BU MEVCUT DÜZEN, ÜLKEYİ NEREYE GÖTÜRÜYOR?! (III)

Maalesef, bir meçhule doğru gidiyoruz!.. Hep dua ediyoruz; Allah sonumuzu hayreylesin diye!!.. Önceki gün ve dün bu minvalde, ülkenin ve toplumun geldiği noktayı sorgulamış ve sizlere dilimizin döndüğü kadarıyla neler yapılması gerektiğini de izah etmeye çalışmıştık...

***

Tabi, Nisa suresinin, 65. Ayet-i Celilesinin mealini de ders-i ibret noktasında, sohbetimize nakşetmiştik… Bir kez daha ayet-i kerimenin mealini sizlere aktarmak istiyorum... Çünkü inanan bir toplum ve bireyler olarak, kendimizi çok yönlü şekilde, “ayetin ışığında” gözden geçirmemiz gerekir…

***

Ki Ayet, lafzıyla, manasıyla, orijinalliğiyle Allahû Teâlâ’nın kelamıdır… Allah ne diyorsa öyledir... İnsanoğlu da, yaşamının tüm aşamalarını, A’dan Z’ye kadar, ona göre dizayn etmeli, kendini oto kontrole almalıdır…

***

Kur’an diyor ki;

“Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.”

***

Hiç kuşkusuz ki, Kur’an-ı Kerim, kainatın tek efendisi Hz. Muhammed (S.A.V)’in vahiy yoluyla kalbi üzerine inmiştir... Her harfi inci tanesi gibi, değerlidir..  Kur’an 6660 Ayetten ibarettir.. Muhtevası, 114 sureden oluşmaktadır..

***

Bakınız Kur’an “Fatiha” suresinin başından tutun da “Nas” suresinin son ayeti olan “Minel cenneti vel nas’a” kadar… Tüm müştemilatıyla, beşeriyete getirdiği en büyük kazanımların başında, “üstün ahlak seviyesi ve terbiyesi” gelmektedir… Hakkı, hukuku, adaleti, eşitliği, medeniyeti içeren Kur’an inanan bir toplum için, günümüz deyimiyle “Anayasal bir nizamnamedir?”.. Ki bu, hem fani dünya için, hem de ebedi dünya için, “hakikatin yol göstericisidir?”..

***

Hal bu iken Kur’an’a ters düşmek, Kur’an ayetleriyle, hükümleriyle amel etmemek veya ona inanmamak gibi bir gafletin ve dalaletin içerisine girmek, en büyük küfürdür… Kaldı ki o küfrün cezasını Yüce Allah yine Kur’an-ı Kerim’de açıkça buyurmaktadır... O da, “cehennemin en derin çukurlarıdır?”..

***

Demek ki laf edebiyatlığına, şu veya bu gibi içi boş sözcüklerle, beşeriyetin Kur’an’la uyuşmayan sistem ve yöntemleriyle bir yere varılamayacağı gibi, bireyden topluma tüm kesimler, huzuru, güveni ve istikrarı bulması, mümkün değildir! O hâlde Kur’an ne diyorsa kesinlikle onunla hemhal olunmalıdır…

***

Bakınız, Kur’an-ı Kerim’in Mâide suresinin 90. Ayeti bize nasıl da sesleniyor?!.. Ki bu ayet arş-ı âlâdan beşeriyetin insanlığı için, şeref ve haysiyetini korumak için, kişiliğin üstün seviyesini ayaklar altına düşürmemek için tüm inananları uyarmaktadır…

***

“Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.”

Bu ayet böyle emrediyor ve insanları uyarıyor. Kur’an’la hiçbir zaman ve hiçbir yerde, ters düşülmemesi gerektiğini söylüyor...

***

Allahû Teâlâ dan gelen bu ilahi hükümlere, insanlar niye inanmıyor? İnanıyorsa o zaman niye ısrarla içkiye dalıyor, kumara dalıyor, ailesini dağıtıyor. Demek ki inanıyor ama o inanış “ihlas ve samimiyet” içermiyor... Çünkü, Kur’an terbiyesine ulaşmış değil..

