Görüş Bildir

KALEMİN DİLİ

EEYY, EBEVEYNLER..

Bi sakin olun.. Bi relaks deyin.. Nefes alın.. Zihninizdeki; "yoğunluğu" boşaltın..

Haftasonu…

Bugün ve yarın, büyük bir sınav var.. O'nun için; gün ortasına kadar "sükut" kalın…

Sessizlik!!!..

Trafiğe de çıkmayın.. Ki zorunlu olmadıkça.. Hayat akışı; "öğrencilere" bırakılsın..

Siz, ebeveynler, biraz buraya, odaklanın..

Ne, YKS sınavına takılın..

Ne de, Ortaöğretim sınavı..

Ne, okula başlama evresi…

Önem arz edici olan "çocuklarınızın büyüme" sürecindeki, tavrınız!…

Yetişkinliği de..

Hayata dair beklentileri de..

Doğru ile yanlışı da…

Yani, "çocuğunuzun" karakteri, "sizin söylem ve eyleminizdeki" tavıra bağlı olduğunu bilmeniz gerekir…

Bilin ki…

O tavır salihse; "çocuk salih" büyür..

O tavır salih değilse "çocuk" şeytani düşünür..

***

Bir kaç not, aktarayım!…

Hekim dostun katkısıyla, sizlere aktarmak istiyorum!!…

Ana ilkeniz; "çocuğunuzu" dinlemeyi bilmenizdir..

Dinleyeceksiniz.. Ama gerçekten, dinleyeceksiniz…

Büyüme evreniz..

Yaşam koşullarınız…

En önemlisi, kendi plan, tercih ve hayata dair beklentilerinizi "empoze" etmekten kaçının!…

Dikte edip, "hayalimdi" demeyin…

Onu dinleyin, onun tercihine, hayallerine, beklentilerine, planlarına "kulak" verin..

İtici olmayın.. Saygıyla, karşılık verin.. Eksileri de, artıları da; "gerçekçilikle" anlayabileceği dil ve üslupla aktarın!!!…

***

İlgi ve tutku, önemlidir!… Çocuğun "hayat" rotası ve büyüme merdivenleridir..

Siz; "bu çıkışta, yolculukta" yanında olun.. Yalnız bırakmayın… Limanın gövdesi; "inançtır".. Ki o da dini eğitimdir..

Allah'ı tanımasıdır..

Kur'an-ı okuyup, öğrenmesidir..

Peygamberini bilmesidir..

Ve bu yolda; "kendisine" rehber ve harita çizmesidir… Denir ya; "ağaç yaşken eğilir?"..

Bakınız, okullar dün itibariyle eğitim ve öğretime kapandı..

Yani, 18 milyon öğrenci, yaz tatiline girdi..

Hangi veli..

Hangi ebeveyn çocuğunun elinden tutup, hadi evladım "dini öğren, kur'an- eğitimini" al diyor..

Ya da diyebilecek, düşüncede..

Yüzde 99'u Müslüman bir ülke diye tanımlanan, Türkiyemizde bu düşünce ne yazık ki, düşük bir yüzdede..

Ama, vebali büyüktür..

Özellikle, "dini eğitim ve öğretim" açısından..

Eğer ki, bu tutkuyu "geliştirebilirseniz… Ve destek veren bir fikriyatla, konuşursanız!..

Fikriyle, inancıyla, dünya felsefesi birbirini; "sorgulayan" mutluluk ortamı yaratır.

Doğru düşünen olur..

Bu hissi alan her çocuk "mutluluk" kadar, başarıyı da yakalar..

Mutsuz bir doktor mu?

Mutlu bir müzisyen mi?

Hayat, huzur, mutluluk ve sevgi üzerine kurguluysa, ki öyledir.. O zaman; "çocuğun mutluluk" duygusu, inancıyla önem kazanır!..

***

Günümüz açısından, klişeleşmiş, bir ifade var.. Ekseriyetiyle, annelerden yükselen bir çığlıktır…

Kız ya da erkek çocuğu açısından..

"Psikolojik" sömürü, geliştirme metodu!...

"Suçlu ve borçlu" hissi oluşturmak..

"Saçımı senin için süpürge yaptım..

Yazıklar olsun, emeğimin karşılığı bu muydu?" diyerek, sorgulama yapmak!

Bu gibi ifadelerde "kısırlaştırıcı" bir ruhla suçlu ve borçlu, pozisyonuna, çocuğunuzu getirmeyin..

Yoksa, gelecek ilk tepki, "bu dünyaya gelmeyi ben istemedim ki, siz istediniz?" olur..

Ve bu "ip kopma" hali, aile ile çocuk arasındaki bağları, "kesintiye" alır…

Zedeler…

Uzaklaşır..

Ve kötülüklerin, yalnızlıkların, başkaların "kulvarında" yanlışları, sahiplenmeye başlar!!…

O da, "sokaktaki kötülükler" zinciri olarak, birden karşınıza dikilir..

***

Düşük bir saygı…Duygusal ilişkileri tar-u mar eder!.. Karar vermede; zayıf kılar… Depresyon yaratır…

Davranışsal ve duygusal, dağınıklığa neden olur…

Birey olabilmeden kaçınır..

Yani zihin ve duygu kaybına kapılmış; şizofrenik hali yaşamaya başlar!..

Onun için, elinizden geldiğince çocuğa maddi ve manevi desteği "akıl, izan ve fikir" üzerine verin.

