Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

KALPSİZ VE RUHSUZ BİR DÜNYADAYIZ!? (II)

Evet, sevgili okurlar.

Dünkü yazımıza başlık olarak kullandığımız; “KALPSİZ VE RUHSUZ BİR DÜNYADAYIZ!?” ifadesi...

Pek tabi ki yazının muhtevasının detayına girersek, inceden inceye irdelersek, günümüzde yaşanmakta olan olaylar, bir bütün olarak kendini ele vermektedir...

Yani, ruhsuz bir dünya, işlevsiz bir hayat, amaçsız tüketilen bir zaman söz konusudur!..

Çünkü, toplumun günlük hayat akışları içerisinde yaşanmakta olan her şey, ama her şey; demokratik bir sisteme uygun değildir.

İnsan temel hak ve özgürlüğüne aykırıdır.

Yasalar ise; bir felaket!...

İster adalet olsun, ister ticaret olsun, ister tüm sosyal dengeleri koruyan yasalar olsun.

Zerre-i miskal, çözüm üretici değil..

Bilakis, sorun üreticidir!..

Ne yerlidir, ne de millidir?

Her şey ama her şey; “ithal” malıdır.

Kendi inancımız paralelinde oluşabilmiş, gelişebilmiş, milli iradeye dayalı herhangi bir ; “mevzuatımız” yok...

Herşey yabancı..

“İthal malı dedik ya!...

İşte gerçeklerimiz...

“Hukuk” sistemiz..

Yasalarımız tamamen; “Roma Hukukuyla” oluşa gelmiştir.

Yani Bizans İmparatorluğunun Ortaçağ cehaletinde kullandıkları kanunlar..

Nitekim, çok bayat olmakla beraber yüzyıl önce ülkemize ithal edilerek, uygulanmaktadır...

Ki hala da yürürlükte..

İşte bu yerli olmayan ithalat malı, ne gariptir ki “milli” imiş gibi gösterilmektedir...

Hala da, gösterilmeye çalışılıyor...

Keza ticari yasalarımız da İsviçre’den, ithaldir...

***

Sözün kısası, fazla da uzatmaya gerek yok..

Bizim ne milliliğimiz, ne de yerliliğimiz var?...

Millet olarak, devletimize bugünkü durumda acaba hakikaten “bağımsız bir devlet olarak” inanıyor muyuz?

Her şeyden evvel NATO’ya bağlıyız.

NATO ne derse, o şekilde yapıyoruz.

Nitekim, NATO’daki müttefiklerimiz de her zaman başımızın üzerine dikilip “Demoklesin” kılıcı gibi tehditler savuruyor.

Avrupa Birliğine bizi kabul etmiyorlar.

Bununla beraber NATO müttefikisiniz diyorlar.

En büyük müttefikimiz olan ABD’nin yaptığı karanlık ve kirli oyunlar tarih boyunca had safhadadır.

Terör örgütlerinin Türkiye’nin üzerine saldırmaları, yıllardan beri yüzlerce masum insanın kanını dökülmeleri, masum biricik askerlerimizin, polislerimizin şehit edilme potansiyeli zaten had safhadadır.

Ve tüm bu olumsuzlukların ve kirlenmenin kaynağı da müttefiklerimizden gelmektedir...

Yani ABD’den, İngiltere’den, Almanya’dan, Fransa’dan vs. vs.

Bakınız.

Mısır ile Yunanistan 'deniz yetki alanlarını sınırlandırma anlaşmasını' imzaladı.

Deneyimli kalem Abdurrahman Dilipak’ın dediği gibi;

“Yunanistan ile Mısır arasında imzalanan ‘Deniz Sınır Anlaşması’nın arkasında İngiltere de var, ABD de Fransa da İsrail de.

Rusya’yı da yazın bir kenara.

Rusya’nın batı ile Türkiye arasında bir denge oluşturması gerek. Yoksa onun da işi zor.

Rusya’yı Ukrayna, Belarus’da frenlemek lazım tabii. Bu ülkeler, Yunanistan’ı kullanarak Türkiye üzerinde baskı kurmaya çalışıyorlar.”

Zira “Görünen köy kılavuz istemez” örneğiyle yola çıkarsak...

Bugüne kadar bizim müttefik dediğimiz devletler, hiçbir zeminde bize sadakat göstermemişlerdir.

Bizi ve tüm İslam dünyasını sömürmeye çalışmışlar.

Ki hala da sömürüyorlar.

İçimize girmişler...

Bütünlüğümüzün varlığını da bölük pörçük etme teşebbüsünde olduklarını, kimse inkâr edemez.

