Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

MÜSTAKİL VE BAĞIMSIZ OLMAK! (III)

Evet, sevgili okurlar.

Dünkü köşemizde de bu minval üzere yapmış olduğumuz tespitler gösteriyor ki, devletimizin, hükümetimizin yıllardan beri terör odaklarına karşı vermiş olduğu mücadele boşuna değildir.

Bu mücadele paralelinde gerek Cumhurbaşkanımız olsun, gerek hükümet olsun, bu meyanda yazılarımızla, düşüncelerimizle vermiş olduğumuz destek ve mücadele, Allah’a şükürler olsun ki, hep başarılı olmuştur.

Destekleyicilerimizin de sayıları yüz binleri aşıyor.

Ama bunlar tamamıyla devletimizin, özellikle Cumhurbaşkanımızın taşıdığı misyon, inandığı dava paralelinde gelişiyor ve biz de bu inanç paralelinde yazıyoruz..

Ve hakikatı, kamuoyuna yansıtıyoruz.

Hedefimiz, gayemiz ve temel stratejimiz aynıdır..

Ki hiç bir şekilde de şaşmaz ve şaşmayacaktır..

Ancak şunu da belirtmeden geçemiyoruz…

Hani her zaman yine bu sütunlarda dile getirmek istediğimiz bir ifade var.

O ifade bize ait değil…

İran’ın İslahan coğrafyasında bulunan Şiraz kentinde büyümüş mutasavvıf ve derin mana ve hikmetli sözlere sahip Hafız-i Şirazi'nin ifadisidir…

Ondan, nakletmiş olduğumuz çok hikmetli bir sözdür…

O sözü de aynen farsça orijinal metniyle size aktarmak istiyorum.

Hafız kendi kendine hitaben diyor ki;

“Hafizâ fikr-i makûl bıferma

Gûle behâr-ı kûcar?”

Türkçe manası şöyledir;

“Ey hafız!

Düşündüğün, yerinde gördüğün makul düşünce ve fikirlerini söyle, çekinme, korkma.

Dikensiz gül nerde var?

Koklamak istediğin dikensiz gül hiçbir yerde yoktur”

Yani anlaşılan budur ki insan bazı gerçekleri söylediği zaman elbette ki zor olan şeylere de katlanmak zorunda kalıyor.

Gülün kokusu hoşsa koklamak istediğin zaman onun dalında var olan dikenler de, mutlaka parmağına batar.

Günümüzdeki toplumsal olumlu, olumsuz düşünceleri de birbirine karıştırırsan, yani dile getirmek istenen gerçekler söylenmelidir.

Ki söylendiği zaman da karşılığındaki faturayı da ödemeye hazır olunmalıdır.

* * *

Sevgili can dostlar.

Gerçekten bu zamanımızda bazı şeyler, zülfüyara dokunsa bile söylemek zorundayız..

Zira inancımıza göre, bağlı bulunduğumuz kutsal dine mensup olduğumuz için, o dinin gereken düşüncelerini dile getirmek zorundayız…

Aksi takdirde o gerçekler saklandığı zaman, sahibini "dilsiz şeytanın" rolüne sokar.

O yörüngeye girmememiz için, daima dobrador gerçekleri söylemişizdir ve söymeleyizde..

Ve o söylemlerimiz devlet büyüklerinın yanında, geçerli olmuştur..

Yer ve zamana göre, siyaset piyasasında da satışı yapılmıştır.

Evet, o fikirlerden başlık olarak birkaç tanesini söyleyeyim size.

Bilindiği gibi Türkiye’de kendi hayatına siyasiyat verebilme şansını yakalamak için, bazı şeyleri saklamak gerekiyor düşüncesi hakimdir.

Ama biz o düşünceye sahip değiliz ve dostlarımıza dosdoğru gerçekleri söylüyor ve ikaz ediyoruz.

Velev ki acı olsa bile.

Zira hani demişler ya;

“Dost acı söyler”

***

Evet, sevgili okurlar.

Gerçekten AK Parti, zaman zaman oldukça yörüngesinden çıkıyor, yön değiştiriyor gibi görünüyor.

