Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

İSTİBDAT TAHAKKÜMDÜR, KEYFİ MUAMELEDİR VE KUVVETLİNİN YANINDADIR! (IV)

Evet, sevgili okurlar.

Bu yazımızda Said-i Nursi Hazretlerinin tarihi bazı vecizeli hitabelerinden bahsedeceğiz.

“Lemaat” isimli risaleden dikkat çekici, özellikle günümüz açısından dinimizin birer mihenk taşı gibi; anlam ve önem içeren ifadelerinden söz edeceğiz!..

Herkes bundan hissesini ve dersini almalıdır diyerek, söze girelim!.

Üç günden beri yazımıza başlık olarak kullandığımız, tarihten ve günümüzden bir çok örnekler getirerek dile getirmeye çalıştığımız "istibdadın" ne kadar kirli bir anlayış olduğuna hepimiz mütali olduk…

Ki dünkü sohbetimizde detaylandırmıştık "istibdadın" yıkıcı bir yönetim anlayışı içerdiğini!…

Çünkü, istibdat, bir tahakkümdür…

Zulüm aletidir…

Bu alet, her ne kadar bir silah olarak "yönetimler" tarafından "siyaset adıyla" tahakküm kurma adına kullanılıyorsa da o silahın namlusu, er ya da geç sabihini yok edecektir..

Çünkü o siyasette, zulüm var, keyfiyet var, hak ve hukuk tanımazlık var!..

Ne insanidir, ne vicdanidir, ne de İslam'idir..

Çünkü gerçek siyaset, İslam’a dayalı siyasettir..

Kur’anın hükümleri paralelinde yapılan siyaset; "millidir ve milli iradenin" hükmüne sahiptir!…

***

Bu minvalde, Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin tarihi bazı vecizelerine kulak verelim!..

“Menfaati esas tutan siyaset canavardır...”

Devam şöyle diyor Ustad…

"Menfaat üzere çarhı kurulmuş olan siyaset-i hazıra müfterisdir, canavardır.

Aç olan canavara karşı tahabbüp etsen, merhametini değil, iştihasını açarsın.

Sonra döner gelir; tırnağının, hem dişinin kirasını senden ister..”

* * *

İşte, bakınız sevgili dostlar.

Üstad ne güzel veciz ifadelerle çok kapsamlı manayı bir cümleden çıkarıyor.

Nitekim Üstad şu sözleriyle mevzuuyu daha bir detaylandırıyor…

“Zaman olur ki zıd, zıddını saklarmış.

Lisan-ı siyasette lâfz mânânın zıddıdır.

Adalet külâhını zulmün başına geçirmiş.

Hamiyet libasını, hıyanet ucuz giymiş.

Cihad ve hem ğazâya, (düşmanla savaşmaya) bağy (isyan, taşkınlık) ismi takılmış.

Esaret-i hayvanî, istibdad-ı şeytanî, hürriyet nam verilmiş.

Zıdlarda emsal olmuş, suretlerde tebâdül, isimlerde tekabül, makamlarda becâyiş-i mekânî.”

* * *

Demek ki; en gerçek mürşid ve kurtuluş reçetemiz; "İlim ve İmandır?"

Zaten, iki kavram "birbirinden" ayrılamaz..

Biri diğerisiz, olamaz!.. Olsa; denir ya "kör-topal" olur..

Bunun için de; o büyük Üstad bakınız ne diyor?

“Medeniyet sistemi bozuktu, hem muzırdı.

Tecrübe-i kat'iye bize bunu gösterdi.

Din hayatın hayatı, hem nuru, hem esası.

İhyâ-yı din ile olur şu milletin ihyâsı.

İslâm bunu anladı.

Başka dinin aksine, dinimize temessük derecesi nisbeten milletin terakkisi.

İhmali nisbetinde idi Milletin tedennîsi.

Tarihî bir hakikat; ondan olmuş tenâsi.

Dalâlet vehmidir, mevti dehşetlendirir.

Mevt, tebdil-i câmedir, ya tahvil-i mekândır.

Sicinden bostana çıkar.

Kim hayatı isterse şehadet istemeli.

Şehidin hayatına Kur'ân işaret eder.

Sekerâtı tatmamış, herbir şehid kendini..

Hayy biliyor, görüyor.

Lâkin yeni hayatı daha nezih buluyor.

Zanneder ki ölmemiş.

Meyyitlere nisbeti, dikkat et, şuna benzer:

İki adam rüyada lezâiz envâına câmi' güzel bahçede ikisi geziyorlar.

Biri rüya olduğunu bilir; lezzet almıyor.

Onu müferrah etmez; belki teessüf eder.

Öbürüsü biliyor ki âlem-i yakazadır (uyanma dünyası) ; hakikî lezzet alır, ona hakikî olur.

Rüya misalin zılli, misal ise berzahın zılli olmuştur.

Ondan, onların düsturları birbirine benziyor.”

* * *

Bakınız, sevgili okurlar.

Üstad Bediüzzaman bize ne güzel öğütler veriyor.

“İslâm Siyaseti Kendinden Çıkmalı, Başkasına Vasıta Olmamalı.

Fırkacılık, Kulüpleri Tevhid-i Kulûba Değil,Tefrik-i Kulûba Sebeptir.

İstanbul’un siyaseti, İspanyol nezlesi gibi, insana bulaşıyor; hem hezeyan devrini, ara sıra geçiriyor.

Bizans bir kafadır, fırkacılık cünunu. O, bizzat bire’sihîmüteharrik değildir, bilvasıta dönüyor.

Kulağına Avrupa, tenvim ile uyutup, telkin ile üflüyor.

Burada oyun başlıyor.

Madem oradan geliyor; ya menfidir, ya müspet.

Menfi ise, harf gibi, gayrınmenfaatine, delâleti ediyor, ihtiyâr selboluyor.

Niyeti tesir etmez.

Müspet ise benziyor, bir mana-i ismîye; bizzat eder nefsine, delâlet ve hem hizmet; sonra vasıta olur.

Buradaki ihtilâf, münharifen gidiyor; telâki noktası da, vatanda bulunmuyor, hatta kürede de olmuyor.”

İşte İslam dünyası da eğer kendi başına istiklalini İslamiyet’ten almazsa, istikbalini hiçbir zaman yakalayamaz.

En derin saygı ve sevgilerimle. 

Hayırlı cumalar…