TEKNOLOJİNİN GETİRECEĞİ ZORUNLUKLAR

Teknoloji kavramına uzak ve yabancı bir toplum değiliz. Ama kötü huyları var teknolojinin sabit kalmıyor. Işık hızı ile ilerliyor. Bugün kullanımını öğrendiğiniz dijital bir kurulum 3 vade sonra işinizi görmüyor.

8 – 10 yıl önce ki programlar, donanımlar, ögeler, materyaller evrim geçirmiş gibi gözüküyor bu günlerde.

98/2000 yıllarının ağababası MS_DOS yerini grafik ara birimli işletim sistemlerine bırakmış.

Flash 5 isimli bir animasyon programı vardı dönemimizin kralıydı (2000’lerde) şimdilerde kimse yüzüne bakmıyor. Mavi ekranlı Pascal’ımız (yazılım programı) yerini yeni sürümlere devretmiş. Neyse terimsel konuşup ilgili olmayanları sıkmayalım.

 Anlatmak istediğim teknoloji uçuyor bizde onu takip etmek zorundayız, yeniçağa tutunmak istiyorsak.

Dijital devletlere giriş çağını pandemi zorunlu kıldı.

Teknolojik dokunuşlara en çok eğitim alanında mecbur kaldık. Ülke olarak hazırlıksız yakalanmıştık yine de online eğitim sistemi kurup faydalanmaya çalıştık.

       Aslında pandemi gelip kapımızı çalmasaydı da artık dijital bir dünya da yaşıyoruz, bir takım hazırlıkları oluşumları çoktan yapmamız gerekirdi.

Ünlü stratejist Abdullah Çiftçi’nin dediği gibi teknoloji sosyolojiyi değiştirir.

Teknolojide de biz yine dışa bağımlıyız, yabancı ülkelerin teknolojisini kullandığımıza göre sosyolojimiz de risk altında yani.

 Kendi içerik ve uygulamalarımızı, yerli donanım ve yazılımlarımızı bu ülkeye kazandırmalıyız. Yoksa özellikle eğitim biriminde iplerimiz Avrupa, Amerika firmalarının ellerine geçecek.

Nasıl ki tüm bilgisayarlarımız da Linux, Windows, MacOS kullanıyorsak ve bunlar bize ait yazılımlar değilse…

        Zoom kullanıldı ve kullanılıyor (pandemi süresince) oda Abd kaynaklı yazılım şirketine ait.

Kendi yazılımlarımızın olması şart… 

Bu arada Türk yazılımcıların geliştirdiği işletim sistemi olan PARDUS hak ettiği ilgiyi görmedi tamamen Türkçe olmasına rağmen.

Malum, alışkanlıklardan vazgeçmek zor Windows’tan kopamıyoruz. Hiç değilse devlet kurumlarında yerli işletim sistemini kullanmak zorunlu olsa. 

Devletin geçen yıl başlattığı “ 1 milyon yazılımcı- 1 milyon istihdam” projesi şimdiye kadar gördüğüm en gerekli projelerden biriydi. Tabi ki devlet ana da farkında teknolojik gelişmelere, yazılımlara ve dahi dijital cihazlara ülke olarak nasıl aç olduğumuzun.

    Elon Musk’ın araştırma ve çalışmalarını biraz takip edersek akıl dışı gelecektir. Örneğin kendi şirketi olan Neuralink’te beyinler arası iletişim, insan beynini yapay zekaya entegre edip hafıza aktarım çalışmaları gibi gibi…

Bu durumlar yakın gelecekte gerçekleşecek. Diğer Avrupa şirketleri de artık teknolojinin gücüyle, insanları nasıl hayatımızdan çıkarırız diye düşünüyorlar sanki.

 Hadi olası savaşlarda insansız hava araçlarını belleğimize kabul ettirdik, şimdi otomobilleri de insansız çalışabilecek düzeyde tasarlamanın peşindeler.

Varmak istediğim nokta yazılımları, donanımları, aletleri siber güçlerini dünyaya kanıtladılar ve level atlaya atlaya bir hal oldular.

Şu an girdik, giriyoruz, girmekte olacağımız yeni dünya düzeninde elimizi, elbirliğiyle çabuk tutup teknolojiye gereken önemi vermemiz gerekiyor.

 Uçak, silah, robot (bunların hepsi yazılımla harekete geçiyor) teknolojilerinin gerisinde kalmak ülkemiz için bir son olabilir.

       Tarih tekerrür eder. Osmanlı nasıl ki sanayi devriminden sonra geride kalıp imparatorluk sahnesinden çekilmek zorunda kaldıysa teknoloji de ilerleyemezsek sonumuz Allah korusun yine aynıdır.

Sevgili okurlar bizden geçti diyorsanız, çocuklarınızı gençlerinizi; robotik kodlama ve yazılım öğreten kurslara, bilgisayar destekli okullara gönderin dijital alanlara yönlendirip gelişmelerini sağlayın.

Gelecek nesillerin iyiliği adına.

Kitap önerisi:

Yakup Kadri Karaosmanoğlu - Yaban