Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

SİYASET ANLAYIŞI ACIMASIZ BİR CANAVARDIR..!

Evet sevgili dostlar!

Gerçekten Türkiye’nin içinde bulunduğu manzara hiç iç açıcı değil, yaşananlar ise derinden derine düşündürücüdür.

Özellikle siyaset dünyasındaki olup bitenler..

Gerek Türkiye’mizde olsun, gerek İslam dünyasında olsun, görünen mevcut manzara, tüm çıplaklığıyla kendini ele veriyor...

Onun için de, bugünkü yazımıza başlık olarak kullandığımız ifade, tarihi bir ifadedir, yerli yerinde haklı bir çığlıktır..

Hakikatin de beyanıdır...

Bize göre en önemli ve tehlikeli tarafı da din adamlarının toplumda söz sahibi olması gerekirken, maalesef değil..

Hele ki, Diyanet Teşkilatının yozlaşması...

Bize göre her şeyin hafife alınması, siyaset dünyası için ucuzdan ucuza her şeye fetva verilmesi…

Vahim bir gidişatı oluşturuyor..

Siyaset aklına esir düşmesi gibi çok yanlış badireler geçiren Türkiye, sonuç itibariyle derin ve uzun karanlık bir tünelde yol alıyor..

Ki ışıklı bir son hiç görünmüyor.

Hep karanlık, zulümat ve korkutucu hal var!

Siyasetin dili ne yazık ki hep yalan söylüyor, abartıyor, kabartıyor ve hiçbir derde de derman olmuyor..

Daha iki gün önce Emine Bulut’un acımasızca 10 yaşındaki kızının gözleri önünde kocası tarafından bıçaklanarak öldürülmesi...

Türkiye’deki cinayet serileri oldukça her Allahın günü televizyon ekranlarında müşahede ediliyor.

Sözde milleti, halkı ikna edebilecek bir dil medya dili olacak.

O da yargı adına peşinen kullanılan; “Katil zanlısına ağırlaştırılmış müebbet ceza” gibi adlandırılmış ifadelerin başlıklara çıkarılması..

Bazı kiralık medya unsurları, yani yönetimlerin, iktidarların, hatta rejimin ve mevcut sistemin ayıplarını örtbas etmek için halka karşı; “iki yüzlü” bir dil kullanmaktadır..

Nitekim bir çok vahim vakıa; unutulup gidiyor..

Ta ki; tekrar bir benzer olay yaşanıncaya kadır..

Bir iki gün konuşulur, sonra da unutulur..

Ne cinayetler, ne dramlar, ne de eli kanlı katiller; “bitmiyor?”

Çünkü; zincirleme toplumsal çürümüşlük başını almış gidiyor...

Gelen giden siyaset anlayışı ustaca kullandıkları ifadeler geçici de olsa adeta toplumu morfinleştiriyor…

Oysa ki toplumun içine sızdırılmış ahlaki çöküntüler...

Allah korkusunun yok edilmesi...
Helal haram tanımayan anlayışın hakimiyeti..

Hasılı kelam; hadiseler toplumu baş aşağı etmiş, uçuruma doğru götürmektedir.

Siyaset ise kendi alanında ömrünü uzatmak için devletin imkanlarından faydalanmak için ihraz edilen makamları korumak için apayrı hedefleri seçiyor.

Kimse farkında bile değil…

Benim en çok dikkatimi çeken tarihi bir olayı burada sizinle paylaşmadan geçmek istemiyorum.

Siyasetin ne kadar acımasız bir unsur olduğunu, özellikle kişisel geleceğinin temini için, makam ve mevki uğruna tümüyle benliğini unutup, acımasızca nasıl davrandığını ortaya koyacaktır...

Bize göre “siyaset ve siyasetin” iki yüzlü dili kırmızı alarm vermektedir.

Bakınız, son devrin Şeyhülislamlarından Mustafa Sabri Efendi “Mevkiful İlmi vel akli ve’l alimi min rabbil alemin” isimli kitabının birinci cildinin son bölümünde siyasetten bahsederken şöyle diyor:

“Yezid bin Muaviye’nin (yani Muaviyenin oğlu Yezid) Hz. Hüseyin’le savaşırken kendisi bizatihi savaşa girmiyor.

Zayıf iradeli bazı insanları kullanarak yola çıkmış bencil bir insan.

Özellikle Hz. Hüseyin’i çok seven, savaştan önce en yakın dostu olarak görünen ve gerektiği an kendini Hz. Hüseyin’e feda edebilecek kişiliğiyle bilinen Ubeyd bin Ziyad isimli bir şahıs Yezid tarafından kandırılıyor..

