ÇOOOK SERBEST PİYASA

Tarih boyunca ülkeler çeşitli ekonomik sistemler denemişler. Planlı ekonomi, karma ekonomi, komünizm ekonomisi, sosyalist ekonomi, en son kapitalizmde takılı kaldık.

Kapitalist ekonomide özel sektöre sınırsız yetki veriliyor, özel mülkiyet hakkı tanınıyor. Devlet birtakım yasal düzenlemelerin dışında ekonomiye müdahale etmiyor. Serbest piyasa ekonomisi baz alınıyor.

Günümüzde, dünyada yaklaşık 2.155 milyarder var, dünya nüfusunun % 60’ından fazlasına tekabül ediyor. Tüm dünyanın çalışıp büyük lokmayı bir grubun ağzına atması tekelcilik kavramını oluşturmuş.

Serbest piyasa özgürlük sağlar ilkesi zannımca koca bir yanıltmaca. Kapitalistler işçinin emek gücünü çok düşük ücretlerle (maaş karşılığı) satın alıyorlar. Örneğin komünizm ekonomisinde eşitlik vardır ama serbest piyasa ekonomisinde eşitsizlik vardır, kiminin çok kiminin az çalıştığı kontrolün kimde olduğunun belli olmadığı…

Serbest piyasanın üretimde rekabeti pekiştirdiği ileri sürülüyor, sanırım hırsıda pekiştiriyor.

Neden dünyanın yarısından fazlası serbest piyasa ekonomisini kullanıyor. Şöyle ki; A şahsı son model 500.000 liralık siyah bir araba almak istiyor, lakin parası 100.000 liralık beyaz arabaya yetiyor. Siyah aracı almak için daha çok çalışması gerektiğini düşünüyor veya kendi işini kurmanın yollarını arıyor. Daha çok mücadele. Firmalar içinde geçerli daha çok üretim, daha çok çalışma… Türkçesi, kendi rızanla modern kölelik.

Bazı dünya ülkeleri kapitalizmin başarısız olduğunu kabul etse de, elde yerini doldurabilecek sistem olmadığından, kötünün iyisine devam ediliyor. Türkiye serbest piyasaya Özal önderliğinde 24 Ocak kararları ile girdi, 1980’lerde.

Daha önce biraz devletçi-karma ekonomi modeli uygulanıyordu.

Son dönemler de enflasyonun maraton artışları gözleri yine kapitalist sistemin olumsuzluklarına çevirdi.

Gelelim küçük resme; bir dizi seti için kurulan Pazar tezgâhı toplanırken yere düşen sebze-meyveyi vatandaşlar yerden toplayıp evine götürüyorsa, kahvaltıda artık peynir değil peynirin altındaki kırıntılar alınmak zorunda kalınıyorsa… Devlet mazota indirim uyguluyor ama benzin istasyonları bunu halka yansıtmıyorsa, bazı çiftçiler mercimek, buğday gibi ürünleri hasat ettikten sonra ambarlarda saklayıp stokçuluk yapıyorsa, devlet konut faizini dibe çektiğini bildiriyor hemen akabinde (bazı) müteahhitler konut fiyatlarını dört katı arttırıyorsa… O ekonomiye devletin - iktidarın müdahale edip revize etmesi gerekir kanısındayım.

Bu arada hangi ekonomik sistem uygulanırsa uygulansın; kişilerin, Kobilerin, üreticilerin ahlak ve vicdanı önemli ölçüde rol oynuyor. Maalesef perakendeci tüketiciyi, toptancı perakendeciyi, üretici toptancıyı düşünmüyor. İşte tam da bu yüzden iktidardan denetçi, ekonomik yasal düzenlemeler bekliyoruz.

Ben ekonomist değilim, ancak halktan biri olarak bir merkezi planlamanın şart olduğunu, esnafa, perakendeciye vs. ticaret birimlerine denetçiliğin şart olduğunu ( tabi daha sonra o denetleyenlere de başka denetçi lazım gelir) görebiliyorum.

Fiyatlar dibe vursun buda deflasyona yol açsını savunmuyorum (ekonomik işleyişte ters orantı vardır bunu da bilmek lazım) fakat bir denge bir düzen… Ekonomide düşük gelirli vatandaşa göre optimizasyon yapılmalı.

Evet, Türkiye kağıt üzerinde resmi rakamlarla büyüyor görünüyor. Ama tabandaki halk bunu henüz hissetmedi.

Bizim sıfırdan anayasa düzeninden önce ekonomi çarkımızın düzenlenmesine ihtiyacımız var. Çünkü ekonomi güçlüyse halk mutludur, mutlu toplumda kolay kolay arıza çıkarmaz. Yığınlarca yasaya, hukuk boşluklarını doldurmaya da ihtiyaç azalır.

Ve tabi üretim, üretim, üretim! Üretimimizi artırmalıyız. Burada da görev sadece devlete mi düşüyor? _ Hayır!

Bizler yetilerimiz geliştirip, üretkenlik ruhumuzu ateşleyip, ağır sanayi mühendislerinin yapacağı işleri, yazılım ve teknolojik alanlardaki çalışmalara toplum bireyleri olarak baş koyarsak, dışa bağımlılığımızı azaltacak projeler geliştirip sunarsak devlet: “yook ben illa dışardan mal alacağım” demeyecektir.

Hayırlı iftarlar.