***

Onun için de Kur’an diyor ki benim terbiyeme ulaş… Kur’an terbiyesi ilahi bir terbiyedir. Bu ilahi terbiye Hz. Muhammed (S.A.V)’in kalbine vahiy yoluyla gelmiştir. Tüm Müslümanların da bu terbiyeyi muhafaza etmesi lazım.  Bu itibarla Kur’an’a sarılmamız gerekiyor.

***

Âl-i İmran suresinin 103. Ayetine bir bakalım... Ki, defalarca buraya nakşedip, sizlere aktardık… “Va’tesimû bihabli(A)llâhi cemî’an velâ teferrakû”

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin.”

***

Netice itibariyle, Kur’an’a sımsıkı sarılmamız gerekiyor. Aksi halde bela, musibet, pisliklerden kendimizi kurtaramayız. Çünkü, Kur’an rehberimizdir. Ki, tüm beşeriyetin rehberidir. Ona inananlar elbette ki inanıyorlar ve kendine çekiyorlar. İnanmayanlar, Kur’an’la ters düşenlerdir. Ters düşen bir toplum, Allah’ın gazabından kendini kurtaramaz.  Onun için, gaflet ve dalalet uykusundan uyanmamız lazım... Mevcut hal, hiç de iyi bir hal değildir…

* * *

Bakınız, Bediüzzaman Hazretleri Kur’an’a sarılmak için tüm İslam dünyasına nasıl da sesleniyor... İki gün önce de buradan neşretmiştik... Tekraren paylaşmakta fayda görüyorum... Çünkü inanan herkesin kendini sorgulamasının zamanı gelmiştir…

***

Ne diyor Üstad Bediüzzaman Hazretleri?

“Ey âlem-i İslâm! Uyan, Kur’ân’a sarıl, İslâmiyete maddî ve mânevî bütün varlığınla müteveccih ol!

Ve Ey Kur’ân’a bin yıllık tarihinin şehadetiyle hâdim olan ve İslâmiyet nurunun zemin yüzünde nâşiri bulunan yüksek ecdadın evlâdı! Kur’ân’a yönel ve onu anlamaya, okumaya ve onu anlatacak, onun bu zamanda bir mu’cize-i mânevîsi olan Nur Risalelerini mütalâa etmeye çalış. Lisanın, Kur’ân’ın âyetlerini âleme duyururken, hal ve etvar ve ahlâkın da onun mânâsını neşretsin; lisan-ı hâlinle de Kur’ân’ı oku. O zaman sen, dünyanın efendisi, âlemin reisi ve insaniyetin vasıta-i saadeti olursun.

Ey asırlardan beri Kur’ân’ın bayraktarlığı vazifesiyle cihanda en mukaddes ve muhterem bir mevki-i muallâyı ihraz etmiş olan ecdadın evlât ve torunları! Uyanınız! Âlem-i İslâmın fecr-i sâdıkında gaflette bulunmak, kat’iyen akıl kârı değil! Yine âlem-i İslâmın intibahında rehber olmak, arkadaş, kardeş olmak için Kur’ân’ın ve imanın nuruyla münevver olarak İslâmiyetin terbiyesiyle tekemmül edip hakikî medeniyet-i insaniye ve terakki olan medeniyet-i İslâmiyeye sarılmak ve onu, hal ve harekâtında kendine rehber eylemek lâzımdır.”

***

Demek ki, mevcut hal-i durumumuza karşı uyanmamız lazım... Ve tabi ki çevremizi de uyandırmamız lazım… Tüm yakınlarımız eş dostlarımızı da uyarmamız lazım. Bizim tek kurtuluş reçetemiz, Kur’an’ın o üstün ahlakıyla, ahlaklanmamız lazım...

En derin saygı ve sevgilerimle.

Hayırlı Cumalar...