Zira 40 yıldan beri içimizdeki terör odaklarının varlığı, bunun bir alametifarikasıdır.

Özellikle müttefikimiz ABD bunu çok destekliyor.

Lojistik cihetinde destekliyor hem de.

Suriye’deki YPG’yi destekliyor.

DEAŞ’ı destekliyor.

Hatta el altından Esed’in rejimini dahi destekliyor.

Yani, destekliyor da destekliyor.

***

Diyeceğim şu...

Sisi ile ittifak kuran Yunanistan’dan tutun da, ABD’ye kadar ...

Müttefiklerimiz diye ifade edilen ülkeler, her zaman için bize karşı bir komplo hazırlama, planı içerisindedirler..

Ve bu tehlike her daim kendisini gösteriyor..

Peki, ne yapmak lazım?

Bu soruya inandırıcı bir cevap gerekiyorsa; o da yeniden yüce dinimiz olan İslam’a sarılmakla mümkündür?..

Çünkü, yüzyıldan beri cumhursuz kurulan bir cumhuriyet, ne yazık ki içi boş kalmış, neredeyse havada sallanıyor.

Zira her on yılda bir darbelerin varlığı söz konusuysa da, bu da onun eseridir!.

Unutmayalım ki bu darbeler de yine müttefiklerimizin gammazlığından meydana geliyor.

15 Temmuz başarısız kanlı darbe girişiminin de gerçek yüzü araştırılırsa, o da NATO’ya bağlı müttefiklerimize dayanacağı aşikar olacaktır...

Onların, kaynak olduğu kanaatine varılır.

Her ne kadar FETÖ denilen bir nesne ön planda görünüyor ise de yine onun arka planı, ABD’nin CIA’i, İngilizlerin Lord Curzon’ları, Lawrence’ları, Siyonist haçlılardır vs. vs.

Ama Allah’a yüz binlerce şükürler olsun ki başaramadılar.

Milletimiz dimdik ayakta durdu ve kıyamete kadar da ayaktadır.

***

Sonuç itibariyle; “yerli ve milli” olmamız, “müttefiklerden” sürekli sile yememiz için, ne yapmalıyız?

Doğrusu, 18 yıldan beri devleti yöneten AK Parti yönetimi, bir şeyler yapmak istiyor...

Bir uğraş içerisinde...

Ki, Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın ciddiyeti tartışılmazdır!..

Ki, bu ciddi olmayan müttefiklerimize karşı Türkiye’yi bir yerlere kadar getirebilmiştir Erdoğan!...

Örneğin Ayasofya’nın açılışı her şeye bedeldir.

Ama, gel gör ki, Ak Partiye de “içten” yıkım operasyonu yapılmaktadır...

Çünkü, partiye hatta başkana yakın birçok oluşum ve birçok insan, başka yörüngelerde çalışıyorlar.

Diğer bir deyimle diyebiliriz ki; AK Partinin içini boşaltmak istiyorlar, temelini de dinamitliyorlar...

Eğer bugüne kadar, AK Parti ayakta durduysa da, bu da Başkan Erdoğan’ın sayesindedir.

Bundan sonra nereye gider bilinmez!...

Öncelikle ve ivedilikle “İstanbul Sözleşmesi” eğer Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından iptal edilip de tozlu raflara kaldırılmazsa, “ciddi” bir toplumsal kırılma yaşanır...

Ak Parti ile seçmen arasında, köprüler yıkılır...

Vatandaş partiye sıcak bakıp, bakmamayı sorgulamaya başlar..

Türkiye’de ne milli irade kalır, ne demokrasi diye bir şey kalır, ne de toplumsal bir bütünlük kalır...

Zaten toplumun en temel unsuru ailedir.

Zira “İstanbul Sözleşmesi” ailenin bütünlüğünü dinamitliyor...

Ki nice aileler dejenerasyona uğramışlardır.

Ahlaki çöküntülerle beraber birçok yönüyle toplum, gençliğiyle, mutlak bir cehalet içerisinde, kıvranıp duruyor...

İnançsızlık var, fersah fersah dinden uzaklaştırma şekli var.

Herşeye rağmen bu millet, AK Partinin devletin birçok kurum ve kuruluşlarında yapmış olduğu yanlışlıklara rağmen, her zaman Recep Tayyip Erdoğan’ın yanındadır.

Allah korusun.

Sayın Başkan olmazsa, Türkiye’nin hiçbir zaman ayakta durabileceğine inanmıyoruz.

En derin saygı ve sevgilerimle..