Görüş Bildir

SERBEST KÜRSÜ

Prof.Dr.Mustafa Kemal ÇELEN

serbestkursu21@hotmail.com

Kudüs’te 1000 Yıllık Oyun!

Değerli Diyarbakır Söz okurları, uzun yıllar bu sütunlardan sizlere sağlık ile ilgili yazılar sundum. Toplum sağlığını tehdit eden hastalıklardan bahs ettim. Aslında yine sağlığımızı tehdit eden durumları kaleme almak niyetindeyim. Ancak bu sefer daha çok ruh ve akıl sağlığımız doğrudan etkileyen ve her anlamda ayarlarımızı bozmaya çalışan toplumsal konuları gündeme almak niyetindeyim. “Serbest Kürsü” sizin yeriniz. Lütfen her türlü konu ile ilgili olarak bana ulaşın. serbestkursu21@hotmail.com   

Ortadoğunun kanayan yarası Jerusalem!

Kudüs’ün işgal edildiği 15 Temmuz 1099 tarihinden kırk gün sonra, Şam’ın saygıdeğer kadısı Ebu-Said el-Herevi’nin beraberindeki Kudüs mültecileri ile, dönemin Halifesi el-Mustazhirbillah’ın makamına izinsiz girerek, İslam’ın karşı karşıya olduğu büyük tehlikeyi ifade etmesi sahnesiyle başlamaktadır. El-Herevi’nin Bağdat’ta yaşayacağı hayal kırıklığı aslında Haçlı Seferleri karşısında Müslümanların çözülmesinin de bir habercisidir.

Haçlılar, 21 Ekim 1097’de Yağsıyan’ın yönetiminde bulunan Antakya’ya ulaşır. Bu şehir 40 yıl önce Bizanslılardan Selçuklulara geçmişti. Erzak stoku zenginliği ve surlarının sağlamlığı ile içeriden bir ihanet olmadığı müddetçe ele geçirilmesi zor bir şehirdi Antakya.

Aynı dönemde Suriye’de iki kardeşin savaşı devam etmektedir. “Ne büyük benzerlik ki yaklaşık 1000 yıl sonra yine bu coğrafyada aynı senaryo ve savaş hüküm sürmektedir.” Halep Sultanı Rıdvan ve Şam Sultanı Dukak birbirlerine o kadar kin beslemektedirler ki ortak bir tehlike karşısında birleşmeyi bile düşünmezler. Bununla beraber Rıdvan, Haşşaşiyun Tarikatı’nın etkisi altındadır. Yağsıyan önce Şam Sultanı’ndan yardım ister. Ancak Dukak’ın miskinliği ve korkaklığı yüzünden Rıdvan’a yönelmek zorunda kalır. Yardımdan çok Antakya’yı ele geçirme hevesiyle harekete geçen Rıdvan, sayısal üstünlüğüne rağmen, yanlış tertiplenmesi ve çekingenliği sebebiyle Haçlılarla göğüs göğüse çarpışmak zorunda kalır ve ordusu şövalyelerin zırhları altında ezilerek 1098 yılında Antakya Haçlıların eline geçer.

İslam dünyası, Bağdat’taki Abbasi Halifeliğini sürdüren Sünniler ile Kahiredeki Fatımi Halifeliğini sürdüren Şiiler arasında bölünmüştür. Bizans ile bir ittifak halinde olan Kahire veziri El-Efdal “en üstün” Şehinşah, Frenk istilası karşısında memnundur. Ancak Basileus’unda artık Frenkler üzerinde bir denetimi kalmamıştır. Bunun üzerine, El-Efdal Frenklerden önce davranarak Kudüs’ü ele geçirir. Kudüs’in savunmasını İftiharüddevle “Devletin gururu” adlı bir komutana bırakır. Ancak Haçlılar, Temmuz 1099’da Kudüs’ü ele geçirir. Müslümanlar bir hafta boyunca katledilir. Frenkler, büyük bir saygı beslediklerini iddia ettikleri şehri vahşice talan ederler.

1180’de Şam ile Kudüs arasında, bölgede serbest mal ve insan dolaşımını güvence altına alan bir anlaşma imzalanmıştır. Ancak, özellikle Renaud adlı şövalyenin başını çektiği bir kısım Frenkler bu anlaşmayı sıklıkla bozarlar. Sultan Selahaddin uygun zamanı kollar. Frenklerin kendi içi kavgalarına da katılır ve çeşitli ittifaklar yapar. Ancak bir yandan da dalga dalga müslümanları cihada çağırır. Artık yeteri kadar güçlenmiş olan Müslüman ordusunun Frenkler ile bir meydan savaşına tutuşması gerekmektedir. Yapılan savaşta Selahaddin belirleyici bir zafer kazanır. 

Peki günümüzde durum nedir? Tunus’ta başlayan ve tüm Ortadoğu coğrafyasını saran “Arap Baharı”nın amacı Büyük İsrail Devletinin Kudüsü işgaline giden yolun önünü mü açmaktı. Ne hikmetse DAEŞ ya da IŞİD denilen radikal İslamcı bu örgüt yapısı İsrail’e hiç bulaşmadı. Geldiği gibi de apansız kayboldu. Kaybolduğu günlerde de İsrail Kudüs’ü yeni başkenti yaptı. Ve ne hikmetse İlk elçiliğini taşıyan da hamisi oldu. Yine Kudüs’ü başkent yapıp elçiliği açtıkları günde katliam yaptılar. Bin sene önceki gibi… Demek ki hiç bir şey değişmedi. Selahaddin Eyyubi farkı dışında her şey aynı.

Oyun çok büyük, artık devletler yok işin içinde. Büyük şirketler ve CEO’ları tüm oyunları yönetmektedir. Bu işgal ve katliam karşısında hiç kimse bir şey yapmıyor veya yapmak istemiyor. Sanki herkes ve her kurum oyunun parçası gibi…

Başka bir soru?

Hitler neden 6 milyon Yahudiyi öldürdü. Bazılarına göre Hitler, Yahudileri, Alman ekonomisinin çöküşünden ve Rusya'daki Bolşevik devriminden sorumlu tuttuğu için, iktidara gelince, onları bir numaralı hedef olarak seçti. 

Eski teoriye göre, Hitler'in içindeki anti-semitizm duyguları, 1914'te, Viyana'nın arka sokaklarında yeşermişti. Oralarda gördüğü, saçları iki yandan örgülü, uzun siyah paltolu aşırı dinci Yahudiler'e karşı antipatisi düşmanlığa dönüşmüştü. 

Bir başka teoriye göre de, annesi Yahudi bir doktorun ellerinde ölmüştü. 

Ancak tarihçi Ralf-George Reuth'in yeni tezine göre Hitler, Yahudileri, 1. Dünya Savaşı'ndan sonra çöken alman ekonomisinden sorumlu tuttuğu için Yahudi nefreti en uç noktaya kadar gelişti. O dönemde, Alman ekonomisinde büyük ağırlığı olan Yahudi işadamları, borsayı yönlendirecek kadar güçlüydüler. Ayrıca Alman bankalarının yüzde 50'sinin ve Alman gazetelerinin yüzde 80'inin sahipleri Yahudi kökenliydi. Peki bugün? Trump’un seçilmesini kim sağladı. Suriye’de bu kadar kargaşanın olduğu son 6 yıllık dönemde neden hiç İsrail’e karşı dolaylı veya dolaysız bir sorun yansımadı.

Havada kapalı ve maalesef havada kötü kokular var…