Manevi desteğin çoğu zaman maddi destekten daha değerli olduğunu bilmeniz gerekir…

Hele ki çağımızdaki ebeveynler bunu kulağa küpe yapmalı!..

***

Unutmayın…

Her çocuğun bir mizacı vardır.

Onu değiştirmeye çalışmak yerine anlamaya çalışın.. Neden o mizaç?

Karakterine ve seçimlerine saygı gösterin, ama kontrolsüz  bırakmayın!…

Dikte etmeyi değil, anlayabilme noktasında, istişare geliştirin...

Her zaman doğruyu bilemez…

Ama sınırlara ve kurallara ihtiyacı gerekli..

Ki olmalıdır..

En önemli nokta,  güvenli bir ilişki içinde olmasıdır…

Bunu sevgi, iletişim ve birey temsiliyeti anlayışıyla yapmanız gerekir…

***

Eğer ki bunlar sağlanabilirse..

Eğer ki, "doğru bir din eğitimine" vaki ise..

Eğer ki, eğitim ve öğretimi, toplumsal değerlerle örtüşense…

İşte o zaman gerçek bir güven ortamı, çocuğunuz ve gelecek nesil için sağlanmış olunur..

Çünkü, ailenin sağladığı güvenli liman, "çocuğun hayatta" güçlü durmasının, limanıdır..

Temelidir..

Örülen duvarların, kolonları gibidir; o sağlam durdukça sarsılmazdır!!…

***

BİREY NASİHATI!…

*Bize aktarılan bilgi eğer internet gibi sanal bir ortam üzerinden dağıtılıyorsa, o bilgiyi şüpheli sınıfında değerlendirmeliyiz.

*Bize aktarılan bilgi eğer kişiden aktarma geliyorsa, şüphelendiğimiz yerlerin kaynağını mutlaka sormalı, kendimiz kaynaktan sağlamasını yapmalıyız.

*Bize aktarılan bilgi eğer yazılı eserden ediniliyorsa, şüphelerimizi gidermek için aynı konuyu bir kaç kaynaktan daha araştırmalıyız.

Eğer okumuyorsak, bilgimiz gerçek ve muteber değildir.

Eğer çeşitli kaynaktan bilginin sağlamasını sağlamıyorsak, tembeliz ve eksik bilgiliyiz.

Eğer elimizde imkan varken, bilginin orjinal ve yasal belgesini gün ışığına çıkarmıyorsak art niyetliyiz.

Beslendiğimiz kaynak, aynı alanda çalışan kişiler ile karşılaşmaktan kaçınıyorsa, çatışıyor ve söylemlerinde hakaret ediyorsa; bilelim ki beslenmiyoruz.

Zehirleniyoruz!

Toplumun diğer kesimine karşı, içmizde hasmane duygular oluşturuluyor ve düşman ediliyoruz.

Önce politize ediliyor sonra kışkırtılıyoruz.

Seçimlerimizde özgürüz.

Seçimlerimizden sorumluyuz.

Beynimiz, masallara gerçeklerden daha fazla inanmaya eğilimli.

Bu hatamızı faydalanılmış bir eğitim ile düzeltebiliriz.

Bir siyasi kimlik, bir siyasi şahıs, bir ideoloji, bir makam uğruna; toplumumuzda çatlak oluşturmak şüphesiz cehalet, ahlaksızlık ve bencilliğe delildir.

***

EY OĞUL…

Bir neslin kaderi; "o nesli" yetiştiren yönetimlerin elindedir…

Ki en büyük yetiştirici de; ailedir..

Sonra eğitim kurumudur..

Bilahare yaşadığı çevredir..

Ülke yönetimidir.. Urfi liderinin, kendine biçtiği rolün, çevresel etkisidir..

Sokaktır.. Pek tabi ki, işyeridir.. Çalışma ortamıdır…

Diğer bir nokta ise; yeni bir nesle yelken açarken "kurduğu" aile temelidir..

Kişi için, bireysel "sorumluluk..

O bireye dair, fikrimizi yukarıda aktardık..

Ama, idare..  Yani ülke yönetimindeki, zevat için...

İşte bu konuda, Şeyh Edibali, oğlu Osman Gazi'ye verdiği öğüt, büyük örnek teşkil etmektedir..

"Ey oğul" diye başlayan, her kelimesi altın değerinde, öğütler içeren bir manzume!..

Hayat, rotası gibi!.. Ne diyor; Şeyh Edibali…

***

Ey oğul… Artık Bey'sin!

Bundan sonra öfke bize, uysallık sana.  Güceniklik bize, gönül almak sana.  Suçlamak bize, katlanmak sana.

Acizlik bize, hoş görmek sana.  Anlaşmazlıklar bize, adalet sana.  Haksızlık bize, bağışlamak sana...

Ey oğul… Sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz.

Şunu da unutma;  insanı yaşat ki devlet yaşasın.

Ey oğul… İşin ağır, işin çetin, gücün kula bağlı.

Allah yardımcın olsun... 

Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın!

Ama; bunları nerede, nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarında savrulur gidersin.

Öfken ve nefsin bir olup aklını yener.

Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın!

Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi değildir.

Bütün bilinmeyenler, fethedilmeyenler, görünmeyenler, ancak sen faziletli ve ahlaklı olursan  gün ışığına çıkacaktır. 

Ey oğul! Ananı, atanı say!  Bereket büyüklerle beraberdir.

İnancını kaybedersen, yeşilken çöllere dönersin.

Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma!  Gördüğünü görme! Bildiğini bilme!  Sevildiğin yere sık gidip gelme!