NOTLARDAKİ; “SİYASİ AKSİYONLAR!.?”
Geçen haftaya ilişkin aldığım, bazı notlar var.. Muhteva geniş yelpazede estirici!.. Siyaset arenasında yer alan bazı politikacılarımızın üretimlerine aldıkları had bildirici şamarları içeriyor! Biri mahkeme kararında diğeri sosyal medyada satır arası cümlede, ötekisi de o şehrin bilumum temsiliyet aldığı Kent konseyinde yediği tokat.. Bugünkü sohbette bu notlardaki tokatların ve o tokatların yarattığı yankıya bakmak istiyorum!..
***
ÖZDAĞ’A ŞEYH SAİD TOKADI?
İlk tokadı yiyen, Ümit Özdağ.. Yüzüne inen Yargı sillesi Erzurum Hınıs’tan geldi. Irkçı-faşizan izanıyla nam salan Özdağ, bir süre önce, Şeyh Said’e İslami camiada ve Kürtlerde infal yaratan bir beyanda bulanarak, hakaretlerde bulunmuştu.
***
Şeyh Said’e yönelik bu sözleri, mahkeme tarafından “kişinin hatırasına alenen hakaret” sayılarak 6 bin 500 TL’lik adli para cezasıyla, cezalandırıldı. Ne var ki, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ise ayrı bir garabet.. Ancak önem arz edici olan, ceza almasıdır!.
***
Kürt toplumunun ve İslamî camianın hafızasında çok özel bir yere sahip Şeyh Said’e yapılan bu futursuz çıkış, yargıdan yediği Osmanlı tokadıyla karşılık buldu. Özdağ’ın bu cezası, sadece bir para cezası değil; had bildirmedir.. Ki, aynı zamanda yıllardır süren tarih kavgasının yeni bir skoru!
***
CHP’DEKİ AHLAKİ(!) DURUŞ SİLLESİ?
CHP’nin içinde yankı bulan, şaplaka bakalım.. Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ile Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan arasında Suriye politikası üzerinden patlak veren tartışma!.. Sosyal medyada pik yaptı, boş konuşma ajan cümlesi!.. Çifte zirve!
***
Tanju Özcan’ın Stratfor belgelerine atıfla kullandığı “TR705” kodu ve ajan ithamı, partinin Suriye meselesindeki derin çatlaklarını da, bir kez daha gözler önüne serdi. CHP’nin bir kanadı vicdan ve onur üzerinden konuşurken, diğer kanadı boş konuşma diyerek aynı vicdanı yok sayıyor.
***
Doğrusunu isterseniz, CHP’deki sınıfsal kategorideki bu iç çatışmanın özü başka!.. Her ne kadar, partinin Suriye politikası üzerinden boca edilen ayrışma olsa da!.. Nihayeti, kendi içlerindeki ahlaki ve siyasi tutarlılık krizinin geldiği vahim noktayı gösteriyor… Denir ya, mızrak çuvala sığmaz!.. Beklenti o ki, hemşerimiz Tanrıkulu’nun bu azarın altında kalmamalı!..
***
İŞGALCİ” HA, YUHLAMASI!…
Devam ediyoruz haftaya dair, notların içeriğindeki siyasi tokat sahnelerine!.. Bu kez mekan Diyarbakır.. DEM Parti Milletvekili Serhat Eren, Kent Konseyi toplantısında Dicle Nehri ve Hevsel Bahçeleri’ndeki işgalleri eleştirirken işgalci kelimesini kullandı.
***
Salondaki esnaf ve işletmeciler ayağa kalktı, yuhalamalar yükseldi. Eren kürsüye dönüp özür diledi, yanlış anlaşıldığını söyledi; sözlerinin uyuşturucu ekimi yapanlara yönelik olduğunu belirtti. Ama o anın görüntüsü, o yuhalamalar, o gerginlik… Bir kelimenin nasıl da yangın çıkaran kıvılcıma dönüştüğü gerçeğini, ibret-i alem olarak gözler önüne serdi..
***
SORU SORMA ŞEKLİ.
AK Parti cephesinde de Diyarbakır’da başka bir gerilim, haber bültenlerine, sosyal medya sütunlarına yansıdı. Genel Başkan Yardımcısı Güler’in basın toplantısında gazetecilerin soru sorma biçimi üzerinden çıkan tartışma! Vücut bulan tablo, partinin yerel basına yaklaşımındaki kırılganlığı gösterdi. Soru sormak bile artık polemik konusu olabiliyorsa, iletişim kanallarının parti düzleminde, ne kadar daraldığını ortaya koyuyor..
***
“ŞOV YAPIYORLAR?”
Ve tabii ki Kobani yardımları meselesi… AK Parti Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu’nun “Bunlar şov yapıyorlar” cümlesi, yıllardır süren Kobani’ye yardım TIR’ları engellendi mi, engellenmedi mi tartışmasını yeniden körükleyerek, alevlendirdi.
***
Ensarioğlu, insani yardım görüntüsü altında siyasi bir manevra olduğunu söyledi.. DEM Partililer ise Kobani’ye yardım etmek bile engelleniyor diyerek tepki gösteriyor. Gerçek ne olursa olsun, bu tartışma iki şeyin altını çiziyor..
***
Birincisi, sınırın ötesindeki her mesele iç politikada hâlâ çok güçlü bir malzeme olarak kullanılıp, karşılık bulduğudur. İkincisi, insani yardım denilen şeyin bile nasıl kolaylıkla siyasi şova dönüştürülebildiği gerçeğini ifşa ediyor..
***
Tüketilen haftanın bize yansıttığı karşılıklı sillelerin vücut bulduğu resmin büyüklüğünün ortak noktası şu!.. Kimse kimseyi gerçekten önemsemediği gibi, dinlemiyor.. Vahim bir uzlaşmazlık var.. Herkes kendi haklılığını bağıra çağıra ilan ederken, karşı tarafı ya ajan ya işgalci ya da şovcu olmakla itham ediyor.
***
Ne yazık ki, biz de bu tokat sesleri arasında, hâlâ aynı soruların cevabını arıyoruz!.. Birbirimizi ne zaman gerçekten duyacağız? Bir kelimeyi yanlış anlamak bu kadar kolayken, barışın, birliğin, kardeşliğin, dayanışmanın ve aynı havayı soluyan fertlerin sağlık ve sıhhatını nasıl ikmale getireceğiz!?.. Belki de asıl tokat, bu sessiz sorulardır.
***
GÜNÜN SÖZÜ..
Seni değerli kılan, karşındakine gösterdiğin empatidir!…