Görüş Bildir

Konuk Yazar

Reyhan Alkar Karlıdağ

reyhanalkar@hotmail.com

İHTİYAÇLARIN “İHTİYAÇLARIN MI” GERÇEKTEN

İhtiyaçlarımız… Yiyecek, içecek, takılacak, binek araçlar, oturduğumuz evler, hepsi ihtiyaç mı? Yoksa vazgeçilmez ihtiyaçlar olarak görmeye mi başladık.

Çeşitli kuruluşların piyasaya sürüp reklamını yaptıkları ürünler bir süre sonra ihtiyacımız oluyor, esasen gereksinim değil. Otuz tane ayakkabı, yeni çıkan elektrik süpürgesi, üst modeli çıkmış akıllı telefon ya da araba, evde 3 tane var olan şampuanın başka markası, çocuklara alınan sayısız oyuncak, iki düzine kravat, sapasağlam olan koltuk takımını değiştirmek ihtiyacımız değil.

Köklerimiz göçebe bir toplumdan gelme, atalarımız doğada koltuksuz, arabasız, elektriksiz gayet de yaşıyorlardı ne zamanki tarım keşfedildi ve yerleşik hayata geçildi o gün bugündür insanoğlunu durdurana aşk olsun.

Yirmi yıl önceki resimlere baktığımda hemen hemen herkesin evinde aynı perde (krem üzerine kahverengi büyük yapraklı), klasik kahverengi koltuk takımları veya somyalar var. Bugün ise fark çok açılmış. Çeşit çok hiçbir ev birbirine benzemiyor artık.

Eski beyaz eşyalar daha sağlamdı, son yıllar da aldıklarımız üç beş vade sonra bozuluyor. Çünkü öyle programlanıyorlar yenisine ihtiyaç duyulsun ve piyasa sürekli çalışsın. Tüketim çılgınlığı hastalık haline geldi.

Sürekli yeni çıkan nesneleri almak zorunda hissedişimiz, bedene ve nesnelere yatırım yapmak, bu talepleri karşılayabilmek için uğraşmak birçok hastalığın da tetikçisi farkında değiliz. Hem stres yaratıyor, hem de fakir fukaraya yardım etmemizi engelliyor. İnsanlara yararlı olmak bizi cennete götürecek namaz, oruç ve hacdan ziyade. Namaz kılmak, oruç tutmak vs. bu ibadetler gerekli değil demiyorum, tüm ibadetler gözlerimizin önündeki perdeyi kaldırmaya araçtır, namaz Allah’ın huzuruna çıktığın konumdur.

Lakin tek başlarına yeterli gelmeyeceklerdir. İbadetler Allah’ın huzurunda İşin teorik kısmı diye düşünülebilir.

Varlığı olmayana, güçsüze yardım edebiliyorsak, birilerinden elinden tutup işlerini görmeye gönüllü oluyorsak karşılık beklemeden, işte o dem ibadetlerin pratik kısmına geçmişiz demektir.

Gerçekçi olalım ki (çoğunluğun) günümüz maddiyatları 20-30 yıl öncesine nazaran daha iyi durumda. (keşke herkesi kapsayabilseydi bu durum) ama bu seferde kapitalist sistemin dayattıklarını satın almak ve kullanmak zorunda

hissettiğimiz için, gece gündüz nesneler için çalıştığımız için, yine de yetiştiremediğimiz için yoksul kesime yardım edebilecek + para elde kalmıyor.

Kimseyi yadırgıyor değilim maalesef bende bu sistemin bir üyesiyim. Tuhaf olan da teoride bunu biliyor oluşumuz ama icraata döküp daha sade bir hayat yaşayamıyor olmamız. Ben yazımı burada bitiriyorum, neden böyle biraz da siz düşünün.

Kitap önerisi: Kemal Tahir – Devlet Ana