Görüş Bildir

KALEMİN DİLİ

AK PARTİ NE YAPMALI??.

Dost acı söyler, hakikatiyle!… Şunu; ifade ediyoruz!...

İvedilikle; şunu yapmalıdır.. Ki zaman geçirmeden..  Ve hemen şimdi?

Dün; "yola çıkarken" neyi hedefliyorduk..? Yolu yarıladık, ne haldeyiz?..

Bugün de, "hangi merhalede" bulunuyoruz?!…

Yol alınanlar kim? Yolcular kim? Yolun rotasını çizen kim?

Rehberler…

Dava arkadaşları?..

Yeniler ve eskiler, duraklarda inen ve binenler, dahil olmak üzere!?

Bu muhasebesiyle, olup-biteni irdelemesi gerekiyor; AK Parti ve Kurmayları!…

Sonra; 31 Mart'ı sorgulayacak…

"Biz nerde yanlış yaptık?" sorusuna gelmesi gerekiyor?!.

Soracak.. Araştıracak, irdeleyecek ve soruşturacak..

Özeleştiri merceğiyle, aynayı "sürecine ve yüzlerine" tutacak..

Diyecek ki; "de bakalım…"  Yanlışımız ne, ne değildir?…

***

İçimizde "ne tür" hainler türedi de; dostlar "çıkış" kapısına yöneldi?.. Ferasetimizi mi kaybettik ki, "herkesi hasım" görür hale geldik?

Hakkı batıla, batılı hakka neden "yeğler hale" geldik biz söyle?…

Trollerin.. Troykaların..  İçteki kurtçukların, "dehlizine" kapılıp, "davayı" bize unutturdular mı, ne? Ve bunlar içimizde nasıl türedi, be arkadaş!!?

Şirketlerle.. Derneklerle. Vakıflarla.. Teşkilatlarla… Platformlarla.. Örgütlerle…

Vekillerle, teşkilatlarla, parti başkanlarıyla; "hacı abileri" nasıl da ihdas" ettik..

Paraya, pula, mala-mülke, servete yönelerek, zenginler peydahlattık!! 

Yani, "kapital bir putlaşmanın" batağına nasıl oldu da, gırtlağa kadar batıp, düştük?..

İştahlı, iştahlı; batıp çıkıyoruz!…

Çevremizi, önümüzü, ahalimizi görmezden gelerek; "bizi bizden nasıl ettiler?"!…

***

Günahı da.. Sevabı da.. Hayrı da… Dini de.. İnancı da.. İbadeti de!… Terk-i diyar ettik!..

Allah'ın hükümlerini de.. Kur'an-ı Kerim'in, anlatımını da..

Peygamber efendimizin rehberliğini de…

Avrupa-i fikrin "seküler ve liberal" hayatına, mevta eder hale kim ve kimler bizi getirdi?

Ne hale geldik biz?

Ha bire, kurban verip, duruyoruz, durmadan?

Dilipak'ın dediği gibi; "be namaz" hale nasıl, kim bizi getirdi, gelebildik?…

Ne yazık ki geldik, hem de "cünübe" halde!!?

Evet, abdest bozuldu!.. Hadese, necasete topyekûn "düşüldü..!

Ne aile kaldı..? Ne mahremiyet..? Ne de yaşamın huzuru, güveni ve istikrarı?..

Herkes öteki.. Herkes hasım.. Herkes birbirine "kanlı-bıçaklı", düşman kesilmiş…

Onun için de; ruhen de, bedenen de, zihnen de "arınmalıyız?"

***

Salt parti değil… Millette? Ki devlet-i aliye bütünüyle.. Yeter artık; maddiyatın peşinde koşma hali?..

Çünkü, maneviyatı kaybeden "her şeyini" kaybetmiş olur!… Ki hali hazır yaşadıklarımızdır..

Cahilleşen, zalimleşen bir serüvenin içerisinde; bulunur haldeyiz!.. Ve tabi ki, "bir başına" yalnızlaştık..

İçten ve dıştan; "sopalanıyoruz?.."

Ne eşimiz kaldı? Ne dostumuz kaldı?  Ne de yol arkadaşı.. Ne de aile mefhumu diye bir; "kurum…"

Ki maazallah; "benlikte" kaybolur noktaya geldi!!!...

Irkçılık ve şovenizm!!…

***

Aslında, vaki olan aşamanın tek cümlelik beyanı var… Ki panzehire ulaşabilmenin yolu da; buradan geçiyor?

"Biz nerede yanlış yaptık" sözünün muhtevasıdır?

Karşılığıdır..