Onu Hz. Hüseyin’in ordularına karşı savaşan çetenin başına getiriyor..
Cesur yürekli bir insan olarak bilinen bu insan Hz. Hüseyin’i kendi eliyle katlediyor...
Başını kesiyor...
Cesedini atının ayaklarının altına alıyor ve ezdirmeye çalışıyor.

Böylesine insafsızca, edepsizce, manyakça zulüm eden bu caninin adı Ubeyd bin Ziyad..

Hz. Hüseyin’e en yakın bir insan olmakla beraber, kişisel çıkarı uğruna, Yezid’in ona vermiş olduğu makam, mevki uğruna bu işi yapıyor...

Ona soruyorlar:

‘Nasıl olur da sen Hz. Hüseyin’i terk ettin, bıraktın o Yezid’in yanında yer aldın.. Ve onu katlettin?’

Açık ve net olarak itiraf edip, şöyle der;

 ‘Vallahi Yezid’in bana vermiş olduğu riyaset koltuğu uğruna ben bu işi yaptım. Yezid sözünde durur ve bana bir gelecek temin eder düşüncesiyle ben bu işi yaptım...”

Bakınız sevgili dostlar!

Siyaset demek milletin milli iradesinin ruhunu taşıması olmaktan daha fazla kişisel rant, gelecek, koltuk ve riyaset beklentileridir.

Alem-i İslam’ı 1400 yıldan beri “işte bu iki yüzlü siyaset” hep içten vurmuştur..

Hala da vurmaya devam ediyor.

İşte Ortadoğu devletçikleriyle 100 yıldan beri Türkiye’deki siyaset manzarası orta yerde..

Bu itibarla diyoruz ki;

Siyaset acımasız bir canavardır, geçmişe yönelik ne kadar inanç ve ideoloji birlikteliği olursa olsun, günü gelince acımasızca çözülmeye başlar..

Menfaat, koltuk, makam ve mevki söz konusu olunca acımasızca o dostlar birbirine sırt çevirirler..

Öyle ki; birbirini ihanetlikle itham etmekten çekinmezler..

Bundandır ki; Bediüzzaman Said Nursi hazretleri ““Eûzü billahi mine’ş-şeytani ve’s-siyaseti” demiştir...

Yani, “Ben siyaset ile şeytandan Allah’a sığınırım”

Diğer bir deyimle o büyük Üstad aynen şöyle diyor:

“Menfaat karşısında kurulan bir siyaset canavardır, önce parçalar, yutar sonra döner diş ve tırnağının kirasını ister.”

Nitekim Abdurrahman Dilipak'ın “Fetva Çıkmazı” başlıklı dünkü yazısı bir ölçüde aktardıklarımla; paralellik arz etmektedir..

Bazı bölümlerini burada sizinle paylaşmak istiyoruz.

İşte yazıdan o bölümler...

 “Isırıcı meliklerin kiralık ulemaları “kardeş katli”ne de fetva verir, paranın zimmetine de. “Kara kaplı kitap” da öyle yazıyorsa kim ne diyebilir ki, “Mülk onundur” haşa. Din adına fetva veren birtakım gayb hazinesinin anahtarını elinde tutan(!) esoterik tipler önüne geçtikleri insancıklardan “musalla taşındaki meyyid” gibi olmasını ister de, birileri de buna razı olur.

Tarihte “Gavur padişah” lakabı ile anılanı da var, “zalim” sıfatı ile anılanı da. Hz. Ali’yi ya da İmam-ı Azam’ı kim şehid etti!? Hepsinin de kendine göre “fetva”sı alınmıştı. Birilerinin dizleri gün gelecek “Fetva yokuşu”nda çekmez olacak. Şeytanın “Allah’la aldatarak” dostlarını yönlendirdiği “Fetva çıkmazı”nda yollarını kaybedecekler.

 “İlah ve Rab” edinilen “din büyükleri’nin elinde oyuncak olan “din” kalıbına sokulmuş muharref geleneklerle “kitap” bir cinayet aletine dönüştürülebilir.. “Mızraklarının ucuna ayetleri geçiren”, Hz. Ali’nin katli için haşa Kur’an-ı Kerim’den delil getiren müfsitleri hatırlayın.”

Nitekim yukarıda açıkladığımız gibi Muaviye’nin oğlu Yezid’in Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi için kiraladığı Ubeyd bin Zeyad’ın olayı gibi...

En derin sevgi ve saygılarımla…