Görüş Bildir

Davutoğlu: MHP'yle ittifak partimize zarar verdi

Davutoğlu: MHP'yle ittifak partimize zarar verdi

Eski Başbakanlardan Ahmet Davutoğlu, "Seçim sonuçları, ittifak siyasetinin hem oy oranı hem de parti kimliği açısından partimize zarar verdiğini ortaya koymuştur. Partimiz, hedeflerine ulaşamamış, yönettiği bir çok belediyeyi kaybetmiştir." dedi.

Eski Başbakanlardan Ahmet Davutoğlu, 31 Mart seçim sonuçları ve içinde bulunulan siyasi şartlara ilişkin bazı tespit ve tavsiyelerde bulundu.

Sosyal medya hesabı üzerinden bu tespit ve tavsiyelerini paylaşan Davutoğlu, seçim sonuçlarının, ittifak siyasetinin hem oy oranı hem de parti kimliği açısından AK Parti'ye zarar verdiğini ortaya koyduğuna dikkat çekti. Davutoğlu,31 Mart seçimleri ve ardından yaşananlar ile birlikte ortaya çıkan toplumsal ve siyasal tablonun AK Parti'nin ve Türkiye'nin geleceği ile ilgili kamuoyuna açık, şeffaf ve sağduyulu bir muhasebenin yapılmasını gerekli kıldığını ifade etti.

SEÇİM SONUÇLARI

İstanbul ve Ankara büyükşehir belediye başkanlıklarında alınan sonuç olmak üzere, AK Parti'nin toplumsal desteğinde görülen azalma gerçeğiyle yüzleşmek ve bunu sağduyulu bir şekilde değerlendirmek durumunda olduğunu savunan Davutoğlu, "tutarlı bir ilkeler ve değerler manzumesi", "değerler manzumesinin ruhu ile uyumlu bir söylem", "toplumun her kesimine açık bir sosyal ilişkiler ağı", "bu ağı etkin bir şekilde yöneten sağlam bir teşkilat yapısı" ve "zamanın ruhuna uygun politikalar" gibi temel özelliklerde ciddi bir zaafiyetin yaygınlaştığını öne sürdü.

Davutoğlu, son yıllarda AK Parti'nin insan-odaklı, insan haklarına dayalı, özgürlükçü, reformcu, kuşatıcı, kendinden ve geleceğinden emin siyasi söyleminin yerini devletçi, güvenlikçi, statükocu ve salt beka endişelerine dayalı bir söylem aldığı görüşünde bulundu.

Toplumsal kapsayıcılık ve ilişkiler ağında da ciddi bir daralma yaşandığının gözlendiğini aktaran Davutoğlu, AK Parti'nin her açıdan bir yenilenme ihtiyacı içinde olduğunu vurguladı. FETÖ ile tavizsiz verilmesi gereken mücadelede farklı kişilere farklı kriterler uygulanmasının, yürütülen mücadeleye zarar verdiğini belirten Davutoğlu, Türkiye’nin sivil ve bütüncül bir anayasa ihtiyacının olduğunu; yeni sistemin milletin beklentilerini karşılamadığını savundu.

SİYASİ FARKLILIKLAR

Davutoğlu, farklı görüş beyanının "terörle özdeşleştirilmesi" ve siyasi farklılıkların ihanetle anılır hale gelmesinin hem milli birliğe zarar vermekte hem de kriz dönemi algısının süreklilik kazanması üzerinden demokrasiye, siyasete ve ekonomik hayata büyük darbe vurduğunu kaydetti.

Ekonomide sağlanan göz kamaştırıcı başarının temelinde güven duygusunun yeniden tesis edilmesi yattığını vurgulayan Davutoğlu, bugün ne yazık ki bu alanda da geçmiş dönemde ulaşılan seviyenin çok altında olunduğuna işaret etti.

Yaşanan ekonomik krizin, varlığını inkâr ederek yönetilemeyeceğini ifade eden Davutoğlu, topluma güven verebilmek için önce ekonomi yönetiminde özgüvene ihtiyaç olduğunu kaydetti.