Biz; "nefis muhasebesinden" uzaklaştık!!…  Onun; nefsani "kirliliğine", battık, bir türlü de çıkamıyoruz!.. Bunları aşmalıyız..

 ***

Değişim, deniliyor.. Değişiklik yok!… Yenilik deniliyor, zerresi- yok.. Kişiler hep aynı!!!

Yeni bir yol seyri ve haritası, deniliyor; gidilen "yol aynı yol.?"

Metal yorgunluğu.. Zihin yorgunluğu.. Dava yorgunluğu..

Maddiyat düşkünlüğü, denildi duruldu.. Ancak; "mekanizma" aynı işlerlikte!…

Halkın beklentisi.. Milletin talepleri.. Seçmenin, istedikleri "ulu orta" çığlık çığlığa ifade ediliyor…

Ve vaat ediliyor; "hepsi" olacak deniliyor?.. Ama herşey yine "eski tas eski hamam" misali, bildik!!!…

***

Hasılı kelam; "bir imtihan" serüveninde!!!..

Eğer ki, "gerideyseniz..!"

Eğer ki, kayıplar veriyorsanız..

Eğer ki, bilmezlikle, yüz yüzeyseniz..

Eğer ki, imtihan dersini veremiyorsanız..

Eğer ki, zihnen, ruhen ve bedenen netice elde edemiyorsanız!!..

Ve eğer ki; "en iyisini" istiyor ve yapılmasına gönlünüz var ise!

Yapmanız gereken; yukarıdaki kriterleri "liyakat" nokta-i nazarında, değerlendirmenizdir?

***

Dahası!.. Kendinizi "özeleştiriye" almanız gerekiyor… Yenilenin, değişin.. Sonra çevrenize bakın!..

Kim kimdir..? Kim kiminledir? Fikri de, zikri de, dünyevi, ahiret mücadelesi; "hangi yolun yolcusudur?"

Ona göre tavır ve tanzime gidin.. Sonra, özünüzle, sözünüzle, ruhunuzla "topluma" dönün!!!…

Yani, yapılması gereken!…

Kenar-ı Dicle'de bir Kurt aşırsa koyunu, Gelir de Adl-i İlahi Ömer'den sorar onu..!"

İşte bütün mesele bu!…

***

PROTESTO VE OLGUN TAVIR!?..

Beceremeyiş mi?… Beceriksizlik mi?

Yoksa, keyfiyet arzına göre, "tarafgirlik mi?"

Her ne ise!!… Ne yazık ki, tüm şekli-şemailiyle vaziyet "yüze-göze" bulaştırmadır..

Ötekileştirmedir.. Kutuplaşma "zehrini" vahşice enjekte etmedir..

Çünkü;

Eleştiriyi bilmiyoruz.. Eleştiriye tahammülümüz yok.. Özeleştireye de gelmiyoruz…

Yani; "kör bir bencillik" hakimiyetiyle, boğazlıyoruz!!…

Hakikati de.. Hakikatsizliği de.. Zalimi de.. Mazlumu da…

Velhasıl; "bulamaç" misali iştahsız ve nefessiz bırakılıyoruz!!!?..

***

İşte, debelenip, durulan vakıa!…

Binali Yıldırım'ın.. Üniversite'deki "protesto" edilme hali..

Hadise, "inşa" edilen binaların seyri…

En basit.. En halis.. En doğal bir; "tavır" vücut bulmuş!!..

Ama, "eleştiri" oklarını elinde tutanların hali!!

Akla ziyan!!!.. Vur.. kır.. Yak, yık!!!… Sen de karşılık ver...

Görüntüler de!.. Muhataplar da.. Şahit olanlar da!!..

Her şey ulu orta yerde!.. Bir şiddet yok.. Bir gariz küfür yok.. Bir fiziksel müdahale söz konusu değil..

Bir, metal atma hali de yok… Yapılan ne?… Bir slogan..

Ne diyorlar; "her şey çok güzel olacak?…" Hepsi bu!..

***

Eğer ki!.. Demokrasiye… Demokratik hakka!!..

Eleştiriye.. Eleştirisel hakka.. Çağdaşlığa; dem vuruyorsa!..

Ki öyle!.. Öyle ise; bu ne tahammülsüzlük!!… Bu ne paskallık..

Bu ne; "ateşi" körükleme hali.. Yangına; "benzinle" gitme, fikriyatın alevliliği!..

Ayıp ya!…

Gelelim, Binalı Yıldırım'a.. Ortaya koyduğu tavır… Takdire şayan..

İşte, demokratça tutum.. İşte olgunluk.. İşte, toplumsal kucaklamayı benimseyen siyasetçi!…

Yaptığı ne? Protesto edenlere el sallıyor.. Selam veriyor.. Gülücük gönderiyor.. Ve salonu terk etmiyor..

