ile uygulamalar" vicdanları fena halde sızlatmıyor mu?
Suçlu da,
Suçsuz da,
Devletin kendi mekanizması dâhil olmak üzere!
Hepsinin cevabı ortak ve nettir.
Açık ve aleni bir şekilde; "soruya" yanıtları yine soruyladır.
Fena ve bariz bir şekilde "muzdarip ve vicdani sızlama" yaşanılmıyor mu?
Yaşanılıyor!
Hem de; "iliklere" kadar sızlatarak, yaşanıyor ve yaşatılıyor.
* * *
O zaman.
İşte "zurnanın zurt" dediği yere geliyoruz; " o zaman" derken.
Demek istiyorum ki;
Adalet güven ve nizam açısından "büyük bir tehdit" altındadır.
Her ne kadar;
"Adalet Mülkün temelidir.
Ve.
Adaletin kestiği parmak acımaz" vecizeleri hâsıl ise de.
Korkunç olan;
Artık "vecizelerin" hayat tanımına ve kalıbına uymamaktadır icra edilen mekanizma.
Şöyle ki;
Ülkemizin "Anayasal" nizamı kendini şöyle tarif etmektedir.
"Türkiye Cumhuriyeti Sosyal bir Hukuk Devletidir"
* * *
Tabi;
6 Maddesindeki "Egemenlik" tanımı ise; Egemenlik Kayıtsız, Şartsız Milletindir!
Bu kadar;
Muzdariplik, vicdani sızlamanın "vuku" bulduğu bir ortamda; "bahse" konu Anayasal nizamname ne kadar muktedirdir.
Geçerliliğinden bahsedilebilinir mi?
Bir taraftan; Hukuk tanımazlık.
Diğer tarafta; "hukuk" tanımı.
Çelişkili!
Ben;
Yaşanılan ve yaşatılan süreç açısından.
Geçmişin de; "tahribatları". Vesayete dayalı; statükocu anlayış.
Hepsinin ortak harmanlamasıyla;
Ülkenin "hukuk devleti" olma ilkesine uygunluğu şu anki atmosferle tartışılır diyorum.
* * *
Mardin'deki;
N.Ç adlı küçük kıza yönelik "tecavüz" hadisesini bilirsiniz.
Yıllarca süren bir dava!
Geçtiğimiz hafta; "karara" bağlandı.
14 yaşındaki kıza; "ardı ardına" tecavüz eden "sürü" misali, zevata verilen cezalar!
Basına aynen şu ifadeyle yansıdı;
Vicdanı sızlatan "Komik cezalar".
Tecavüz’e getirilen gerekçe; "kızın rızası" varmış?
Eee!
26 kişi bu işi yapmış. Aralarında kamu görevlileri de var.
Yani ensesi kalın, hatırı sayılırlar da ayrı.
Denildiğine göre;
Önce "tecavüz" edilmiş. Ardından "para karşılığı" bunlara satılmış.
Bir yerde de; "rızayla" bu iş yapılmış.
Küçük yaşta tecavüz.
Küçük yaştaki bir kız çocuğuyla cinsel ilişki.
Ve cinsel istismar.
Hepsi bir tarafa; "rızayla" olmuş.
Cezanın hükmüne gelince; ayni istikametle "ayrı-gayrı".
Bir de erkekler lehine "iffet" ayırımı.
Duruşmadaki, kravatlı ve siyah takım elbiseli oluşlarının verdiği intibanın takdir indirimi.
Ceza alt sınırda; hüküm icra ediyor.
Ki en önemli ayrıntı da;
Davanın bazı maddelerindeki "suç nevinin" 7 yıl 6 ay zaman aşımı içermesiyle; düşmesi.
* * *
Velhasıl;
Sağ-selamet misali; "kuşa dönen" bir davanın cezası da; alt sınır oldu.
Sahi;
Siirt'teki dava. Pervari'deki.
Davalar devam ediyor.
Daha zaman aşımı süresine çok var; bekleyeceğiz.
Mırıldanan olabilir;
Bir davayla "her şey" mübah olabilir mi?
Olmaz!
Salt bu dava değil. Bunun gibi; birçok davayı görüyoruz.
Aha;
Şemdinli. Aha; Susurluk.
Ergenekon mu? Güneydoğu'daki; faili meçhul cinayetler mi?
* * *
Ama gel gör ki;
Yasalar "caydırıcılıktan" uzaksa.
Bir dava;
Zaman aşımı denilen "lüksle affa" bırakılıyorsa.
Bir suç belgeli ve dokümanlı sabit olmasına rağmen; "raflarda" tozlanıyorsa.
Bir mahkemeye;
"Kapasitesinin" yüzde 300 katı kadar dava dayatılıyorsa.
Yargıtay’da "onay" bekleyen Onbinlerce dosya bulunuyorsa.
Her yıl;
Mahkemelerin yine binlerce karara bağlanmayıp devredilen dosyaları yığınlık alıyorsa.
Hâkim ve Savcılar "vicdan ile cüzdan" arasına sıkıştırılıyorsa.
Keyfiyete hâsıl; HSYK gibi bir oluşumun pençesine bırakılıyorsa.
Hele birileri ideolojisini "mesleğine" dayatıyorsa.
Taasuplar içerisinde "siyasal" organizasyonlara giriyorsa.
Hepsinden öteye;
Kanun ve Yasalar "mağdur ve mazlumdan" yana değil.
Suç ve suçludan yana "iyi niyet" görüntüsüne sahip ise.
Vicdanların; "kararlar ve uygulamalar" açısından sızlatıcı olmadığını söyleyebilir misiniz?
Tüm bunlara ilaveten;
Ülkenin Adalet Bakanı Sadullah Ergin.
Ülkenin Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç.
Ve yine Ülkenin önde gelen hâkim ve savcılarının.
Hukuk profesörlerinin ifade ettiği gibi; "Hukuk sisteminde vahim yanlışlıklar var" deniliyorsa.
Vay halimize.
* * *
Takdir edersiniz ki;
Yanlışın vuku bulduğu her yerde "doğruyu" aramak zordur.
12 Eylül'de yapılan Referandum.
Ve çıkan sonuçla alakalı; gelişen Yargı'daki yapılanma.
Adalet Bakanı Ergin'in "yeni düzenlemelerden" söz etmesi.
Ve AB'ye uyum yasalarına yeniden dönülerek, eksikliklerin giderilmesi.
Belki;
Ülke ve millet olarak içerisine düştüğümüz ve muzdarip olduğumuz yapı giderilir.
Hâkim ve Savcılarımız da; "dosya" yığınları arasında kaybolmaz.
Anlayacağınız;
Hukuk düzeni bozlunca toplum düzeni de bozulur.
Kaos kargaşa gelir. Bozulan bu düzeni de kimse kontrol edemez.
Bugün yaşadıklarımız; bu durumun işlev görmesinden değil mi?