Ama buna rağmen, bugüne kadar iktidarda kalmışsa bu da hiç kuşkusuz ki, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yüzü suyu hürmetinedir..

Onun sayesinde, parti ayaktadır.

Bakınız, inek hayvanı, Hindistan’da kutsal bir hayvan olarak algılanmakta olup, Allah’a taparcasına insanlar yani Budistler ineğe tapıyorlar…

Onun pisliğine dahi katlanıyorlar..

Ama nihayet günü gelince de kesip etini yiyorlar.

Bu ne biçim tapma, bu ne biçim ilah ki “tapıyor, ama günü gelince de kesiyor etini yiyor”?

Tıpkı Türkiye’de ve bazı diğer Avrupa ülkelerinde ineğin kutsiyeti söz konusu değilse de “işçi hakları” adını taşıyan bu kavram, Hindistan’daki inek kutsiyetinden daha fazla kutsanmaktadır.

İyi de o da batıl, bu da batıl.

Zira gerçekten Türkiye, batı dünyasının demokratik hak özgürlükleri paralelinde değil, CHP’nin hala da 1965’li yıllarda Sosyal Güvenlik Kurumu başında genel müdür olarak görev yapan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ecevit’e sunmuş olduğu “İşçi hakları kanunu” tamamıyla antidemokratiktir…

Mezalimdir…

İşsizliği ortadan kaldırma değil, işsizliği körüklemek için uygulana gelmiştir.

Bazı iş mahkemeleri dahi, aynı o kanunu Hindistan’daki inek kutsiyeti kadar buna da “Hukuk ve demokrasi” diye inanarak, karar veriyorlar..

Hele hele bazı Baro Avukatlarının işi tamamıyla ranta çevirmesi, kişisel menfaate dönüştürmesi ve istihdamı yaratan iş çevrelerinin karşısına komplo teorileri kurarak, yalancı şahit ve uydurma evraklarla davaları kazanma gibi haller, demokratik bir Türkiye’ye yakışmıyor....

Ve gerçekten hukuk dışı bir anlayıştır.

Sadece ranta dayalı uyduruk yalancı şahitlerle işi bitirme hali…

Adeta adliyeyi, mahkemeleri, yargıyı yanıltma pozisyonu yaşanmaktadır.

Evrak-ı müsbite denilen kanıtlayıcı, resmi delil belgeleri hiçe sayılıyor.

Ancak yalancı şahitlerin şahitliği geçerli oluyor.

Hâlbuki bilinen gerçek budur ki resmi evrak, hukukta kesin bir delildir.

O kesin delilden ibaret olan o resmi evrak hiçe sayılıyor…

İşte hukuka dayalı, demokrasiye dayalı, muhafazakâr bir AK Parti iktidarı, artık bayatlamış, iş hukuku adını taşıyan bu kanunu tez elden değiştirmesi lazım.

Aksi takdirde bu partinin 15 senelik iktidar geçmişine yönelik not defterine bir artı olmadığı gibi sürekli, eksi olduğu unutulmamalıdır..

Bu yönde, ibre sürekli eksiye iniyor.

En derin saygı ve sevgilerimle..

Hayırlı Cumalar…

 


Yorum Yap

Yazarın Önceki Makaleleri
TOPLUMSAL DEJENERASYON!? (V) | 17 Kasım 2017 Cuma
TOPLUMSAL DEJENERASYON!? (IV) | 16 Kasım 2017 Perşembe
TOPLUMSAL DEJENERASYON!? (III) | 15 Kasım 2017 Çarşamba
TOPLUMSAL DEJENERASYON!? (II) | 14 Kasım 2017 Salı
TOPLUMSAL DEJENERASYON!? | 13 Kasım 2017 Pazartesi
ŞEREFU’L MEKAN-İ Bİ’L-MEKİN (MEKANIN ŞEREFİ, O MEKANI İHRAZ EDEN KİŞİYLE KAİMDİR)! (II) | 10 Kasım 2017 Cuma
Tüm Yazıları