Bilakis, daha bir kaynaşma sağlıyor…

***

Bir protesto.. Bir olgunluk… Doğrusu ikisinin, vücut bulduğu panzehir…

Şiddeti.. Öfkeyi.. Hizipleşmeyi.. Kutuplaşmayı..

Ötekileştirmeyi.. Tahammülsüzlüğü.. Anlayacağınız enva-i "şirretliği" kökten yok edendir..

Birliği.. Dirliği.. Kardeşliği pekiştirir.. Doğruyu buldurur.. Yanlışı ortaya koyar.. İstişareyi sağlar..

Hakkaniyet oluşur.. Özgürlük, eşitlik.. Hak, hukuk ve adalet nizam bulur…

Mütevazilik.. Samimiyet.. İhlaslı.. Liyakat ve ehil, bir toplumsal "huzur" sağlanır..

Netice itibariyle..

Vakıadan çıkarılacak "vicdan-i ders" ferahlıktır, huzurdur!!..

***

14 MAYIS'I HATIRLARSAK!!…

Yani.. 14 Mayıs 1950..  69 yıl önce..

O gün, size neyi ifade eder, ya da neyi size hatırlatır!!..

Bilen az.. Ama bilmeyen hayli çok.. Hani diyoruz ya; "demokrasi, demokrasi"..

Milli irade, milli irade. Hakimiyet, kayıtsız şartsız milletindir..

Teminat.. Hakkaniyet..

İşte bu "yaldızcı" kelimeleri, cümlelere yerleştiriyoruz ya!… Seçme ve seçilme…

İşte; "özgürleştikleri" gündür 14 Mayıs..  Bir "milattır..!"

***

Çünkü, "açık oy, gizli sayım" devri sona ermişti…

Artık; "hakim teminatı" vardı..  "Gizli oy, açık sayım…!"

Seçmenin de.. Sandığın da.. Siyasetin de; "hakim teminatıyla" şeffaflaşmasıdır; 14 Mayıs!..

Ne gariptir ki!… "Bu devrimin" sene-i devriyesinde..

Demokrasiden.. Eşitlikten.. Özgürlüklerden..

Türkiye'nin "demokrasi" tarihinden dem vuran, CHP!!!…

Bugün, 69 yıl öncesinin; "özlemiyle!!"… Hakim teminatını; "çete" olarak, görüyor..

Eee..

Çeyrek asır; "tek parti, şeflik ve dipçik" dönemiyle inşa edilen saltanatın, "hasaneti ve özlemi!!!.."

***

BİR DE BEN SORAYIM!…

Herkes sordu.. Sosyal medya çalkalandı.. Ama hala; etkili ve yetkiliden ses yok..

Neyedir, bilemem.. Ama velakin bir de ben sorayım..

Belki birileri, "üçlü koddan" kurtulur..

Görür..

Konuşur..

Ve duyar misali; ses verebilir?..

Şu " kuvöz" hadisesi neyin nesi?..

Kadın Doğum hastalıkları Hastanesi…

Denilen odur ki..

72 tane kuvöz var.. Bunların, ekseriyeti boş.. Kimi bozuk.. Kimi, devre dışı..

Ve iki ay içerisinde, 62 "bebek" bu kuvözlerde tutulmuş?..

Yani, yüzde 50 kapasiteli!… Garip olan şudur..

Özel bir hastane ile yapılan anlaşma..

Yani kuvöz hizmeti verilemiyorsa, buraya sevk edilecek?

Sormak lazım!…

Neden, niçin ve nasıl? Gerekçe; nedir?

Pek tabi ki..

Sadece iki aylık zaman dilimi içerisinde; "kaç hasta bebek" sevk edildi.

Devlete maliyeti ne kadar?….

Kısacası kim kime; neyin rantını sağlıyor?..

Hadi bi deyin bakalım..

***

19 MAYIS VE 100. YILI!

O gün, Atatürk ne diyordu?…

"Ey gençlik..

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur…"

Sporcuya nasıl sesleniyordu?

"Zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklı"

Ya, sanatçıya…

"Herkes sanatçı olamaz…

Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa tüm bir hayata malik olamaz..!"

Köylü için, ne diyordu?…

"Köylü milletin efendisidir…"

Ya hekimler için, söyledikleri?

"Beni Türk hekimlerine emanet edin…"

Ve millet için; 'Her millet, layık olduğu yaşayışa erer!.."

Peki, sene-i devriyede.

Yani bir asrın devrinde; "hal-i vaziyet!!" bu minvalde mi?..

Siz deyin…

19 Mayıs kutlu olsun..