Eski Başbakanlardan Davutoğlu'nun 31 Mart seçim sonuçları ve içinde bulunulan siyasi şartlara ilişkin paylaştığı tespit ve tavsiyelerin tamamı şöyle:

TESPİT EDİLEN SONUÇ

İnsanlık tarihinin en yoğun dönüşümlerinin yaşandığı, toplumlar arası iletişim ve etkileşimin olağanüstü bir hız kazandığı, büyük imkanların ve risklerin aynı ölçüde ve eşzamanlı olarak devreye girebildiği bir tarihi sürecin içinden geçiyoruz. Zamanın ruhu tarihi akışın ivme kazanmış olmasıdır. Önümüzdeki dönemde temel farklılaşma zamanın ruhunu kavrayarak bu ivmeyi yönetenler ile zamanın ruhundan koparak bu akışın içinde sürüklenenler arasında ortaya çıkacaktır. Kendi iç gerilimlerini aşarak tutarlı bir yaklaşım ile zamanın ruhuna uygun bir vizyon belirleyen ülkeler önümüzdeki on yılları hatta asırları belirleyecek bir güce kavuşurken, kendi kısır iç gerilimleri içinde enerjilerini tüketen ülkeler tarihin edilgen unsurları haline dönüşeceklerdir. Son dönemde ulusal, bölgesel ve uluslararası düzlemlerde yaşanan krizler tarihin rahmindeki doğum sancılarıdır.

İkibinli yılların başında partimizin zamanın ruhunu ve milletin değerlerini kavrayan bir vizyonla iktidara gelmesi ile birlikte özgüvenimizi tahkim eden bir demokratikleşme, yükselen bir ekonomik kalkınma grafiği ve dünyanın her köşesine yayılan bir uluslararası etkinlik kazanan ülkemiz tarihi akışın ivmesini yakalayan bir performans göstermişti. Ancak, 2013 yılında Gezi olayları ile başlayan, 17/25 Aralık komploları ile devam eden, çukur eylemleri ile tehlikeli boyutlara ulaşan ve nihayet 15 Temmuz hain darbe girişimi ile zirveye çıkan iç gerilimler ülkemizi vizyoner ve atılımcı pozisyondan reaksiyoner ve savunmacı bir pozisyona sürüklemiştir.

Bütün bu süreci yönetebilecek yegane siyasi aktör konumunda olan partimizin de bu komplo süreçlerinde öncü rol oynamış bazı odakların milli iradeyi hiçe sayan tahrik ve manipülasyonları ile enerjisini kendi içinde tüketmeye başlaması hem iç ahengimizi sarsmış hem de vizyon üretme ve uygulama kapasitemizi daraltmıştır.

TERİHİ BİR EŞİKTE BULUNUYORUZ

Bugün kritik bir tarihi eşikte bulunuyoruz. Son üç yıl içinde yaşanılan kritik süreçlerde ülkemiz ve partimizle ilgili değerlendirmelerimi ve endişelerimi Sayın Cumhurbaşkanımıza doğrudan sözlü ve yazılı olarak iletmiş, ancak farklı çevreler tarafından art niyetli tartışmalara gerekçe kılınmaması adına kamuoyu ile paylaşmamayı tercih etmiştim. 31 Mart seçimleri ve ardından yaşananlar ile birlikte ortaya çıkan toplumsal ve siyasal tablo partimizin ve ülkemizin geleceği ile ilgili kamuoyuna açık, şeffaf ve sağduyulu bir muhasebenin yapılmasını gerekli kılmıştır. AK Parti’nin 2. Genel Başkanı ve ülkemizin halk tarafından seçilmiş son Başbakanı olarak bu sorumluluk bilinci ile TBMM’mizin kuruluşunun 99. Yıldönümü arifesinde görüşlerimi aziz milletimizle paylaşmayı kaçınılmaz bir görev addediyorum.

