MODERNLİK NEREDE BAŞLAR

Her temel olgu önce zihinde başlar. Temelleri kafada atılır sonra hayata geçer. Modernizmin günümüzdeki hâli beyinde başlamıyor.

Sadece yaşantımızda yer buluyor, zihinde taslağı oluşturulmamış somutları görüp kopya çekmişiz gibi.

Batının modernliği ile doğunun modernliği aynı sokaklara çıkmıyor. Birde bizler varız (Güneydoğu) doğunun da doğusu. Bizimde modernliğimiz sadece dış dünyamızda.

Artık biz Kürtler bile son derece modern hayatlar yaşıyoruz. Yanlış anlamayın sanatta, felsefede, edebiyatta değil. Kendi küçük kapsama alanımızda moderniz.

(istisnalar Baş tacı J)

Passat, BMW arabalarımız; Nike, Skechers ayakkabılarımız; yeni yeni elimizde tuttuğumuz filtre kahvelerimiz, (daha çaylı süt içmeye başlamadık pek uygun değil damak tadımıza).

On yıl önce Diyarbakır sokaklarında kot şortlu erkek göremezdiniz, bu anlamda da modernleştik.

Akıllı evlerimiz var, rezidans formlu sitelerimiz içinde oturunca kendimizi level atlamış gibi hissediyoruz.

Lacoste tişört, Iphone telefon bizler için modernliğin göstergesi.

Biz nerden aldık bu modernliği; Avrupa ve Amerika’nın sonradan geliştirdiği kapitalizm ile sıkı ilişkili modernizm kavramından aldık.

Keşke biraz daha erken davranıp antik yunan dan alsaydık. Kabul edin etmeyin çağdaşlığın ve modernliğin doğuşu antik yunanda başlar.

Aydınlanma, gericiliğe karşı koyma, yaşam biçiminden ziyade zihinleri çağdaşlaştırma ilmek ilmek dokumuşlar ilk yunanlar zaman zaman geleneksel bariyerlere takılıp çatışmışlar ama

M.Ö. nin yunanları gelişimlerini zaferle tamamlamışlar.

Batı medeniyetlerinin de modernliğin temelini antik yunan dan aldığı tüm ama tüm kaynaklarda yazar.

Süreç M.Ö. 27 yılında Yunanistan’ı Achea eyaleti olarak roma imparatorluğuna bağlanması ile başlamıştır.

O güne kadar sadece savaşa ve barbarlığa odaklı Roma, Bizans imparatorlukları yunan kültürü ile düşünebilmeyi sorgulayabilmeyi öğrendiler.

Ardından üzerine tuğlalar ekleyerek barbarlıklarını kısmen törpülediler.

Mimaride ve dahi birçok yaşam alanında modernliği hayata geçirdiler. Bugün içinde yıkandığımız küvetler, üzerinde yemek yediğimiz masalar onların bize mirasıdır.

Takvim yaprakları düştükçe imparatorlular yıkıldı, Avrupa’nın sınırları netleşti, ABD de meydana çıkınca modernizm de renk değiştirdi.

Sokak sokak gezip halkı bilinçlendirmek için yazıt, belge dağıtan yunan filozoflarının yerine “biz bu işten nasıl kâr elde ederiz” diye düşünen kurnaz bir ırk türedi.

Takdir edersiniz ki günümüzde filozof yok, olsa da ciddiye alan yok. Bill Gates’ler Elon Musk’lar var.

Gelelim bize her şeyi geriden takip eden bahtsız ülkeme. Neyse ki Atatürk biraz ucundan yakalamış.

Zihinde düşünce yapısında olamasa da yaşantıda, kılık kıyafette, zorla çağdaşlığı empoze etmiş.

Kendisine biat etmesem de yiğidi öldür hakkını yeme demişler.

Ne yazık ki biz ülke olarak üzerine tuğla koyamadık. Mimaride modernleştik, fiziki olarak modernleştik. El ile değil kaşıkla yemek yiyoruz.

Güneş gözlüğü takıyoruz, mayo giyiyoruz, erkeklerin resmi olarak haremi yok.

Falan filan. Ama zihinde modernleşemedik. Çünkü sosyalizm kapitalizme yenildi.

Dayatılan modernliğin olmazsa olmaz önceliği paradır, ekonomidir.

Ekonomin iyi ise sırtını arkaya yaslandığın anda başlıyorsun modernliği dış dünyana yansıtmaya. Modern bir sofra kültürü oluşturabilmen için bile para gereklidir.

Özellikle biz Kürtlerin, iç Anadolu halkının 20 yıl öncesine kadar tatil kültürü köye gitmekten ibaretti.

Artık öyle değil tatil kültürüne de ulaştık ama oda paranın mevcut olduğu kitleler için geçerli.

Modernliği hayatının her alanına taşıyanlar da bile, sağda solda crop giyen kız çocukları ayıplanıyor.

Daha zihinlerimiz modernleşmedi. Hâlâ kpss den 80 -90 alanın değil torpili olanın ataması yapılıyor.

Bir çiftin boşanması bize hâlâ korkunç geliyor. Hâlâ erkeklerimiz sahil kenarında bikinili kadınlara öküz gibi bakıyor.  Daha o kadar modernleşemedik.

Sanatla felsefe ile ilgilenen gençlerimize acıyarak bakıyoruz, boş işlerle uğraştığını düşünüyoruz.

Daha ayıplar, olmazlar, günahlar çemberinden çıkamamışız.

Bayramlar da seyranlarda aile bireyleri ile bir araya gelindiğinde “şunu şu kadara aldım, ekonomi çok kötü, boynundaki altın kolyeyi göstermeye çalışanlar,

siyasilerin kasetlerini konuşup kıkır kıkır gülmeler” den ziyade

dinler tarihini konuşacağımız, sorunların varlığı ile ilgili değil de çözümü ile ilgili beyin fırtınasının yapacağımız,

Lenin ile Stalin’in kıyaslamasını yapacağımız hangi görüşten olursa olsun kişilerin düşüncesine saygı duyacağımız reflekssiz dinleyebileceğimiz

Meta’nın değil mânâ’nın öne çıktığı günleri görürsek bileceğim ki zihinlerimizde modernleşti.

O günlere ömrüm yeter mi?

Ha birde nedenleri var doğunun doğusunun neden böylesine çağın gerisinde kalmış olmasının.

 Çekiç ile çakılı paslı düşünce yapımızdan kurtulamamızın yanı sıra; BIRAKMADILAR efendim bu konuda başka makalenin gündemi olsun.

Güneşli günler diliyorum.