31 Mart seçimleri basiret ve sağduyuyla incelememiz gereken önemli sonuçlar doğurmuş, dikkate almamız gereken önemli mesajlar vermiştir. Partimizin ve ülkemizin geleceği için bu mesajların doğru anlaşılması ve gereğinin yapılması büyük bir önem arz etmektedir. Milletimizin tercihlerindeki değişikliklerden gerekli mesajlar çıkarılmaz, atılması gereken adımlar kararlılıkla atılmaz ise hem AK Parti olarak bizleri hem de ülkemizi zor bir dönem beklemektedir. Bu çerçevede, başta hareketimizin kitleselleşerek iktidara yürümesinin önemli sembolleri olan ve çeyrek asırdır kadrolarımızın yönetiminde bulunan İstanbul ve Ankara büyükşehir belediye başkanlıklarında alınan sonuç olmak üzere, partimizin toplumsal desteğinde görülen azalma gerçeğiyle yüzleşmek ve bunu sağduyulu bir şekilde değerlendirmek durumundayız.

AK PARTİNİN SİYASİ ŞARTLARI

Her şeyden önce tekrar hatırlamak zorundayız ki AK Parti konjonktürel siyasi şartlarda ortaya çıkmış nevzuhur bir siyasi oluşum değildir. Aksine, nesillerin birbirine aktararak getirdiği alın ve zihin terinin, zor şartları aşa aşa oluşan anonim bir birikimin milletle ve tarihle buluşmasının eseridir. Bu nedenledir ki varoluş gerekçesi ve geleceği herhangi bir faninin, sınırlı bir toplumsal kesimin, bir ekonomik çıkar grubunun hatta tek bir neslin kaderine, tercihlerine ve takdirine bağlı değildir ve olmamalıdır. Geriye doğru derinliğine gidildiğinde geçmiş nesillerin emeği, ileriye doğru bakıldığında gelecek nesillerin umutları üzerinde yükselen bu hareket ikbal hesaplarına, gittikçe kabaran egolara ve kısır çekişmelere kurban edilmemelidir.

Hepimiz partimizin yükseldiği zemini tahkim eden geçmiş nesillere ve bugününü omuzlarda taşıyan isimsiz kahramanlara çok şey borçluyuz. Genel Başkan olarak yürüttüğüm 7 Haziran ve 1 Kasım 2015’teki iki genel seçim kampanyasında bu isimsiz kahramanların vefakar yüzlerinde bu büyük mirasın derinliğini görme şerefine nail olmuştum. Şu an bile yağmur altında coşkulu bir şekilde saatlerce meydanı dolduran İzmir Bergamalı kadınlar, Sur’da hain terör örgütünün kazdığı çukurlara karşı verdiğimiz mücadele sürerken Ulu Cami önünde beni bir miting kalabalığı ile karşılayıp kucaklayan yiğit Diyarbakırlılar, Sancaktepe’de mitingimizde ellerini göğe doğru kaldırarak dua eden yaşlı İstanbullu amcalar, bir gece karanlığında Karadeniz’in coşkusunu meydana taşıyan muhabbet yüklü Trabzonlular ve beni 7 Haziran’daki hüzünde de 1 Kasım’daki coşkuda da vakarla Ankara’ya uğurlayan aziz Konyalılar ve 81 ilde beni kucaklayan ülkemin vefakar insanları gözlerimin önündedir.

AĞIR BİR SORUMLULUK

Elde edilen her başarıyı, makamı ve mevkiyi hasbi fedakarlıklarla önümüzü açmak için her türlü çileye katlanan geçmiş nesillere, her seçimde cansiperane çalışan bu isimsiz kahramanlara ve onları heyecanla örgütleyen teşkilatlarımıza borçluyuz. Bu satırları yazarken dahi bu borçluluk duygusundan kaynaklanan ağır sorumluluğun yükünü omuzlarımda hissediyorum. Bu bağlamda partimizin ve ülkemizin geleceği ile ilgili tespitlerimi milletimizin derin vicdanına arz ediyorum.




Etiketler: |